Çarşamba, 22 Nis 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 22 Nisan 2026 06:18
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Mesele sadece A101 değil sen hâlâ anlamadın mı?-Barış Pehlivan (Cumhuriyet)

““Örnek bir Anadolu girişimcisi enerjisiyle önce ticari şirketler sonrasında ise sanayi şirketleri kurmuştur.” Kendi adını taşıyan holdingi, Turgut Aydın’ı böyle tanıtıyor. Daha fazlası, dahası o şirketlerin bir kısmı gizleniyor. Zira…

Güncel haber şu: “Bünyesinde bulunan A101 mağazalarıyla Türkiye’nin 81 ilinde faaliyet gösteren Yeni Mağazacılık AŞ, organize perakende sektörünün önde gelen şirketlerinden CarrefourSA’yı devralmak üzere Sabancı Holding ve Carrefour ile anlaşmaya vardı.”

Ağustos 2016’daki haber ise şu: “A101 marketler zincirini de bulunduran Yeni Mağazacılık AŞ sahipleri hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’na (FETÖ/PDY) yönelik süren soruşturmalar kapsamında aranan A101 marketler zinciri Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Aydın, Trabzon’un Maçka ilçesinde gözaltına alındı.”

İki haberin arasında tam 10 yıl var. Memleketin yakın tarihinin kısa özeti var. Yakın geleceğimize dair ipuçları var…

Kütüphanemden eski dosyaları indiriyorum. A101’in sahibi Turgut Aydın’ın ve çocuklarının darbe girişiminin hemen sonrasında gözaltına alınmasına dair belgeleri karıştırıyorum. Soruşturma dosyasındaki Turgut Aydın fotoğrafının altında “örgüt üyesi” diye yazılmasını, “Aşağıdaki firmalarda ortaklığı bulunuyor” adlı raporu, o firmaların birinci sırasında Bank Asya’nın olduğunu hatırlıyorum. Doğru, Fethullahçıların bankasının kurucularındandı zaten, diyorum. Sonra, A101’e sahip olma sürecini düşünüyorum. Keza o marketler zincirinde de Fethullahçılar ile ortaklık yaptığını anımsıyorum.

Ama işte çabuk unutuyoruz: MHP lideri Devlet Bahçeli de “Sürekli zam yapan zincir marketlerin FETÖ’yle irtibat ve ilişkisinin titizlikle araştırılması gerek” demişti. Halbuki, o zincir marketlerden A101’in sahipleri gözaltına alındıktan üç gün sonra serbest bırakılmıştı. Öyle ya, Nur cemaatinin önderlerinden Hüsnü Bayramoğlu devreye girmiş; resmi bir açıklama yapmıştı. Bayramoğlu, A101’in sahiplerinin “Fethullahçı” değil, “Nur talebesi” olduğunu söylüyordu. Cemaatin, A101’in patronunun evinde Risale dersleri yaptığını da vurgulayan Bayramoğlu, “Cumhurreisimizin hemşerisi ve aile dostudur” notunu düşmeyi de ihmal etmiyordu.

Nihayetinde, 2017’de İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilen ve sonrasında “buhar” olan bir soruşturma A101’in geçirdiği… 

Bu arşiv bilgilerinden sonra şuraya geleceğim: Sektörde konuşuluyor ki…

A101 “Z kuşağı neden bizi tercih etmiyor” diye büyük bir araştırma yaptırmış. CarrefourSA’nın alımı da işte bu araştırmanın ürünüymüş. Satışın ve devrin kesinleşmesi aylar sürermiş. Carrefour’un yeni sahibi olan “muhafazakârlar” alkollü içkileri hemen raflardan indirmeyecekmiş. Yavaş yavaş kaybolacakmış o şaraplar; asıl belirleyici ise gelecek yıl olması beklenen seçimlermiş. Peki, neden? O seçimlerin sonucunda, Türkiye’de alkollü içkileri tüketmek için Dubai modeli mi getirilecek? Yani, özel ruhsatlı alanlarda daha çok turistlere hitap eden bir yaşam biçimi mi arzulanıyor? Madem hedef Z kuşağı, yasaklarla mı onları tavlayacaklar, muamma. Hadi bir tez daha öne süreyim: Carrefour’dan sonra alkollü içki satan o tek zincir market de bir gün başka bir üç harfli muhafazakâr şirkete satılır mı? Olmaz, demeyin.”

