Salı, 28 Tem 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazılarından

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 28 Temmuz 2026 05:56
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Özgür Özel’in okuması gereken son araştırma-Aytunç Erkin (Nefes)

“… Yeni Parti için kalkınma, toplumun tamamının zenginleştiği, gelir ve fırsat eşitsizliklerinin ortadan kalktığı, yurttaşların gelecek güvencesi kazandığı bir dönüşüm sürecidir. Yeni Parti, ekonomik büyümenin yalnızca belirli kesimlere servet aktarımına dönüştüğü bir düzeni reddeder. Ekonomik büyüme; halkın sofrasına, ücretine, barınma imkânına, eğitimine, sağlığına ve ekonomik güvenliğine ve yaşam güvencelerine yansıdığı ölçüde anlamlıdır.

“… Piyasa mekanizması, toplumun ihtiyaçlarını ve adaleti kendiliğinden güvence altına alamaz. Bu nedenle devlet; düzenleyen, denetleyen, yatırım yapan, stratejik alanlarda öncülük eden ve yurttaşı koruyan bir aktör olacaktır. Kamusal yarar anlayışı, serbest girişimi dışlamadığı gibi adil rekabeti, üretken yatırımı, yenilikçiliği ve girişimciliği güvence altına alarak etkinleştirir. Bu yeni kamucu anlayış sonucunda devlet, ayrıcalıklı çıkar gruplarının değil, toplumun tamamının yanında olacaktır.”

Özgür Özel ve arkadaşlarının kurduğu YENİ Parti’nin (YEP) 41sayfalık parti programını okudum. “Kalkınma ve Ekonomi” başlıklı bölümde “Yeni Kamuculuk” üzerine değerlendirmelerini okudunuz. Tam da bu noktada; 19 Mart 2025’ten bu yana “operasyonları” ve 21 Mart 2026’dan bu yana da “Mutlak Butlan” üzerine yazdığımı fark ettim ve “yeni bir şey söylemek” gerektiğini düşündüm. Siyaset “yeni” başlıyor, hayat “yeniden” şekillenecek, programlar da “yeniden” yazılacak…

Can Selçuki’nin başında bulunduğu “İstanbul Ekonomi Araştırma”nın 1-4 Temmuz 2026 tarihleri arasında 2 bin kişiyle yaptığı çalışmanın “kim ne kadar oy alacak?” tartışmasını kırdığını ve “ekonomiye” odaklandığını gördüm.

Neden mi?

Soru şu: Bugün itibari ile ekonominin nasıl olduğunu düşünüyorsunuz?

Yanıtı bir o kadar düşündürücü ve YEP lideri Özgür Özel’in de üzerinde kafa yorması gereken sonuçlar:

– Bu soruya verilen yanıtları yaklaşık 5.5 yıldır parti bazında takip ediyoruz. Eylül 2020’de AK Parti seçmeninde ‘Çok kötü/Kötü’ yanıtlarının toplamı yüzde 44 seviyesindeyken aynı dönemde MHP seçmeninde bu oran yüzde 60’tı. Zaman içinde iki partinin seçmenlerinin görüşlerinin benzeştiğini görüyoruz.

– AK Parti ve MHP arasındaki fark bu ay 6 puana düşerken AKP seçmenleri arasında ekonominin güncel durumuna dair olumsuz değerlendirmede bulunanların oranı 2025 Mart’tan sonra ilk kez yüzde 51’e ulaştı.

– Eylül 2020’den bu yana hiçbir dönemde muhalif seçmenlerde ekonomiye dair verilen olumsuz cevaplar yüzde 80’in altına düşmedi.

– Diğer taraftan Cumhur İttifakı seçmenleri arasında ekonominin bugününe dair verilen olumsuz yanıtların yüzde 80’i aştığı tek dönem Mayıs 2022. Bu dönemde MHP seçmenlerinin yüzde 86’sı ekonominin “çok kötü/kötü” olduğunu düşünüyordu.

– Bir önceki ay ile karşılaştırdığımızda temmuz ayında ekonominin “Çok kötü/Kötü” olduğunu düşünenlerin oranında MHP ve DEM Parti dışındaki bütün partilerde artış gerçekleşti. AK Parti seçmenlerinin olumsuz değerlendirmeleri 9 puan yükseldi. Haziran 2026’da yüzde 42.6 “olumsuz” derken bu oran temmuzda yüzde 51.3 oldu.

