Madenci zaferi-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)
“Türkiye 12 Nisan’dan bu yana Eskişehir’den Ankara’ya uzanan madenci eylemini konuşuyor.
Doruk Maden işçileri hak aramanın çok zor olduğu bir dönemde mücadelelerini doruk noktasına çıkardılar. Seslerini duyurma yöntemleri işe yaramayınca sessizlik çığlığına büründüler. Bedenlerini ortaya koydular.
On gündür açlık grevindelerdi.
Karşılaştıkları tavrı tanımlamanın zor olduğu bir tabloda, biber gazıyla kahvaltı yapıp güne copla devam ettiler.
Dağı delen madenciler, iktidarın vicdanında gedik açamadılar.
Yerin metrelerce derinine inmeyi başaran madenciler, herhangi bir bakanlığın kapısından içeri girmeyi başaramadılar.
Bağır bağır…
Hepsi sağır!
Baretlerini ete kemiğe büründürüp onun çıkardığı sesle başkentteki koruma kalkanlarını delmeye çalıştılar.
Nihayet dün akşam saatlerinde bakanlık ve patronluk katlarıyla sonuç alma olasılığı olan bir temas hattı oluşturabildiler.
Doruk madencilerinin yaşadığı durum AKP iktidarında Türkiye’nin geldiği noktanın bir kesiti:
– Madeni işletenler iktidarla iç içe olmanın rahatlığı içinde işçilerle ilgili her türlü tasarrufta bulunma hakkını kendilerinde görüyorlar.
– İktidar, Cumhuriyetin temel birikimleri üzerinde özelleştirme adı altına istediği gibi oynamanın tadını çıkarıyor. İşçiler sesini olağanüstü yükseltmezse sorun yok!
– Gerek iktidarın yarattığı korku iklimi gerekse genel duyarsızlık nedeniyle farklı sendikaların hak arama mücadelesindeki dayanışma ruhunun erozyona uğradığını bir kez daha gördük.
Bütün bunlar bir yana ne kadar korku salarsanız salın bir yerde alın teri barajının çatladığını yaşadık. Bağımsız Maden-İş Sendikası Koordinatörü Başaran Aksu’nun şu sözleri gerçeğin ta kendisi:
“Biz haklarımızı sonuna kadar almaya kararlıyız. Ancak gerçek çözümün bugün haklarımızı almaktan geçmediğini biliyoruz. Yaratılan soygun düzeninin ortadan kaldırılmasından, ülkenin kaynaklarının bu ülke insanları arasında hakça paylaşılmasından geçtiğini biliyoruz. Bizim bu mücadelemiz büyük mücadelenin kıvılcımı olsun…”
AKP’de alternatif arayışı-Nuray Babacan (Nefes)
“Seçim takvimi daraldıkça avantajlı çıkmak için her yolu deneyen iktidar partisinde sürpriz konular ortaya atılıyor. CHP operasyonlarını, haksız tutuklamaları, Kürtlerle fayda üzerine kurulan ilişkileri herkes biliyor. Ama bu ara ‘partiden uzaklaşan eski siyasileri yeniden kazanma’, ‘tabanda temizlik’ gibi konular yeniden gündem oldu.
Birilerinin imaj tazelemek adına özellikle DEVA Partisi kadroları üzerinden yaptığı algı operasyonunun henüz hiçbir yerde karşılığı yok. Partiyi ‘bütünleşmenin adresi’ olarak göstermeye çalıştıkları ve bundan medet umdukları kesin.
Ancak kulislere göre başta DEVA Partisi olmak üzere Yeni Yol olarak yürüyen bu gruptaki partililer, bu duygudan çok uzak. Kimsenin böyle bir geri dönüşe sıcak bakmadığı konuşuluyor. Belki bir iki isim hariç.
DEVA kurmaylarına göre Yeni Yol’un seçime tek bir çatı altında bir bütün olarak girmesiyle ilgili çalışmaların yoğunlaştığı bir dönemde iddiaların gündeme gelmesi tesadüf değil. AKP’den kopan muhafazakar seçmen için iyi bir adres olabilecek Yeni Yol hareketinin ‘seçim işbirliği’ çalışmalarından rahatsız olunduğu anlatılıyor.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ‘siyasette asla dememek lazım” sözlerine ise açıklık getiriliyor. AKP siyasetinde yüzde 100 değişiklik olmadığı sürece bütünleşmenin söz konusu olamayacağı, iktidar partisinin ise bunun tam tersi adımlar atmaya devam ettiği savunuluyor.
AKP’de “Partiye küfreden adamları transfer ediyoruz. Oysa bunun ilkesizlik olduğunu, parti değiştirenlerin milletvekilliğinden bile istifa etmesi gerektiğini söyleyen Cumhurbaşkanıydı. Sürekli ilke ve ideolojiden taviz vermek nereye kadar. Parti steril kalmalıydı” diyenleri de anımsamak gerek.