Bu da nereden çıktı?-Can Ataklı (Nefes)

“İki önemli ismin iki cümlesini yazmak istiyorum.

BİRİNCİSİ: “Türkiye Avrupa’nın ayrılmaz parçasıdır, hedefimiz tam üyelik.” Bunu Tayyip Erdoğan çok kısa bir süre önce söyledi.

İKİNCİSİ: “Avrupa kıtası Rus, Türk ya da Çin etkisiyle şekillenmemeli.” Bunu söyleyen de Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen.

Şimdi bu iki cümleyi yan yana koyduğumuzda ortaya bir tablo çıkıyor.

Konuyu eski milletvekillerinden Emin Şirin’le konuşuyorduk.

“Ben de bu konuda bu sabah bir tweet paylaşımı yaptım” dedi.

Emin Şirin bakın konuya nasıl yaklaşmış;

Von der Leyen Türkiye’yi, Avrupa’nın parçası olarak değil; Avrupa’nın dengelemek istediği bir jeopolitik unsur olarak görüyor.

Üstelik bu sadece dışarıdan dayatılan bir algı da değil. Türkiye uzun süredir söylemde Avrupa’yı işaret ederken, eylemde Avrupa’dan uzaklaşıyor.

Avrupa ile temas zayıf, siyasi yoğunluk başka coğrafyalarda.

Bu şekilde “aitiz” demek yetmiyor. Bu yönelim devam ederse Türkiye’nin yeri Avrupa’nın içinde değil, Büyük Orta Doğu denkleminin içinde tarif edilir.

Açık konuşalım: Türkiye’ye ABD’den de Rusya’dan da Çin’den de kalıcı bir hukuk ve refah modeli çıkmaz. Türkiye’nin doğal havzası Avrupa’dır.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Hakan Fidan, koyduğunuz hedefte ciddi iseniz: Söylem ile eylem arasındaki mesafeyi kapatın. Avrupa ile gerçek ve sürekli temas kurun. Hukuk devletini ve güveni yeniden tesis edin.

AB de artık karar vermeli: Türkiye’yi gerçekten Avrupa’nın parçası mı görecek, yoksa ihtiyaç duyduğunda kullandığı bir çevre ülke olarak mı tutacak?”

“Açız” diyorlar, yok mu “bakan”?-Çiğdem Toker (T24)

“Haberi, 8 Mart 2020 tarihli gazete ve internet sitelerinde yer alıyor. Nişantaşı’ndaki bir galeride yapılan Osmanlı ve Karma Sanat Eserleri müzayedesinde gerçekleşmiş olan dikkat çeken bir satışın haberi bu. 

Müzayededeki “parça”lardan biri, 2. Abdülhamit’in 18 ayar altın, beyaz, lacivert mineli, ince kalem işçilikli cep saati.

180 bin lira açılış fiyatıyla satışa sunuluyor. Saati, 1 milyon 100 bin TL pey süren Yıldızlar SSS Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sebahattin Yıldız satın alıyor.

Bugün enflasyon hayli yüksek malum.

Anlatılarda, hızla fikir verecek bir unsura ihtiyaç duyuyoruz. 

Sebahattin Yıldız’ın, açık arttırmada 2. Abdülhamit’in altın saati için ödediği bedel, o günkü kur (6 TL) üzerinden yaklaşık 183 bin ABD doları.

Bugüne getirirsek 8 milyon TL civarında bir tutar.

Yeraltında çalışan işçilerin, “Açız” diyerek 9 gün boyunca Eskişehir’den Ankara’ya yürüdüğü Doruk Madencilik, Yıldızlar SSS Holding’e bağlı bir şirket. 

