Statüsü hakkında bağlayıcı ve yazılı bir hukuki belge olmayan Patrikhane, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra da Lozan’daki bütün gayretlere rağmen İstanbul’dan çıkarılamamıştır.
Lozan Antlaşması görüşmeleri sırasında Türk baş delegesi son konuşmasında şu açıklamayı yapmıştır:
“Patrikliğin, siyasi ya da yönetime ilişkin işlerle bundan böyle hiç uğraşmayacağı, sadece din alanına giren işlerle yetineceği konusunda, konferans önünde, müttefik delege kurullarının ve Yunan delegeler kurulunun yapmış oldukları resmi konuşmaları ve verdikleri garantileri senet sayarak, Patrikliğin İstanbul’dan çıkarılması teklifinden vazgeçiyoruz.”
Fener Patrikhanesi Lozan’dan bu yana geçen zaman içinde, dünya çapında bir örgütlenme ile 320 milyon Ortodoks’un dini lideri olarak Amerika kıtasından Avustralya’ya kadar, fiili olarak Ekümenik (evrensel) hale gelmiştir. Buna karşılık, Yunanistan Batı Trakya’daki Türklerin hem dini liderlerini seçme özgürlüğünü ortadan kaldırmış, hem de etnik kökenini reddetmiştir.
Yunanistan Yüksek Mahkemesi, Batı Trakya’da içinde “Türk“ kelimesi bulunan derneklerin faaliyet gösteremeyeceğine karar vermiştir. Mahkeme, Lozan Antlaşması gereğince Batı Trakya’daki azınlığın Müslüman olduğu, dolayısıyla adında “Türk“ kelimesinin bulunacağı bir derneğin faaliyet gösteremeyeceği gerekçesiyle, Türklerin, İskeçe Türk Birliği’nin kapatılmasına yönelik mahkeme kararlarının bozulması talebini oy birliği ile reddetmiştir.
Başta ABD olmak üzere Rusya hariç tüm Hristiyanlık dünyası Fener Patrikhanesi’ni dünya Ortodokslarının lideri olarak tanımaktadırlar. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra kaybolan ideolojik cepheleşmenin yerini alan din faktörü, küresel ve bölgesel güç merkezleri tarafından politik alanda güçlü bir enstrüman olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu bağlamda büyük insan kitlelerini yönlendirme imkanına sahip inanç merkezlerinin politik kontrolu önem arzetmeye başlamıştır.
Özellikle Rusya ve eski Sovyet Cumhuriyetlerindeki Ortodoks nüfus, ABD ve AB tarafından Fener Patrikhanesi vasıtasıyla kendi ulusal kiliseleri olan Moskova Kilisesi etkisinden çıkartılmaya çalışılmaktadır. Hristiyan dünyasının en uzun süreli yerleşik makamı olan Amerikan Protestan Kilisesi, Vatikan ve Fener Rum Ortodoks Patrikliği yüzyıllar süren dini çekişmeleri bir yana bırakarak, ABD’nin küresel politikalarında etkin bir rol oynamaya başlamışlardır. On yılda bir yapılan Dünya Kiliseler Konseyi’nin (WCC) 2005 yılı toplantısının 9-14 Mayıs tarihlerinde ilk defa bir Ortodoks ülkede, Atina’da yapılması son derece dikkat çekicidir.
Diğer çok önemli bir konu da, Yunanistan-Patrikhane ilişkileri yanında bu gün Yunan vatandaşları tarafından Türklere karşı kitlesel olarak sergilenmekte olan kin, nefret, intikam hissi ve ön yargılı düşünce ve davranışlardır.
Bu konu, geçmişte olduğu gibi bu gün de Yunan halkı istismar edilerek, Hellenizm ve “Megali İdea”nın hedefleri için kullanılmaktadır. Bu makalenin amacı, global çapta bir etki alanına sahip Fener Rum Patrikliğinin, Hellenizm, yani Yunanistan’ın Megali İdea’sı (Büyük Ülküsü) ile olan vazgeçilmez iş birliğini ve Yunan halkının Türklere karşı sergilediği olumsuz davranışların nedenlerini ortaya koymaya çalışmaktır.
Megali İdea, Rigas Ferreros adlı bir Yunanlı tarafından ilk defa 1791 yılında gündeme getirildi; Rigas Ferreros bu amaçla 1791-1796 yılları arasında ilk Megali-İdea haritasını Bükreş’te hazırlamış ve 1796’da Viyana’da basmıştır. Megali İdea, Yunanistan, Girit, Rodos, Kıbrıs, Anadolu, Rumeli, Balkanlar, Yakın Doğu ve Orta Doğu’yu, kısacası Türk topraklarının büyük bölümünü kapsayan ve başkenti İstanbul olan yeni bir “Büyük Bizans İmparatorluğu” kurma planıydı. Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmak ve topraklarını paylaşmak isteyen Rusya, İngiltere ve Fransa tarafından da desteklendi. Adı geçen plan çerçevesinde, Osmanlı topraklarının içinde ve dışında gizli örgütler, komitalar kuruldu. Bunlardan 1814’te Odessa’da, Rus Çarı’nın himayesinde kurulan Filiki Eterya adlı örgütün programı şunları içeriyordu:
1-Yunan ulusuna bağımsız bir ülke sağlamak,
2-Batı ve Doğu Trakya ile Selanik’in Yunanistan’a ilhakı,
3-Ege adalarının ilhakı,
4-Girit ve Rodos’un ilhakı,
5-Kuzey Epir’in (Güney Arnavutluk) ilhakı,
6-Batı Anadolu’nun ilhakı,
6-Kıbrıs’ın ilhakı,
8-Pontus Rum Devletinin kurulması (Karadeniz Bölgesinde),
9-İstanbul’un ele geçirilmesi ve Grek-Bizans İmparatorluğunun kurulması.
Megali İdea’ya göre, 1453’de Fatih tarafından fethedilen İstanbul tekrar ele geçirilecek, Yunanistan, Girit, Rodos, Kıbrıs, Anadolu ve ta Büyük İskender’in uzandığı İskenderiye’ye kadar olan topraklar işgal edilerek Büyük Bizans İmparatorluğu yeniden kurulacaktır. Bu günkü duruma baktığımızda ilk beş hedefin gerçekleştiğini, altı numaralı hedefin ise 1922’de Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından engellendiği görülmektedir. Şu anda yedi numaralı hedefe ulaşmak için çalışılmaktadır. Bu yönde oldukça mesafe katedilmiştir. Sekiz ve dokuz numaralı hedefler için tarihi ve ideolojik zeminin hazırlandığını, uzun soluklu politik mücadeleye her alanda ve çıkan her fırsattan istifade ile devam edildiği gözlenmektedir.
(Dr. Nejat Tarakçı, tasam.org)
Fotoğraf: Fener Rum Patrikhanesi
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
