1935 CHP Kurultayı ve Kemalizm-Sinan Meydan (Cumhuriyet)
“AKP iktidarının ana muhalefet CHP’ye yönelik siyasi baskısı devam ediyor. CHP, belediyelerine yapılan operasyonlarla, İBB Davasıyla ve “mutlak butlan” tehdidiyle köşeye sıkıştırılmak isteniyor. CHP ise bu siyasi baskıya karşı direnmeye çalışıyor. CHP Genel Başkanı Özgür Özel geçtiğimiz günlerde yeni bir yol haritası açıkladı.
CHP, Türkiye Cumhuriyeti’yle yaşıttır; Cumhuriyeti kuran partidir. Hem CHP’yi hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ve inşa sürecini anlamak için CHP’nin Atatürk dönemindeki kurultay ve programlarını incelemek gerekir. Ben de bu yazımda CHP’nin 1935 Kurultayı’ndan ve 1935 Programı’ndan söz edeceğim.
CHP, kurulduğu 9 Eylül 1923’ten iktidarı kaybettiği 14 Mayıs 1950 tarihine kadar Sivas Kongresi (1919) ile birlikte 1927, 1931, 1935, 1938 (Olağanüstü), 1939, 1943 ve 1946 (Olağanüstü) kurultayları olmak üzere toplam 8 kurultay düzenlemiştir. CHP’nin Atatürk dönemi kurultayları şunlardır:
1. Kurultay (Sivas Kongresi – 1919): CHP her ne kadar 9 Eylül 1923’te kurulmuşsa da 1927 Kurultayı’nda, 4-11 Eylül 1919 tarihlerinde toplanan Sivas Kongresi, CHP’nin birinci kurultayı olarak kabul edilmiştir. Böylece CHP’nin kökleri Kurtuluş Savaşı’nın direniş örgütü Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne dayandırılmıştır.
2. Kurultay (1. Olağan Kongre / Kurultay – 1927): 15-23 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara’da toplanmıştı. Bu kurultayda “Genel Başkan” seçilen Mustafa Kemal Atatürk, her gün 6 saatten 6 gün boyunca “Büyük Nutuk”unu bu kongrede okumuştu.
3. Kurultay (1931): 10-18 Mayıs 1931 tarihleri arasında toplanmıştı. Bu kurultayda partinin temel ilkelerini oluşturan “Altı Ok” (Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik, Laiklik, Devletçilik, İnkılapçılık) CHP Programı’na konulmuştu.
4. Kurultay (1935): 9-16 Mayıs 1935 tarihleri arasında toplanmıştı. Atatürk’ün katıldığı son kurultay olan bu kurultayda partinin adı “Cumhuriyet Halk Fırkası”ndan “Cumhuriyet Halk Partisi”ne dönüştürülmüş, partinin ve devletin ilkeleri “Kemalizm Prensipleri” olarak adlandırılmıştı. “
Bahçeli boşa mı konuşuyor?-Can Ataklı (Nefes)
“Kuşkusuz PKK terörü konusunda en büyük riski alan kişi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli.
İktidar kim bilir kaçıncı kez “terör açılım” yapıyor bir sonuç alamıyor ama kamuoyunda zor duruma düşmüyor.
Çünkü kitlesi “açılım başladı” dendiğinde de alkışlıyor, “açılım bitti” dendiğinde de.
Oysa MHP bu konuda hep aynı çizgide yürümüştü.
Ama Bahçeli bu tabuyu yıktı Abdullah Öcalan’a “kurucu önder” diyecek kadar çıtayı en yükseğe çıkardı. Bu büyük risk, bundan kurtuluşun yolu bu kez açılımı gerçekten olumlu biçimde sonlandırmak.
Bahçeli aylardır çırpınıyor ama belli ki Saray yönetimi kendi riskini düşünerek adım atmıyor.
Bahçeli Apo’nun umut hakkından yararlanmasını istedi.
Olmadı.
Bahçeli Demirtaş’ın serbest bırakılmasını istedi.
Olmadı.
Bahçeli Ahmet Türk ve Ahmet Özer’in belediye başkanlıkları görevine iadesini istedi.
Olmadı.
Bahçeli şimdi “Apo’ya bir statü verilmesi” talebini yeniledikten sonra bir koordinatörlük kurulmasını önererek “Bu tartışmalara son vermek için bunun adının ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ olmasını öneriyorum” dedi.