Haber videolarından birinden yansıyor. Alamadıkları maaşlarını tazminatlarını talep eden, gözaltına alınıp çok sert polis müdahalesine uğrayan Doruk Madencilik işçileri haklarını talep ederken patronun adını da telaffuz ediyor. “Sebahattin” diye…

Başkente yaklaşırken güvenlik güçlerinin çok sert müdahalesine uğrayarak gözaltına alınan işçiler, “Kredi kartları patladı, evlere icra geliyor. Ekmek alamıyoruz. Sadece hakkımız istiyoruz, başka bir şey değil” diyor. 

Eve ekmek götürememek kadar acil, eve ekmek götürememek kadar öncelikli ne olabilir oysa. Ne?”

İkinci kez monarşi önerisi-Fikret Bila (halktv.com.tr)

“ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Türkiye’yi de dahil ederek, bölge ülkelerine ikinci kez monarşi rejimi öneriyor.

İlk önerisine özellikle CHP’den sert tepki almasına karşın geçtiğimiz Cuma günü Antalya’da bir forumda yaptığı konuşmada “demokratik, laik, hukuk devleti” rejimi yerine monarşi önerdi.

Bu öneriyi kişisel görüşü olarak mı dile getiriyor yoksa ABD adına mı öneriyor bilmiyoruz.

Barrack, daha önce de Ortadoğu ülkeleri için “Ben bir demokrasi görmüyorum… İster beğenin ister beğenmeyin ‘hayırsever bir monarşi’ olmuştur. İşleyen model budur” demiş Türkiye’de “Osmanlı milletler modeli”ni önermişti.

Monarşi bir kişinin devlet başkanı sıfatıyla tüm yetkileri üzerinde toplayarak ülkeyi yönettiği ve yönetimin babadan oğula geçtiği rejimdir.

Padişahlık, sultanlık, emirlik gibi.

Barrack bugün Türkiye’ye Atatürk’ün yüz yıl önce tarihe gömdüğü padişahlık rejimini öneriyor.

ABD Büyükelçisi, ilk önerisini yaparken, “1919’da bu bölgede çok engellendik” diyerek Atatürk’ü hedef almıştı.

Anlaşılıyor ki Barrack, Atatürk’ün anti-emperyalist Kurtuluş Şavaşı’nı başarıya ulaştırıp laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni üniter, ulus devlet olarak kurmasından hiç memnun değil.

ABD Büyükelçisi ilk konuşmasında bölgedeki ulus devletlerin İsrail için tehdit oluşturduğunu da söylemişti.

Barrack’ın ilk açıklamasından sonra CHP Genel Başkanı Özgür Özel, büyükelçinin “istenmeyen adam (persona non grata)” ilan edilmesi gerektiğini söylemiş ve iktidara çağrıda bulunmuştu.

Özel bu kez de CHP olarak Barack’ı istenmeyen adam ilân ettiklerini duyurdu ve iktidarın gereğini yapmasını istedi.

Ancak Barrack’ın ilk açıklamasında olduğu gibi son açıklamasına da iktidardan bir tepki gelmedi.”

Bahçeli’nin seçim saati çok tuhaf çalışır: Erdoğan’ın adaylığı gerçekten ‘cepte’ mi?-Yaşar Aydın (BirGün)

“CHP yaklaşık bir yıldır erken seçim istiyor. İktidar bu çağrıya şimdilik kulaklarını tıkamış gözüküyor. “Şimdilik” diyoruz çünkü Erdoğan’ın bir kez daha seçime girebilmesi için mutlaka Meclis’in erken seçim kararı alması gerekiyor. MHP lideri Bahçeli, dün Meclis’te yaptığı grup toplantısında muhalefetin erken seçim taleplerine kapıyı kapatırken “Sandığın ne zaman konuşacağı bellidir. Onun hükmü, vakti geldiğinde tecelli edecektir” diyerek konuya dair anahtarın kendisinde olduğunu ima etti.

