Çok güldük çok oynadık çok eğlendik şu dünyada. Biz insanlar diyorum; çok yedik çok içtik, çok gezdik, nasıl da azdık delirdik. Çok öldük çok öldürdük ama ölen de öldüren de bizdik. Astık, asıldık, kestik kesildik, köle yaptık köle olduk, sattık satıldık.
Bitti mi? Bitmedi. İnsanı sattık, hayvanı sattık, ormanlar kralını sirklerde aleme maskara yaptık, koca filleri küçücük tokmakların üstüne çıksın da insan gibi aşağılık bir şekilse cilveleşsin diye kırbaçladık, dövdük, astık. Evet evet! Tarihimizde koca bir fili icadımız vinç ile idam etmek de var bizim.
Hani Tanrı’nın 99 adı var ya, hepsi fazlasıyla vücut buldu insanda. 99 ismin yıkıcıları erkeklerde açığa çıktı çoğunca, merhamet ve yaşatmaktan yana olanları kadında. Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla başladık her işe ama rahmin kadında olmasını hiç hazmedemedi erkek dünyası.
Yüzyıllarca uğraştılar didindiler ve sonunda kadını da inandırdılar erkekten eksik olduğuna. Bir kısmını. Kadının saçı uzun aklı kısaydı, kadın erkeğin elinin kiriydi, kadın eksik etekti, aklı yoktu, şahitliği geçersizdi, miras hakkına sahip değildi, kadın sadece bir kuluçka makinesiydi. Rahim ona bu yüzden verilmişti ve bu da demekti ki kadının karnından sıpayı sırtından sopayı eksik etmeyecekti erkek illeti.
Koca şair Orbay Deliceırmak sormadan edemedi Tanrı’ya: Mademki her yıl çiçeklenen badem, neden kutsal olan âdem (adam, insan). Ama o da ıskaladı kadını bir derece. Her yıl değil her ay çiçeklenen, her ay baharı getiren, her ay yeni bir hayat için etinden ruhuna tepeden tırnağa değişim geçiren kadındı. Kadındır. Esirgeyen, bağışlayan, merhamet eden, yaşatan, bedeninden ürettiği sütle besleyen, biri iki, ikiyi üç eden, hep barıştan, muhabbetten yana olan, evine ocağına bağlanan ve ocağın sönmesine kastedenlere gövdesini siper eden, asla teslim olmayan hep kadındı. Kadındır.
Avlanmaktan, kan dökmekten, arenalarda dövüşmek ve dövüşenleri seyretmekten, hâlâ horoz, boğa güreştiren, atları ölümüne yarıştırmak için kırbaçlayan, güç peşinde ruhunu da insanlığını da, ana yurdunu da satan kimdir, hangi cinstir? Hangi cinsin düşkünleridir? Yoldan çıkıp da utanmadan, kızarmadan saray kapısına hizmete duran hainler kimlerdir?
Ah yer yok artık pirlere, sultanlara, yer yok Yunus’a, Şeyh Bedrettin’e, Torlaklara, Kemallere… Gibi görünüyorsa da sakın bu görünüşe kanmayın. Onlar ezelden gelip ebede uzanan tohumlardır ve hep toprağın bağrında, en müstesna yerinde zaman ekip, devir biçiyorlardır. Onlar esen rüzgârda kokularını, fırtınalarda öfkelerini, azgın denizlerde kudretlerini biler dururlar. Onlar ki gelip geçenlerden değil hep kalanlardan ve sönen ocağı yeniden yakanlardandır. Onlar gözünde ışığı tutan genç gönüllerde, oldun gözlerde, ağarmış sakallarda, dipdiri yüreklerde sakince salınan atomlardadır.
Gün güne kavuşuyor ve felek çarkını döndürüyor. Dönüş haydar haydar esen rüzgârı yanına almış, karanlığı kuşanıp, ölümü gösterip sıtma satanlara karşıdır.
Hayat bizimdir, ölüm sizin. Haydi düşelim yola da tam sırasıdır.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