Son dönemde kulislerde konuşulan başka bir konu ise parti örgütlerindeki değişim hareketliliği. Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP’de kendi iç hesaplaşmasıyla başlayan örgüt değişikliğinin bir benzeri AKP’de de yaşanıyor. Ancak Teşkilat Başkanlığı bunu sessiz sedasız yapmayı tercih ediyor.
Teşkilat Başkanının MKYK’da yaptığı sunumda da söz ettiği gibi ilçe örgütlerinden başlayan ve il örgütleriyle devam edecek ‘yenilenme’ hareketinden bahsediliyor. Çok sayıda ilçe örgütünün görevden alındığı, sırada illerin olduğu belirtilirken, çalışma yönteminin de değiştirileceği iddiası var.”
Büyük Simbiyoz’a karşı direniş-Çiğdem Toker (T24)
“Demek ki Kurtuluş Parkı’nda baretlerini yere vuran, açlık grevi yapan o topluluk; marjinal tipler yahut terörist değil, hak arayan işçilermiş.
Demek ki üç ayrı bakanlık, bakan yardımcılarını görevlendirip Ankara Emniyeti Müdürü ve diğer güvenlik bürokratlarının katılımıyla toplantı yapıp direnen işçilerin temsilcilerine kulak verebiliyormuş.
Demek aynı masaya oturulup belirli bir plan dahilinde ödemeler için taahhütler kayda geçebiliyormuş.
Ödenmeyen alacakları için Eskişehir’den Ankara’ya 187 km yürüyerek gelen Doruk Madencilik işçilerinin, biber gazına maruz kalarak, kelimenin tam anlamıyla “aç ve açıkta” kalarak Ankara’nın ortasında kararlılıkla sürdürdükleri direniş, kazanımla sonuçlandı.
Kararlılık, bu sonuçta etkili olmuştur.
Birikmiş alacaklarının ilk 36 milyon TL’si yatırılınca geri dönmeyip “Direniş, tamamın ödenmesi taahhüdü alıncaya dek sürecek” tutumunun payı büyüktür.
TİP’in aktif varlığı başta olmak üzere, farklı muhalefet partileri milletvekili ve temsilcilerinin alanda bulunması, işçilerin bugün TBMM’de CHP’nin grup toplantısına katılıp alkışlar arasında verdikleri görüntüler etkili olmuştur.
Bağımsız medyanın ilk günden itibaren bu hak arayışını ısrarla gündemden düşürmemesi, alacakların ödenmesine dair kayıtsızlığı kırmıştır.
Yaşadıkları şehirde 23 Nisan kutlamalarında olmaları gerekirken, Ankara’ya babalarının yanına gelen çocukların hüzünlü görüntüleri, işçinin, elinde karısının verdiği, ancak yapılamayan mutfak alışveriş listesinin, işçilerin her kelimesi haklı konuşmaları bütün Türkiye’ye bağımsız medya sayesinde ulaştı.
Bakanlıkların garantörlüğü ile uzlaşma sağlandıktan sonra açıklama yapan Başaran Aksu’nun gülerek “Burada değişik mikrofonlar görüyoruz, bunlar yoktu” demesi fazlasıyla manidardır, iktidar medyasının durumuna ayna tutmuştur.
Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ile Örgütlenme Uzmanı sendikacı Başaran Aksu, özellikle dün güçlü konuşmalar yaptı.
Konuşmaların gücü, dayandıkları somut haklılık durumu kadar, memleketin içine düşürüldüğü ekonomik düzeni, iktidar sermayenin girift ilişkilerini, sendikaların durumunu yansıtmasından da aldı. Başaran Aksu, Genel Başkan Gökay Çakır’ı kastederek, “Bir emekli maaşıyla 22 bin lirayla yaşayan, 3 kız çocuğu yetiştiren ve bununla geçinen; zorlu koşullara rağmen işçi mücadelelerine önderlik eden beş parasız yoksul bir insanın işçilerle muhatap olmasını istemiyorlar” dedi.
Bağımsız Maden-iş Genel Başkanı Gökay Çakır’ın şu cümleleri, AKP iktidarının, eğitim, istihdam, maliye, ekonomi karnesini olanca netliğiyle aktarmıyor mu:
“Önce bizim köylerimizden okullarımızı aldılar. Bu madenci çocukların hepsi ilkokul mezunudur. Şehre getirmeye zorladılar. Şehirlerde maden ruhsatı verdiler. Şimdi hepsi köle oldu. Bu çocuklar köylerine de dönemiyor, maaşları da ödenmiyor. Köle oldular. Bu arkadaşlar çocuklarına bir çikolata alamıyor ama patron devletten her gün bir maden ruhsatı alıyor! Bu nasıl oluyor?”
Tekno-faşizm: Eski düşmana yeni maske-Can Ertuna (BirGün)
“Yapay zekâyı ABD ve İsrail’deki gözetim ve askeri teknolojilere entegre ederek zenginleşen Palantir, CIA fonlamasından kurucusunun Epstein bağlantısına kadar teknoloji devleri arasında en karanlık kuruluşlardan sayılıyor. Şirket, geçen hafta yayımlanan manifestoyla bu kötü şöhretini bir kez daha pekiştirdi. Yorumlar ise çoğunlukla kurucu ortaklar Peter Thiel ve Alex Karp’ın “eksantrik” kişiliklerine, karanlık ideolojilerine ve siyasete müdahalelerine odaklandı.
