Malumunuz, SAHA 2026 Fuarı’nda yeni bir “yerli ve milli” şahlanışa daha şahit olduk. Türkiye’nin ilk Kıtalararası Balistik Füzesi (ICBM) “Yıldırımhan” nihayet arzıendam etti.
Açıklanan teknik verilere bakarsanız, insanın başı dönüyor. 6.000 kilometre menzil, Mach 9 ile 25 arası akıl almaz bir hız, sıvı nitrojen tetroksit kullanan 4 roket motoru ve 3.000 kilogramlık harp başlığı… Üstelik hipersonik manevra kabiliyeti sayesinde yeryüzündeki tüm mevcut savunma sistemlerini aşabileceği iddia ediliyor. Yandaş medyaya ve onlardan feyz alan dünya basınına bakarsanız, “Türkiye güç gösterisi yaptı” manşetleriyle ortalık yıkılıyor. Uzmanlar (!), caydırıcılık liginde sınıf atladığımızı, doktrinlerin baştan yazıldığını müjdeliyor. Hatta işi o boyuta vardırdılar ki, fuarda füzeyi gövdesiyle kanlı canlı karşısında görünce adeta orgazm olan savunma analistleri bile gördü bu gözler.
Peki madalyonun diğer yüzünde ne var?
Gelelim füzenin üzerindeki o muazzam siyasi mühendisliğe… Füzenin gövdesine bir yanda Yıldırım Bayezid’in tuğrasını, diğer yanda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasını nakşetmişler. Bu tuğra ve imza kombinasyonuyla dış dünyaya, Washington’a ya da Moskova’ya nasıl bir mesaj verildiğini inanın ben de bilmiyorum. Ancak bu simgelerin kime tasarlandığını çok iyi biliyorum. Sadece o imzayı görünce mesut, mutlu ve bahtiyar olup, iktidarın yıllardır eleştirdikleri o savruk, maceracı dış politikasına elleri patlarcasına alkış tutan sözde Kemalistleri zoka yutmuş sazanlar gibi avlamaya yetti o imza. Siyasal İslam, yıllar içinde muhalif mahallenin sinir uçlarıyla nasıl oynayacağını, onları tek bir hamasi sembolle nasıl hizaya getireceğini çok iyi öğrendi, hakkını teslim edelim.
İşin rasyonalite ve teknik kısmına dönecek olursak; aklı başında bazı savunma analistleri ve teknik uzmanlar, açıklanan bu verilerin fazlasıyla “aşırı iddialı” olduğunu söylemeye cesaret edebiliyorlar. 6 bin kilometre menzilli bir ICBM geliştirmek, devasa bir bütçe ve uzun yıllara yayılan bir AR-GE ekosistemi gerektirir. “İtibarın tasarrufu”, mühimmatın “maliyeti” olmaz deniyor ama bu tür projelerin sürdürülebilirliği son derece tartışmalıdır. Kıt kanaat ayakta duran bir ekonomide, bu devasa kaynakların çok daha elzem alanlara aktarılması gerekirdi eleştirileri, hamasetin gürültüsü içinde boğulup gidiyor.
Siyaset biliminde acı ama gerçek bir kural vardır; bir ülkede totaliterleşme eğilimleri arttıkça, o ülkenin kamu binalarının boyu uzar, hangarlarındaki füzelerin çapı genişler, namluların menzili büyür. Tam da bu noktada büyük düşünür İbn Haldun’un “Mukaddime”sinde tasvir ettiği “devletlerin yaşam döngüsü”nü hatırlamamak elde değil. Haldun, çöküş ve yaşlanma evresindeki devletlerin psikolojisini adeta asırlar öncesinden bugüne ışık tutarcasına şöyle özetler:
“Devletler de tıpkı insanlar gibi doğar, büyür, yaşlanır ve ölürler. Devlet yaşlanıp çöküş aşamasına girdiğinde, iktidar sahipleri içerideki zayıflığı, ekonomik buhranı ve toplumsal çürümeyi gizlemek için güçlerini devasa yapılar, gösterişli harcamalar ve abartılı bir askeri ihtişamla örtbas etmeye çalışırlar. Dışarıya karşı ne kadar abartılı bir güç gösterisi yapılıyorsa, içerideki çöküş o kadar yakındır ve halkın refahı iktidarın bekası uğruna feda edilmiştir.”
Bizim 6 bin kilometrelik Yıldırımhan da, halktan kopan ve despotikleşen bu siyasi iklimin göklere uzanan yeni bir kanıtı adeta.
Dünyanın kendi kendine yetebilen yedi tarım ülkesinden biri olmakla övündüğümüz o altın yılları çoktan arka bahçeye gömdük. Geldiğimiz noktada, yerli ve millî elmamızın, armudumuzun, domatesimizin fiyatının; Ekvator’un öbür ucundan binlerce kilometre yol tepip gelen ithal tropikal meyvelerden daha pahalı olduğu sürreal bir ekonomik tımarhanede yaşıyoruz.
Ama olsun… Pazar filesi dolmasa da, çiftçi tarlasını ekemese de, emekli ay sonunu getiremese de artık gökyüzünde 6 bin kilometre uzağı vuracak, üzerinde tuğra ve Atatürk imzası olan bir füzemiz var. Mutfaktaki o devasa yangın, pazardaki o sessiz feryat, 3 bin kilogramlık harp başlığı taşıyan bu balistik füzeyle çok güzel perdeleniyor.
Yıldırımhan’ın o muhteşem hipersonik manevra kabiliyeti ile hangi yabancı gücün hava savunma sistemini delip geçeceğini zaman gösterecek. Ancak bildiğim tek bir şey var: Bu füze halkın açlığını, yoksulluğunu ve artan totaliterliği Mach 25 hızıyla aşarak, sahte bir “yerli ve millî” illüzyon yaratma konusunda hedefini şimdiden on ikiden vurmuştur.
Hayırlı, uğurlu uçuşlar efendim…
Fotoğraf: Euronews
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
