Türk siyaseti her devirde kendine bir “kurtarıcı” yaratır ama bu kez durum biraz farklı.
Eskiden liderler meydanlarda gırtlak patlatır, ter içinde kalır, mikrofon kablolarına dolanırdı. Şimdilerde ise yeni bir “karizma” türü peydah oldu: Hiç konuşmayarak her şeyi söylediğine inanılanlar. Bu türün bayrak taşıyıcısı ise şüphesiz Hakan Fidan.
Fidan, adeta siyasetin “sessiz sinema” dönemini yaşıyor. Öyle bir aura ki, adam bir bardak su içse, sosyal medyada arkasına “Kurtlar Vadisi” müziği eklenmiş 40 bin tane video düşüyor. Altındaki yorumlar hep aynı: “Bakışıyla harita çizdi, yudumuyla denklemi bozdu.” Sanırsınız ki masadaki su değil, zenginleştirilmiş uranyum.
Hem var hem yok
Fidan’ın en büyük siyasi başarısı, aslında bir siyasetçi gibi davranmaması. Bir nevi Schrödinger’in Bakanı; aynı anda hem sahnede hem de kozmik odada. Ne kadar az görünürse, o kadar “derin” olduğu sanılıyor. Ne kadar az konuşursa, o kadar “kozmik bilgiye” sahip olduğu varsayılıyor.
Elbette tamamen susmuş da değil. Dışişleri Bakanlığı döneminde basın toplantıları yapıyor, Antalya Diplomasi Forumu’nda konuşuyor, F-35’ten Suriye’ye, Karadeniz’den bölgesel denklemlere kadar kontrollü açıklamalar veriyor. Ama istihbaratçı refleksi ağır basıyor: Gerektiğinde, ölçülü ve dozunda konuşuyor. Bu durum, “edit”çi kitlenin gözünde sessizliğini daha da değerli kılıyor. Ne kadar az konuşursa, o kadar “devlet aklı” olduğu fantezisi büyüyor. Bu, Türk insanının o bitmek bilmeyen “devlet aklı” fantezisinin en rafine hali.
Mesele şu ki; Türkiye gibi herkesin her konuda fikrinin olduğu, mahalle bakkalının bile dış politika analisti kesildiği bir ülkede, “susmak” en büyük entelektüel lüks haline geldi. Bizim milliyetçi gençler de bu kontrollü sessizliği bir tür “operasyonel zeka” zannedip üzerine hayaller kuruyor. Oysa belki de adam sadece yorgundur, kim bilir?
“Edit” videoları
Fidan’ın yükselişi, aslında bir siyasi başarı hikayesinden ziyade bir kurgu operatörlüğü başarısı. Siyah-beyaz filtreler, ağır çekim yürüyüşler ve ceket ilikleme sahneleriyle örülü bu “dijital karizma”, gerçek hayatın o tozlu, gürültülü ve “faiz ne olacak?” sorularıyla dolu meydanlarına ne kadar dayanır?
Süleyman Soylu örneğinde gördüğümüz o “yüksek desibelli” siyaset tarzı, yerini bu “cool” sessizliğe bıraktı. Ancak burada küçük bir pürüz var: Siyaset dediğin şey, en nihayetinde bir ikna oyunudur. “Devlet aklı” dediğin o gizemli bulut, yarın bir gün pazar fiyatları veya emekli maaşları sorulduğunda dağılıverir. Çünkü hiçbir “edit” videosu, tenceredeki boşluğu dolduracak kadar derin değildir.
Fidan şu an herkesin üzerine kendi kahramanlık hikayesini yansıttığı boş bir ekran gibi.
Milliyetçisi “Turan” görüyor, İslamcısı “Selahaddin” görüyor, seküleri ise “rasyonel bürokrat” görüyor. Herkesin gönlü hoş, çünkü Fidan henüz kimsenin hayalini yıkacak bir cümle kurmadı. Konuşmadığı sürece de “en doğru aday” o kalmaya devam edecek. Ne büyük konfor ama!
Gölgenin sınırı
Sonuçta ortada bir gerçek var: Gölge, ancak ışık arkadan vurduğunda büyük görünür. Sahne ışıkları tam tepenize vurduğunda ise o devasa gölge ayaklarınızın dibine büzülüverir. Hakan Fidan’ın bu “sessiz ve derinden” gidişi, bir strateji dehası mıdır yoksa sadece konuşmak zorunda kalacağı o kaçınılmaz günden kaçış mıdır, yakında anlarız.
Şimdilik biz arkaya bir “Cendere” müziği verelim, Fidan bir ceketini düzeltsin, biz de “devlet yine masada” diye kendimizden geçelim. Nasıl olsa gerçekler, o havalı videolardan çok daha sıkıcı.
Görsel: karadenizgazete.com.tr
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
