Yirminci yüzyılın en önemli siyasetçilerinden biri olan Nelson Mandela’nın uzun esaretinin başladığı 5 Ağustos 1962 tarihiydi.
Apartheid (ırkçılık) rejimine karşı yürüttüğü mücadele nedeniyle tutuklanan Mandela, sonraki 27 yılını cezaevinde geçirdi. Hapisten çıktığında ise intikam çağrısı yapan bir lider değil, uzlaşmayı savunan bir devlet adamı olarak dünya tarihine geçti.
Ancak Mandela’nın hayatı yalnızca kahramanlık öykülerinden ibaret değil. Yöntemleri, siyasi tercihleri ve iktidardaki performansı bugün bile farklı açılardan değerlendiriliyor.
Nelson Rolihlahla Mandela, 18 Temmuz 1918’de Güney Afrika’nın Mvezo köyünde dünyaya geldi. Thembu Kraliyet Ailesi’nin bir koluna mensuptu. Hukuk eğitimi aldıktan sonra Johannesburg’da avukatlık yapmaya başladı.
1944 yılında Afrika Ulusal Kongresi’ne (ANC) katıldı ve kısa sürede siyah çoğunluğun siyasi hakları için mücadele eden genç liderlerden biri haline geldi.
Mandela’nın hayatını anlamak için apartheid sistemini bilmek gerekiyor.
1948 yılında iktidara gelen beyaz azınlık yönetimi, siyahlar ve diğer etnik gruplar üzerinde sert bir ırk ayrımcılığı rejimi kurdu.
Bu sistemde siyahların oy hakkı yoktu, beyazlarla aynı okullara gidemezler, aynı mahallelerde yaşayamazlardı. Aynı plajları, hastaneleri ve toplu taşıma araçlarını kullanmaları bile sınırlanmıştı.
Mandela’nın mücadelesi işte bu sisteme karşı başladı.
Mandela’nın siyasi yaşamındaki en tartışmalı dönüm noktalarından biri 1961 yılı oldu.
Sharpeville Katliamı’nda polisin 69 göstericiyi öldürmesinin ardından Mandela ve ANC yönetimi, yalnızca barışçıl protestoların sonuç vermeyeceği kanaatine vardı.
Bunun üzerine ANC’nin silahlı kanadı Umkhonto we Sizwe (Ulusun Mızrağı) kuruldu.
Mandela bu örgütün kurucuları arasında yer aldı.
Örgüt başlangıçta elektrik santralleri, iletişim hatları ve devlet tesisleri gibi altyapı hedeflerine yönelik sabotaj eylemleri gerçekleştirdi. Mandela, sivillerin hedef alınmaması gerektiğini savunuyordu. Ancak bu karar, sonraki yıllarda onun en çok eleştirilen yönlerinden biri oldu.
Mandela, 5 Ağustos 1962’de polis tarafından yakalandı. Önce yasa dışı yurt dışına çıkmak ve grev çağrısı yapmak suçlarından hapse mahkûm edildi. Daha sonra Rivonia Davası kapsamında hükümeti devirmeye yönelik sabotaj planlarıyla suçlandı.
1964 yılında ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Mahkemedeki, “Uğrunda ölmeye hazır olduğum bir ideale sahibim” sözleri tarihe geçti.
Mandela’nın hapis hayatının büyük bölümü Robben Adası’nda geçti.
Küçük bir hücrede yaşadı.
Kireç taşı ocağında ağır işlerde çalıştırıldı.
Ailesini yılda yalnızca birkaç kez görebildi.
Dış dünyadan büyük ölçüde izole edilmesine rağmen uluslararası kamuoyunda apartheid karşıtı mücadelenin sembolü haline geldi.
Özgürlüğe giden yol
1980’li yılların sonunda Güney Afrika üzerindeki uluslararası baskılar arttı.
Ekonomik yaptırımlar ve iç siyasi krizler nedeniyle hükümet müzakere masasına oturdu.
Nelson Mandela, 11 Şubat 1990’da serbest bırakıldığında cezaevinde tam 27 yıl altı ay geçirmişti.
Dünyanın dört bir yanında milyonlarca kişi bu anı canlı yayınlardan izledi.
1994 yılında Güney Afrika’nın ilk özgür seçimleri yapıldı.
Nelson Mandela ülkenin ilk siyah devlet başkanı seçildi.
Görev süresinde en çok dikkat çeken yaklaşımı, beyaz azınlığa karşı intikam politikası izlememesi oldu.
Başpiskopos Desmond Tutu başkanlığındaki Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu, geçmişte işlenen suçların ortaya çıkarılmasını amaçladı.
Bu model daha sonra birçok ülkede örnek alındı.
Destekçilerine göre Mandela:
Apartheid rejiminin sona ermesinde belirleyici rol oynadı.
İç savaşı önledi.
İntikam yerine uzlaşmayı tercih etti.
Irk ayrımcılığına karşı küresel mücadelenin sembolü oldu.
Demokrasiye geçişi barışçıl biçimde yönetti.
1993 yılında Frederik Willem de Klerk ile birlikte Nobel Barış Ödülü’nü aldı.
Eleştirenler ise şu noktalara dikkat çekiyor:
ANC’nin silahlı mücadeleye yönelmesinde rol oynadı.
İktidarı döneminde suç oranları ve ekonomik eşitsizlik önemli ölçüde devam etti.
Toprak reformları beklenenden yavaş ilerledi.
ANC yönetiminin sonraki yıllarda yaşadığı yolsuzlukların temellerinin bu dönemde atıldığını savunanlar bulunuyor.
Bazı muhafazakâr tarihçiler ise Mandela’nın uluslararası kamuoyunda “kusursuz kahraman” olarak sunulduğunu ve siyasi tercihleri konusunda daha eleştirel değerlendirmeler yapılması gerektiğini ileri sürüyor.
Buna karşılık Mandela’yı savunan tarihçiler ise Güney Afrika’nın 1990’ların başında iç savaşın eşiğinde olduğunu hatırlatıyor.
Onlara göre Mandela’nın en büyük başarısı, onlarca yıl süren ırk ayrımcılığının ardından ülkeyi geniş çaplı bir intikam ve şiddet sarmalına sürüklemeden demokratik yönetime geçirebilmesiydi.
Atatürk Ödülü
Mandela 1992 yılında Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü, o dönem Türkiye’de yaşanan Kürt sorunu, Olağanüstü Hâl (OHAL) uygulamaları ve insan hakları ihlallerini gerekçe göstererek önce reddetti. Ancak daha sonra fikir değiştirdi ve 1999 yılında Türkiye’ye gelerek Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü kabul etti. Mandela, Mustafa Kemal Atatürk’ün sömürgecilik karşıtı mücadelesine ve reformlarına büyük saygı duyduğunu, kendisinden ilham aldığını belirterek ödülü teslim aldı.
5 Aralık 2013’te 95 yaşında hayatını kaybetti. Ömrünün neredeyse üçte biri cezaevinde geçmişti.
Cenaze törenine yüzden fazla devlet ve hükümet başkanı katıldı.
Bugün Mandela, 20. yüzyılın en etkili özgürlük liderlerinden biri kabul ediliyor.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
