Havaların ısınmasıyla birlikte milyonlarca insan yaz tatili planlarını yapmaya başladı.
Bu konuda Türkiye dünyanın en şanslı ülkelerinden biri. Bodrum, Marmaris, Fethiye, Kaş, Akçay ve daha niceleri; denizi, doğası, tarihi ve mutfağıyla birçok ülkenin sahip olmak isteyeceği özelliklere sahip.
Buna rağmen son yıllarda bazı tatilcilerin yönünü Dedeağaç (Alexandrapoli)-Makri, Selanik-Halkidiki veya Yunan adalarına çevirdiğini görüyoruz. Sosyal medyada ve seyahat sohbetlerinde sıkça aynı soru soruluyor: “Bu kadar güzel kıyılarımız varken insanlar neden başka destinasyonları tercih ediyor?”
Bu sorunun cevabı yalnızca fiyat farkıyla açıklanamaz.
Fiyat önemli bir faktör ama tek belirleyici unsur değil. Çünkü insanlar tatil için para harcarken sadece bir otel odası, bir plaj veya bir restoran hizmeti satın almazlar. Aynı zamanda huzur, güven ve kendilerine gösterilen saygıyı da satın alırlar.
Turizmde başarı çoğu zaman doğal güzelliklerden önce insan ilişkileriyle şekillenir. Tatilci gittiği yerde kendisini misafir gibi hissetmek ister. Daha havaalanında, limanda veya takside başlayan bir güvensizlik duygusu bütün tatilin tadını kaçırabilir. Yabancı olduğu için fazla ücret ödemeye zorlanan, menülerde farklı fiyatlarla karşılaşan veya sürekli kısa vadeli kazanç mantığıyla yaklaşan işletmelerle muhatap olan bir turistin ertesi yıl başka bir destinasyonu tercih etmesi şaşırtıcı değildir.
Oysa turizmin temelinde güven vardır. İnsanlar ödediği ücret karşılığında ne alacağını bilmek ister. Restorandaki hizmetin kalitesi, otelin temizliği, verilen sözlerin tutulması ve işletmecinin yaklaşımı çoğu zaman fiyatın önüne geçer.
Elbette Türkiye’de misafirlerini en iyi şekilde ağırlayan, hizmet kalitesiyle örnek gösterilebilecek binlerce işletme bulunmaktadır. Sorun, bu anlayışın sektörün tamamında standart hale getirilememiş olmasıdır. Birkaç kötü örnek, yıllarca oluşturulan olumlu algıya zarar verebilmektedir.
Geçen günlerde yabancı bir gazetecinin İstanbul’da yaşadıkları haber oldu. Yaklaşık 500 lira tutabilecek bir taksi yolculuğu için önce 50 avro talep edildiği, ardından kredi kartından 7.500 lira çekildiği iddia edildi. Olayın doğruluğundan bağımsız olarak, dünya kamuoyuna yansıyan bu tür haberler bir ülkenin turizm imajına ciddi zarar verebiliyor.
Bunun tam tersine örnekler de var. Bugün dünyanın en tanınmış tatil merkezlerinden biri olan Mikonos’un yükselişinde, adayı ziyaret eden bazı yabancı gazetecilerin deneyimlerini yazmaları önemli rol oynadı. Onları etkileyen şey yalnızca deniz veya manzara değildi; insanların kendilerine doğal ve dürüst davranması, kimsenin onları kandırmaya çalışmaması ve kendilerini rahat hissetmeleriydi. İyi deneyimler kulaktan kulağa yayıldı, yazılara konu oldu ve sonunda adanın ünü sınırlarını aşarak milyonlarca turiste ulaştı.
Yunanistan ana karasını ve adalarını yıllardır ziyaret eden pek çok kişinin ortak izlenimi şöyle:
Belki bu ülkede de her şey mükemmel değil, ancak müşteri ile işletme arasındaki ilişkide daha fazla güven hissediliyor. İnsanlar ödediği ücret karşılığında ne alacağını biliyor. Restoranda kullanılan malzemenin kalitesi, otelin temizliği, işletmecinin samimiyeti ve çalışanın hizmet anlayışı ödenen fiyatın önünde.
Aslında turizm sektörünün en değerli sermayesi deniz, güneş veya tarihi eserler değildir. Bunlar birçok ülkede bulunabilir. Asıl sermaye, gelen misafirin ayrılırken yanında götürdüğü duygudur.
Kendisini değerli hisseden turist yeniden gelir. Daha da önemlisi çevresine tavsiye eder. Turizm sektöründe yıllardır bilinen bir gerçek vardır: En etkili reklam, memnun kalmış müşterinin yaptığı reklamdır.
Bir destinasyonun itibarı yalnızca reklam kampanyalarıyla değil, ziyaretçilerin anlattığı hikâyelerle oluşur. İnsanlar çoğu zaman tatilden döndüklerinde denizin sıcaklığını veya otel odasının büyüklüğünü anlatmazlar. Kendilerine nasıl davranıldığını anlatırlar.
Bu nedenle turizmde asıl soru, “Bugün bu turistten ne kadar kazanırım?” olmamalıdır.
Asıl soru şudur:
“Bu turistin önümüzdeki yıllarda kaç kişiyi daha buraya getirmesini sağlayabilirim?”
Çünkü kısa vadeli kazanç ile uzun vadeli itibar arasında yapılacak tercih, bir destinasyonun geleceğini belirler.
Türkiye’nin doğal ve tarihi zenginlikleri konusunda büyük bir avantajı var. Ege ve Akdeniz kıyıları, antik kentler, eşsiz mutfak kültürü ve misafirperverlik geleneği birçok ülkenin gıpta edeceği bir miras sunuyor. Bu mirası gerçek bir turizm markasına dönüştürecek olan ise insan unsurudur.
Deniz, güneş ve tarih turisti bir kez getirir; dürüstlük, kalite ve saygı ise ikinci kez getirir.
Turizmin altın kuralı belki de tek bir cümlede özetlenebilir:
Memnun kalmayan bir turist bir kez para bırakır; memnun bir turist ise yıllarca yeni müşteriler bırakır.
Çünkü turizmde en değerli şey reklam bütçesi değil, insanların birbirine anlattığı iyi hatıralardır.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