– Sırayla CHP seçmeninde 3, İYİ Parti seçmeninde 5, AK Parti seçmeninde 9 puan artış yaşandı. MHP seçmeninde 7, DEM Parti seçmeninde ise yaklaşık 3 puanlık bir düşüş görüldü.”

Yeni siyasi yelpaze-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)

Yeni Parti, siyasi yelpazenin tüm renklerini etkileyecek bir akım oluşturdu. Bu, toplumun bütün kesimlerini saran bir değişim arzusunun dışa vurumu.

Yeni bir parti doğmadı, yeni bir toplanma yeri oluştu.

Butlan yönetiminin en çok üç hafta içinde sönümlenir diye düşündüğü tepki ve öfke yeni arayışa, heyecana, beklentiye dönüştü.

Gelinen nokta bir yanıyla yeni bir umut yaratmanın ne kadar önemli olduğunu ortaya koydu. Bir başka yanıyla butlan yönetiminin içine girdiği çıkmaz sokağı daha görünür hale getirdi.

Butlandan başlayalım:

1- Figüranların başrolü oynadığı bir salon toplantısı butlan-kayyım işbirliğinin toplum katındaki yalnızlığını açığa çıkardı.

2- BirGün gazetesi muhabiri Ebru Çelik’in gazetecilik başarısıyla ortaya çıkardığı gerçek karşısında önce yalanlama sonra saldırma girişiminde bulunan butlan yönetiminin başvurusuyla soruşturma da açıldı. Günler önce şöyle bir cümle kullanmıştık:

Butlan, hiçbir hukuki sorunla karşılaşmayacak, başına bir şey gelirse de “hukuken” çözülecekmiş gibi hareket ediyor!

3- Kılıçdaroğlu’nun bu toplantıda, “Arındık” demesi manidar! Demek ki arınma dedikleri sadece kendisine karşı olanlardan kurtulma!

4- Rozet takılanların çoğunun zaten partili olmasında şaşılacak bir şey yok. Bu katılma karşısında insanın katıla katıla gülesi de geliyor ama daha fazla yorum yapmayalım.

5- Butlan yönetiminin TBMM grup başkanını seçerken Kılıçdaroğlu’nun adayı Faik Öztrak’ın Gürsel Erol’dan daha az oy alması partiyi bu aşamadan sonra nelerin beklediğini gösteriyor.

6- Yeni Parti seçeneği ortaya çıkmamış olsaydı CHP tabanı butlan yönetiminin yarattığı karamsarlıkta boğulurdu. Yeni Parti’nin çıkışı, butlanın kendi içinde arayışını daha rahat yapmasını sağlayabilir.

Ne yapılırsa yapılsın, çürük tahta çivi tutmaz.”

Tamam, figüran! Ama bi sor neden-L. Doğan Tılıç (BirGün)

Önce zinhar yalan dendi. Sonra bu haberleri para aldıkları için yapıyorlar çamuru atıldı. Yetmedi, gencecik bir muhabire canlı yayında küfrettirildi. Mızrak çuvala sığmayınca Kılıçdaroğlu “İyice inceleteceğim. Birilerinin yanlışı varsa ortaya çıkartırız” dedi. Bu arada Merss Production, “CHP’ye gönül veren bir birey olarak törende … destek olmak amacıyla ajansımın tüm imkânlarını kendi irademle seferber ettim” diyerek haberi doğrulayıp haberde olmayan bir şeyi yalanladı: “CHP İl Başkanlığı’ndan kesinlikle hiçbir maddi bedel ya da ücret alınmamıştır.” “950 TL aldım” diyenler ortada ya. Nihayet Gürsel Tekin’in suç duyurusuyla savcılık da soruşturma başlattı.

Bir soruşturma da BirGün’ün suç duyurusu üzerine açılır ve pirincin taşını belki mahkeme ayıklar.

Bir ara gazetecilik açısından doğru bir şey söyleyip, Ebru Çelik’in haberi hazırlarken kendilerine sormamasını eleştiren G. Tekin, savunma hattını küfürlü, hakaretli ve savcılık üzerinden kurmakla bence hata etti.