Bahçeli’nin birkaç kritik anda “seçim” diyerek siyasetin yörüngesini değiştirdiği olmuştur. AKP’yi iktidara getiren Kasım 2002 seçimi ve yine Erdoğan’a başkanlık yolunu açan 16 Nisan 2017 referandumu bunlardan ikisidir. Ama bu kez durum farklı. Bahçeli neredeyse tüm inisiyatifi Erdoğan’a devretmiş ya da devretmeye mecbur kalmış gözüküyor. Önemli konularda ayrı bir MHP iradesinden bahsetmek çok zor. İkincisi, her şeye rağmen seçim hamlesini yapsa bile Meclis aritmetiği Bahçeli’nin manevra kabiliyetini sınırlıyor. Bahçeli ancak muhalefetle iş birliği halinde davranırsa seçim tarihi konusunda ön alabilir.

O yüzden Bahçeli’nin açıklamasını sadece iktidara destek olarak okumak eksik kalabilir. Başka bir taraftan bakarsanız; MHP’nin iktidar partisine karşı son kozunu masaya sürmesi olarak da okunabilir. Üstelik İzzet Ulvi Yönter’le başlayan, il ve ilçe örgütlerinin görevden alınmasıyla devam eden ve yargı-bürokrasi ayağının sırada olduğu ifade edilen süreçte, Bahçeli’nin seçime dair ifadesini tek bir bakış açısıyla değerlendirmek eksik kalacaktır. Artık herkesin malumu ki MHP içinde yaşananlar sadece MHP ile ilgili değil.

Erdoğan’ın 14 Mayıs 2023 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olması, anayasanın “iki kez seçilir” ilkesiyle çelişmişti. Bir anlamda anayasa hükmüne rağmen aday oldu ve seçildi. Şimdi bir kez daha anayasa çiğnenerek aday olması öngörülüyor. Anayasayı arkadan dolanarak izlenecek yolun tek bir koşulu var: O da Meclis’in 360 milletvekilinin oyu ile erken seçim kararı alması.

AKP’nin vekil sayısı 275, MHP’nin ise 46. Yani Cumhur İttifakı’nın toplamda 321 milletvekili var. Seçimde birlikte oldukları Yeniden Refah, HÜDA PAR gibi partiler dahil edilince rakam 330 oluyor. Geriye 30 vekil daha kalıyor. İYİ Parti ya da DEM Parti’nin desteği gerekiyor; ya da CHP’nin de içinde olduğu ortak bir karar.

Özetle Cumhur İttifakı’nın Erdoğan’ı yeniden aday yapmak için dışarıdan desteğe ihtiyacı var. Peki, muhalefet neden bir kez daha aday olması için Erdoğan’a destek versin?

İlk ve en kestirme yanıt; erken seçim desteği aynı zamanda iktidar ortaklığı ile devam edebilir. Yani ittifak genişlemiş olur.

İkinci olarak; seçimden sonra atılacak adımlar konusunda protokol imza edilebilir. Bu durum bile yeni bir ortakla iktidarın seyreltilmesi anlamına gelecektir.

Üçüncüsü ise erken seçim tarihi konusunda partiler uzlaşabilir. Ama partilerden gelen açıklamalara bakılırsa bunun için seçimin gerçekten öne çekilmesi gerekecek. Kasım 2027 tarihinin “erken bir seçim” olarak kabul görmesi son derece düşük bir ihtimal.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Muhalefet hariç herkes davetli…
Sonraki Makale Akkuyu bitmek üzere

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörGünlük

Akkuyu bitmek üzere

Medya Günlüğü
22 Nisan 2026
Köşe YazılarıManşet

Filozofların tarihi yanılgıları

Erdal Çolak
22 Nisan 2026
GünlükManşet

Akbelen’de ne oluyor?

Medya Günlüğü
22 Nisan 2026
EditörGünlük

Dünya İnsan Hakları Raporu

Medya Günlüğü
22 Nisan 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?