Bu olacak mı?
Şimdilik bilmiyoruz.
Ama bu da olmazsa Devlet Bahçeli’nin ne yapacağını çok merak ediyorum.
Çünkü çıtayı çok yükseğe çıkarmasına ve risk almasına kendi kitlesinin tahammül sınırı giderek sıkıntıya giriyor.
MHP’liler “Apo muhabbetini” seçmenlere anlatmakta zorlanıyorlar artık.”
Vekilin kirleten madenine taze para, ilaç şirketinden-Çiğdem Toker (T24)
“Sahibi, AKP Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz olan Alagöz Madencilik şirketine, 2,5 milyon TL ceza kesildi.
Cezayı, şirketin ismini açıkça anarak Çevre Şehircilik Bakanlığı Giresun İl Müdürlüğü kesti, duyurdu.
Giresun Valiliği de bu açıklamayı sosyal medyada yeniden paylaştı.
Gerekçesi: Alagöz Madencilik işlettiği madendeki atık suları Çatalağaç deresine boşaltması. (Olayı yansıtan videoları sosyal medyada bulabilirsiniz.)
Hem de bir kez değil…
Şirketin yol açtığı kirlilik tekrarlandığı için cezanın üç kat uygulandığı vurgulandı.
Madende kirliliğe yol açan yeraltı galerisinin de kapatıldığı açıklandı ve denildi ki “Taban suyunun kontrol altına alınmasına ve çökeltim sağlayarak deşarj edilmesine yönelik bir havuza yapılıncaya kadar…”
Bu ifade bir sistemin nasıl çürüdüğünün de resmidir:
Demek ki o çökeltim havuzunun, o madende başından bu yana olması gerekmektedir ama Alagöz bunu yapmamıştır. O ifade bu nedenle Şirketin Çatalağaç deresi içindeki hayatı öldürünceye kadar simsiyah maden atığını boşaltmasına göz yumulduğunun itirafı niteliğindedir.
Ki zaten orada yaşayan halk, kendilerini temsil eden bir vekilin şirketinin (evet normal koşullarda inanılır gibi değil) derelerine, su kaynaklarına zehirli atık boşaltmasından uzun zamandır şikayetçi.
Zaten tam da bu nedenle Giresun Çevre ve Doğa Derneği kamuoyuna açık mektup yayımlayarak, Madencilik faaliyetinin tamamen durdurulmasını talep ediyor.
“ÇED Olumlu” kararının yargıdan dönmesine rağmen, çevre ve su kaynaklarının atık sularla kirletilmesine yönelik ihlallerin süreklilik arz ettiğini belirtiyor. İdare’nin önleyici denetim görevini yerine getirmediği vurgulanarak, “Alagöz’ün kabarık siciline rağmen düzenli denetimler sırasında değil, bölge halkı tarafından derede oluşan tahribatın kamuoyuna yansıtılması” üzerine bu cezanın ve açıklamanın geldiğine dikkat çekiliyor.”
Mutlak butlan neden işe yaramaz?-Berkant Gültekin (BirGün)
“İktidarın CHP’yi hedef alan baskı ve kuşatma politikasının en önemli ayaklarından biri de mutlak butlan davası. Bugün görülmeye devam edilecek davada aralarında Ekrem İmamoğlu, Rıza Akpolat, Cemil Tugay ve Özgür Çelik’in bulunduğu 12 isim, “oylamaya hile karıştırma” iddiasıyla 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanıyor. Davadaki temel konu ise CHP’ye kayyum atanıp atanmayacağı elbette.
Davayı hukuk açısından değerlendirme işini hukukçulara bırakalım. Bırakalım bırakmasına da hukukun memleketteki siyasi davaların seyri ve sonucuna etkisi, filin sırtına konan sığırcık kuşunun filin bünyesi üzerindeki tesiri kadar. Siyasi dosyaları hukukun kural, kaide ve olağan işleme mantığıyla açıklamak mümkün değil. Davaların seyrini iktidarın yaptığı kâr-zarar hesabı ve potansiyel yönelimleri belirliyor. Dolayısıyla mutlak butlan kararı çıkar mı çıkmaz mı diye düşünürken iktidarın bu meseleden ne beklediğine ve olası sonuçlara dair nasıl bir terazi kurduğuna odaklanmak gerek.