Bu yazının iddiası, Palantir’in (ve benzeri şirketlerin) teknoloji odaklı jeopolitik dönüşümün lokomotifi değil, daha çok kurulu düzenin sorgulanmasıyla ortaya çıkan ve sonu meçhul kırılmanın bir ifadesi olduğu yönünde.
Elon Musk, Peter Thiel, Alex Karp gibi medyatik figürler üzerinden kurulan anlatı, aslında çok eski bir düşmanla karşı karşıya olduğumuz gerçeğini gölgeliyor. Palantir manifestosu da, zamanın ruhundan bağımsız olmayan bir biçimde, faşizmi yeniden çağırıyor.
Manifesto, aslında Karp’ın yardımcısı Zamiska’yla geçen yıl yayımladığı kitabın kısa bir özeti. İlgi ekonomisi çağında kitap gözden kaçarken, bu kısa metin sosyal medyada geniş yankı buldu. 22 madde üzerine uzun analizler yazıldı, yayınlar yapıldı. Bunlara aşina olmayanlar için manifestonun kısaltılmış özeti yazının sonunda yer alıyor. Ama önce biraz geriye gidelim.
Thomas Ferguson ve Hans-Joachim Voth, 2008 yılında yayımladıkları makalede Nazilere yakın olmanın Alman şirketleri için ne kadar kârlı olduğunu ortaya koydular. Berlin Borsası’nın toplam piyasa değerinin yarısından fazlasını oluşturan 151 şirket, Hitler’in 1933’te başbakanlığa gelişiyle Nazi Partisi’ne destek verdi. Bu destek karşılıksız kalmadı: Hisse fiyatları kısa sürede diğer firmalara kıyasla %5-8 arttı. Bazıları bugün de iş yapan şirketlerin bu destekleri karşılıksız kalmadı; hisse fiyatları kısa sürede diğer firmalara kıyasla %5-8 oranında arttı. Savaş yıllarında da yer yer toplama kamplarındaki köle işçilerden faydalanarak Alman savaş makinesi için üretim yaptılar.”
Yön arayan piyasalar için kritik günler-Naki Bakır (Dünya)
“Orta Doğu’daki İran savaşı ve Hürmüz Boğazı konusunda kırılgan ateşkes, küresel ekonomiyi enerji şokuyla karşı karşıya bırakırken, özellikle bu gece ve yarın açıklanacak merkez bankalarının faiz kararları ile kritik büyüme verileri ışığında piyasalar yönünü belirleyecek. Fed ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) faiz kararları ile ABD ilk çeyrek büyüme verisi küresel büyüme-enflasyon ikilemini belirleyecek.
Açıklanacak verilerin “yüksek enflasyon + ekonomik yavaşlama” ikilemini derinleştirebileceği belirtiliyor. Brent petrolün 106-108 dolar bandında dalgalandığı bir ortamda, analistler jeopolitik belirsizliğin enflasyon beklentilerini bozabileceğini ve gelişmekte olan piyasaları daha fazla zorlayacağını vurguluyor. Petrolün 100 doların üzerinde seyretmesinin, özellikle enerji ithalatçısı ülkelerde stagflasyon riskini artıracağı belirtiliyor.
FED’in Nisan ayı FOMC (Federal Açık Piyasa Komitesi) toplantısı dün başladı. İki gün sürecek olan kritik görüşmelerin ardından faiz kararı, bugün Türkiye saati ile saat 21.00’de kamuoyuna duyurulacak. Fed’in 28-29 Nisan toplantısında politika faizinin yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit tutulması piyasalar tarafından yüzde 99 olasılıkla fiyatlanıyor.
Dünyanın en büyük vadeli işlem borsalarından biri olan CME FedWatch Tool ile dünyanın en büyük tahmin piyasası Polymarket’in verileri, bu toplantıda herhangi bir indirim veya artış ihtimalini neredeyse sıfıra indiriyor. CME FedWatch Tool ve Polymarket, Fed faiz kararları öncesinde piyasanın beklentilerini takip etmek için en çok kullanılan iki araç. İkisi de Fed’in bu toplantısında alınacak faiz kararına ilişkin ihtimalleri yüzde olarak gösteriyor, ancak yöntemleri ve yapıları farklı.
Uzmanlara göre Merkez Bankası’nın nisan ayı toplantısında politika faizini yüzde 37’de sabit tutma kararı, küresel faiz döngüsüyle uyumlu bir “bekle-gör” yaklaşımını yansıtıyor. Enerji ithalatçısı konumdaki Türkiye’de petrol fiyatlarındaki yükseliş, enflasyon dinamiklerini ve rezerv yönetimini zorlayabilir. Analistler, mevcut ekonomik programın sürdürülebilirliği ile jeopolitik şokların kesişim noktasını yakından izliyor.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