Ebru, sosyal bilimlerin de en etkili yöntemlerinden olan katılımcı gözlemcilikle her şeyi ayan beyan ortaya koyduğu haberini Tekin’e sorsa, belki o da böyle hakarete, küfre, savcılığa başvurmadan “Tamam, figüranlar geldi ama bi sor neden geldi, nasıl geldi?” diye açıklama yapardı.

Merss Production’ın açıklamasına benzer açıklamaları diğer ajanslar da yapar, “Bizim desteğimiz gönüllüydü, para falan almadık, 950 TL’leri cepten verdik” derler, olur biterdi.

Yok, ama illa komplo teorisi! BirGün’ü para alarak haber yapan, FETÖ’cü kumpaslar kuran bir gazete olarak yaftalarsan, kimseyi ikna edemesen de bir açıklaman olur!

Komplo teorilerin yoksa Ortadoğu’da hiçbir şeyi açıklayamasın derler. Eh, bazı siyasilerimiz de az Ortadoğulu değil!

Şimdi birileri de çıkar, bu butlana giden yolun taşlarını BirGün gazetesi döşedi der! Der ve altını da doldurur: Önce Kılıçdaroğlu’nu köşe yazarı yaptılar, genel başkan olduğunda parlattılar, Adalet Yürüyüşü’ne destek attılar… Bir de bunları şuradan aldıkları parayla yaptılar dedin mi, büyük resim ortaya çıkar. İşte butlan böyle geldi!

Komplocu sağ, inanmayan selamet; ayıklasın pirincin taşını BirGün!

Ebru’nun yaptığı, en çarpıcı örneği Günter Wallraff’ın kimliğini gizleyip Ali olarak Almanya’daki göçmen işçiler arasına karışarak yazdığı En Alttakiler’in bir küçük örneği. Gazeteci kimliğini gizlemez ilkesiyle Wallraff da eleştirilmişti. Ama bir gerçeğin ortaya çıkarılmasının başka yolu yoksa ve kimlik gizlenerek elde edilecek haberin toplumsal faydası da büyükse, bu yapılabilir, yapılmalıdır.”

Hazine’nin borçlanma faizinde yılın rekoru-Alaattin Aktaş (ekonomim.com)

“✓ Hazine sabit faizli ihalelerde vade dönemi için öngörülen enflasyonun çok çok üstünde fazla borçlanıyor. Bunun iki anlamı olsa gerek…

✓ Ya demek ki enflasyon konusunda iddia edildiği gibi öyle kayda değer bir mesafe alınamayacak, gerçekte böyle bir beklenti yok.

✓ Ya da enflasyon konusundaki yaklaşımlar gerçekçi ama hedeflerle ters düştüğü biline biline zorunluluktan böylesine yüksek faizlerle borçlanmaya razı olunuyor; çünkü geçmişten gelen borç yükünü çevirmek için başka çare yok.

Hazine geçen hafta yaptığı sabit faizli senet ihracında fiyat etiketi gibi bir faizde kaldı kalmaya ama yine de bu yılın faiz rekorunu kırdı.

Hazine’nin 21 Temmuz’da yaptığı 22 Temmuz ihraç tarihli, vadesi 15 Mart 2028’de dolacak tahvil ihalesine 61,9 milyar liralık teklif geldi. İhalede bu teklifin net 34,5 milyarı kabul edildi, ihale sonrası satılan 2,8 milyarlık tutarla birlikte toplam satış 37,3 milyar oldu.

İhalede faiz biraz önce belirttiğim gibi tam fiyat etiketi gibi bir düzeyde tutuldu.

Faiz yüzde 41,99 oldu. Ancak bu düzey de yılın rekoru anlamına geliyor.

Hazine’nin bu yıl içinde yaptığı sabit faizli 16 ihalede faiz üçüncü kez yüzde 40’ı aştı ama en yüksek oran son ihalede oluştu.

Bu ihalede faiz yüksek ama vade 602 gün ve görece kısa.

Hazine’nin bu yıl içinde tam on yıl vadeli sabit faizli borçlandığı dikkate alınırsa 602 gün hiçbir şey değil.

Ne var ki 602 gün, yani yirmi ay vade için yıllık bazda yüzde 41,99 faizin altına imza atılması da elbette önemli.

