Pazar, 19 Nis 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
ManşetSerbest Kürsü

Lübnan’da ateşkesin perde arkası

Özer Arslanpay
Son güncelleme: 19 Nisan 2026 17:02
Özer Arslanpay
Paylaş
Paylaş

Lübnan’ın başına bela olan Hizbullah’ın, İran lideri Hamaney’in öldürülmesinin sözde intikamını alma gerekçesiyle İsrail ile giriştiği savaşta 10 günlük ateşkese varıldı.

Geride ise yaklaşık 2300 ölü, 8000 yaralı ve enkaza dönmüş sayısız şehir ile köy bırakan savaşın bilançosu yürek yakıyor. Yaşanan bu yıkıma rağmen, ideolojik bir körlükle hareket eden ve modern zamanın Haşhaşilerini andıran bu yapının vitrinindeki isimler dahi derin bir cehalet içinde. Bunun en çarpıcı örneği, Hizbullah milletvekili Hüseyin el-Hac Hasan’ın katıldığı televizyon programında ABD’li Senatör Lindsey Graham’ı kadın zannederek konuşması oldu. Bu vahim hata, Lübnan siyasetinin içine düştüğü trajikomik seviyeyi tüm çıplaklığıyla bir kez daha gözler önüne serdi.

Sanki bunca ölüme sebebiyet vermemişler, İsrail işgaline bizzat zemin hazırlamamışlar gibi, bu cehalet sürüsü neyi kutladığı anlaşılamayan bir aymazlıkla sabaha kadar havaya ateş açtı. Hizbullah’ın yarattığı kaos ve ülkeye verdiği tahribat anlatmakla bitmez. Şimdi, Lübnan’daki bu ateşkesin perde arkasında dönen diplomatik trafiğe odaklanalım.

Lübnan ve Washington kulislerinden sızan bilgilere göre Beyaz Saray, Lübnan’daki gelişmelerin İran ile yürütülen müzakere sürecinin akıbeti açısından ne denli kritik olduğunu nihayet kavradı. Bu sebeple tüm yoğunluk bu meseleye verildi. Ateşkes sürecinde İran ekseninde Pakistan ön plana çıkarken, Lübnan ayağında asıl aktör Birleşik Krallık oldu. Nitekim Başbakan Yardımcısı David Lammy ve Washington Büyükelçisi Peter Mandelson, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya gelerek masadaki en önemli başlık olarak Lübnan’ı görüştü.

Lübnan’daki savaşın, İran ve ABD arasında varılan ateşkes mutabakatının bir parçası olacağı yönünde geniş bir beklenti hâkim oldu. Ancak Netanyahu, yürütülen görüşmelerden dışlandığını hissederek süreci sabote etti. İran ve ABD arasındaki ateşkes planında Lübnan’ın kapsam dışı tutulmasını şart koştu. Beyaz Saray ise bu stratejik talebi kabul ederek Lübnan’ı ateş hattında bıraktı.

Beyaz Saray’dan adeta bir saldırı icazeti aldığını düşünen Netanyahu, Lübnan’a yönelik şiddet eylemlerini bir anda en üst seviyeye çıkardı. Geçen Çarşamba günü İsrail’in gerçekleştirdiği saldırılarda, yalnızca 10 dakika içinde 300’den fazla insan hayatını kaybetti. Yıkımın ve katliamın ulaştığı korkunç boyut, başlangıçta sürece sessiz kalan Beyaz Saray kanadında bile ciddi bir rahatsızlık ve tepki dalgası yarattı.

Yaşanan katliamların ardından Trump ve Netanyahu arasında oldukça gergin iki telefon görüşmesi gerçekleşti. Beyaz Saray kulislerinden sızan bilgilere göre Trump, Netanyahu’dan gerilimi derhal düşürmesini talep etti. İşte sağlanan ateşkesin temelinde, ABD kanadından gelen bu doğrudan baskı yatıyor. Öyle ki, bu dayatma karşısında geri adım atmak zorunda kalan Netanyahu’nun kararını, kendi savaş kabinesindeki bakanlar dahi televizyon haberlerinden öğrendi. Netanyahu’nun ABD tarafından “başka şansın yok” denilerek köşeye sıkıştırıldığını sonradan fark eden kabine üyeleri, Başbakan’ı sert bir eleştiri yağmuruna tuttu.

Netanyahu’ya sus payı

İsrail’in Lübnan’ın güneyinde son savaşta işgal ettiği 13 kilometrelik alan, ateşkesin bedeli olarak Netanyahu’ya adeta ikram edildi. Beyaz Saray’ın bu bölgede sözde bir tampon bölge kurulmasını kabul etmesi, aslında ateşkes kararına öfkelenen radikal bakanlara karşı Netanyahu’nun elini güçlendirmek için düşünülmüş bir teselli ödülü niteliğinde. ABD basınında da açıkça ifade edildiği üzere, Lübnan topraklarının bir kısmının işgaline göz yumulması, Netanyahu’nun sarsılan itibarını bir nebze olsun kurtarmaya yönelik siyasi bir manevradan başka bir şey değil.