Ekonomik yönden bakılırsa hiç şüphe yok ki mutlak butlan gibi bir yola girilmesi Türkiye’de ciddi bir sarsıntıya neden olacaktır. 19 Mart operasyonunun 50-60 milyar dolar civarında rezerv yakılmasına sebep olduğu düşünüldüğünde CHP’ye fiilen kayyum atamaya yeltenmenin ekonomiye bundan çok daha büyük zararlar vereceğini tahmin etmek için Korkut Boratav olmaya gerek yok. Ne var ki ekonomik faturanın iktidara engel olacağını düşünmek de saflık olur. Geçmiş yılların tecrübesi ortada. Dolayısıyla “ekonomik maliyeti göze alamazlar” tezini geçelim. Ekonomik endişeler zamanlamayı değiştirir ancak sonucu değiştirmez.
Erdoğan CHP’den ne ister? Daha doğru ifadeyle CHP’ye ne olmasını ister? Önemli olan sorular bunlar. Özgür Özel’e defalarca yaptığı “Ankara” çağrısıyla bunun cevabını kendisi verdi aslında. Erdoğan CHP’den süngüsünü indirmesini, iktidara talip olmamasını ve rejimin sınırları içinde kontrollü bir muhalefet olarak kalmasını ister. Çünkü artık CHP, Erdoğan tarafından yönetilen Türkiye’nin birinci partisi ve seçimde Erdoğan’ı geride bırakacak cumhurbaşkanı adaylarına sahip. Adil ya da en azından adil gibi görünen bir siyasi rekabette Erdoğan’ın CHP’yi sandıkta yenebilmesinin koşulları oldukça zayıf. Bu yüzden günün CHP’si, iktidar yolculuğundan vazgeçip kabuğuna çekilmelidir ki düzen böyle sürüp gidebilsin.”
Üç yıllık “rasyonel zemin”in enflasyonu yüzde 216-Alaattin Aktaş (ekonomim.com)
“Mehmet Şimşek 2023 yılının 4 Haziran günü Hazine ve Maliye Bakanlığı görevini Nureddin Nebati’den devralırken bir anlamda geçmişte çok yanlış uygulamalar yapıldığını ima ettiği şu cümleyi kurmuştu:
“Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır.”
Şimşek daha sonra da “Vakit kaybetmeden çalışmalarımıza başlayacağız. Mali disiplin ve fiyat istikrarı temel hedefimiz olacaktır” demişti.
Şimşek bir ay sonra bu görev döneminin üçüncü yılını tamamlayacak. Rasyonel zemine ne ölçüde dönüldü, dönülebildi; tartışılır, çünkü bu subjektif bir kavram. Ama çok somut olarak ölçülen, ölçülebilen bir gösterge var, ki önemli hedeflerden biri de buydu; fiyat istikrarı.
Şimşek’in göreve geldiği tarih olan Haziran 2023’ten bu yana yaklaşık üç yıl geçti ve enflasyon ne oldu? Bu yılın mayısındaki gerçekleşmenin ne olacağını tabii ki bilmiyoruz ama oranı yüzde 2 olarak varsayabiliriz. Hem toplam TÜFE için, hem tüm ana sektörler ve gruplar için mayıs oranını yüzde 2 varsayarak hesap yapılabilir.
Verilerin TÜİK’in tüketici fiyat endeksi bazında olduğunu hatırlatıp çıkan sonuca birlikte bakalım…
- Son üç yılda, yani 2023-2026 mayıs döneminde TÜFE yüzde 216 arttı.
- Önceki üç yılda, yani 2020-2023 mayıs dönemindeki artış ise yüzde 182 idi.
Nasıl oldu bu? Hani rasyonel zemin, hani enflasyonla mücadelede başarı?
Şu söylenebilir belki: “Rasyonel zemine dönülmese, temel politikalar değiştirilmese, enflasyonla mücadele programı yürürlüğe konulmasa durum çok daha fena olurdu.”
Olur muydu, bilemeyiz ki! Bu bir varsayım.
Peki ya son dönemde uygulanan politikalar yanlışsa ve enflasyon bu yüzden önceki üç yıldan daha yüksek gerçekleşmişse? Tam bir paradoks!”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