Üstelik şubat ayında yapılan yine 602 gün vadeli ihalede faizin yüzde 36,05 olduğu dikkate alınırsa geçen haftaki faizin yüksekliği daha bir belirgin olarak ortaya çıkıyor.”

Türk futbolunu kim yönetmeli?-Alper Kaya (Evrensel)

“Daha önce bu satırlarda, yönetim tarzını çağ dışı bulduğum için eleştirdiğim pek çok teknik direktör oldu. Bunlardan birisi de Levent Eriş’ti. Fakat Sezar’ın hakkı Sezar’a… Geçtiğimiz hafta 9 Eylül TV’de Spor Servisi programına konuk olan Eriş’in tespitleri yüzde 100 doğruluk payına sahip. Nihayetinde ömrünü Türk futboluna vakfetmiş bir insanın sözlerine kulak vermemiz gerekir.

Dahası, Eriş herhangi bir politik yaklaşıma sapmadan apaçık konuşuyor: “Türk futbolunun katili, mevcut menajer düzenidir”

Bu sert bir cümle. Fakat kulüplerin son yıllardaki transfer politikalarına, borçlarına ve sezon başına değişen kadrolarına bakıldığında, üzerinde durulması gereken bir cümle olduğu da açık.

Levent Eriş’in temel itirazı menajerlik mesleğinin varlığına değil, futbolun bütün karar mekanizmasının menajer ilişkilerine teslim edilmesine. Çünkü normal şartlarda bir menajer, temsil ettiği futbolcuyla kulüp arasındaki görüşmeleri yürüten profesyonel bir aracıdır. Kulübün sportif stratejisini belirleyen, teknik direktör seçen, hangi bölgeye hangi futbolcunun alınacağına karar veren kişi değildir.

Türkiye’de ise bu sınırlar giderek ortadan kalktı.

Eriş’in ifadesiyle transferleri artık yöneticiler ya da teknik ekipler değil, menajerler yapıyor. Kulüpler, bilimsel ve sürekli çalışan bir gözlemci ağı kurmak yerine, kendilerine sunulan oyuncular arasından seçim yapıyor. Böyle olunca transfer politikası kulübün ihtiyaçlarına göre değil, menajerlerin portföylerine göre şekilleniyor.

Sonuç ise apaçık ortada! Her sezon onlarca futbolcu transfer ediliyor, milyonlarca lira harcanıyor, birkaç ay sonra aynı oyuncular gönderilmeye çalışılıyor. Bir sonraki yönetim geliyor, önceki yönetimin kurduğu kadroyu dağıtıyor. Yeni teknik direktör, kendisinden önce alınan futbolcuları istemiyor. Futbolcuya bonservis, menajere komisyon, kulübüne fesih bedeli ödeniyor. Kulüp başarısız oluyor ama bu transfer zincirinde kazanç sağlayanlar yollarına devam ediyor.

Levent Eriş’in altını çizdiği nokta tam da burada önem kazanıyor:

“Scout yok, plan yok, başarı yok ama menajerlere güven çok.”

Türk futbolunun özetini bundan daha açık anlatmak zor.

Eriş’in programda Göztepe örneğini özellikle öne çıkarması da boşuna değil. Onun da anlatımıyla Göztepe, önce bir model kurdu, daha sonra bu modele uygun teknik direktör ve oyuncular belirledi. Yani kulüp, her teknik direktör değişikliğinde kimliğini baştan yaratmaya çalışmadı. Scout ekibi oyuncuları araştırmaya, yönetim bu çalışmalar üzerinden karar vermeye ve teknik heyet mevcut sistem hakkında bilgilendirilmeye devam etti.

Doğru olan da budur.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram 

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Suç dijitalleşti mücadele de değişmek zorunda
Sonraki Makale Olan yarınlara oldu

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Olan yarınlara oldu

Medya Günlüğü
28 Temmuz 2026
ManşetSerbest Kürsü

Suç dijitalleşti mücadele de değişmek zorunda

Mustafa Böğürcü
28 Temmuz 2026
ManşetMG Özel

Rus medyasında Yeni Parti

Fuad Safarov
28 Temmuz 2026
ManşetSerbest Kürsü

Yapay zekâ ve sanat

Yıldırım Aktuğan
28 Temmuz 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?