Ateşkesin resmen başladığı andan itibaren, sahadaki askeri hareketlilik ve siyasi açıklamalar bu sürecin ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu teyit eder nitelikte. İsrail ordusu, Lübnan üzerindeki hava hakimiyetini işaret fişekleriyle hissettirmeye devam ederken, ateşkesin hemen öncesinde gerçekleşen karşılıklı bombardımanlar kuzey İsrail’de ağır yaralanmalara, Hizbullah tarafında ise stratejik füze rampalarının imhasına yol açmıştır. Diplomatik tarafta ise Lindsey Graham gibi figürlerin haklı olarak Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırılmasını bir ön şart olarak masaya sürmesi, terör örgütü nezdinde barışın kalıcılığı önündeki en büyük engeli teşkil etmeyi sürdürüyor. Bu durum, Trump’ın Beyaz Saray’da bir zirve gerçekleştirme niyetini, İsrail’in işgal ettiği bölgelerden çekilmemesi nedeniyle şimdiden bir çıkmaza sürüklemiş durumda. Zira Joseph Aoun nezdinde İsrail’in Lübnan topraklarından çekilmemesi sebebiyle Beyaz Saray zirvesinin gerçekleşmesinin zor olduğu bildirildi.

Tüm bunların yanı sıra Güney Lübnan’da ise sistematik bir fiziksel ayrışma yaşanıyor. Litani Nehri üzerindeki son bağlantı noktası olan Kasımiye Köprüsü’nün vurulması, bölgenin Lübnan’ın geri kalanıyla olan lojistik bağını tamamen kopardı. Bu izolasyon stratejisi, İsrail’in bölgede kalma kararlılığı ve Nabih Berri’nin dahi sivillere “henüz geri dönmeyin” çağrısı yapmasıyla birleşince, ateşkesin sivil halk için bir huzur ortamı değil, belirsiz bir bekleyiş süreci olduğu gerçeğini pekiştiriyor. Öte yandan, Hizbullah’ın orduya ve devlete bir gövde gösterisi olarak tertiplediği “kutlama ateşleri”, Lübnan hükümetinin silah tekelini koruma çabalarına rağmen sokaklarda cehalet ve güvensizliğin sesi olmaya devam etmekte.

10 günlük ateşkes Lübnan için bir huzur ikliminden ziyade, stratejik bir çözülmenin ve egemenlik kaybının yeni aşaması. İsrail’in çekilmeyeceğini ilan ettiği güvenlik bölgesi ve fiziksel izolasyonu tamamlayan köprü saldırıları, diplomasinin sahada bir yenilgiye dönüştüğünü kanıtlıyor. Halkın yası devam ederken sıkılan kutlama kurşunları ise, ülkeyi felakete sürükleyenlerin kendi yarattıkları enkazdan kopuk yaşama aymazlığının son perdesi durumunda. Lübnan hem içindeki bu silahlı cehaletle hem de dışarıdan dayatılan ilhak politikasıyla yüzleşip kendi devlet otoritesini kuramadığı sürece, bölgesel pazarlıkların değişmez kurbanı olmaya devam edecek görünüyor.

Şimdilik sağlanan sessizlik ise gerçek bir barışın değil, daha derin bir belirsizliğin habercisi durumunda.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiJeopolitik
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanÖzer Arslanpay
Takip et:
18 yıldır gazetecilik mesleğini sürdürüyor. "Dış Politika Sorunları Bağlamında Azerbaycan Kamu Diplomasisinin Değerlendirilmesi" başlıklı yüksek lisans teziyle uluslararası ilişkiler alanında akademik uzmanlık kazanmıştır. Akademik çalışmaları çerçevesinde yayımlanan ilk bilimsel makalesi “Azerbaycan-Hindistan İlişkileri”, bu alanda yapılan öncü nitelikteki çalışmalardan biridir. Gazetecilik kariyeri boyunca çok sayıda gazete yazısına imza atan Arslanpay, hem akademik hem de medya alanındaki üretimlerine devam etmekte, ulusal ve uluslararası düzeyde kamu diplomasisi, dış politika ve Türk dünyası üzerine içerikler üretmektedir. Özer Arslanpay bekardır. İngilizce, Rusça bilmektedir.
Önceki Makale Görünmeyen güç…
Sonraki Makale Jeopolitik illüzyon: “TRÇ ekseni”

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Köşe YazılarıManşet

Görünmeyen güç…

Metin Duyar
19 Nisan 2026
GünlükManşet

En küçük siyasi tutuklu

Medya Günlüğü
19 Nisan 2026

Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Mehmet Şüküroğlu
19 Nisan 2026
EditörSerbest Kürsü

Hep birlikte yanma vakti gelmiştir

Tijen Zeybek
19 Nisan 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?