İran-Ukrayna!-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)
ABD-İsrail’in İran’a karşı 28 Şubat’ta başlattığı savaş 40’ını doldururken belirsizlikler de büyüyor!
Artık tamamen asimetrik bir savaş var.
Bizim Çanakkale Savaşı’mız için kullanılan tanımlardan biri şudur:
Dünyada kara, deniz, hava kuvvetlerinin aynı anda kullanıldığı ilk savaş!
İran savaşı için de pek çok bakımdan ilklerin yaşandığı savaş tanımı kullanılacak!
Artık cephe yok…
Artık savaş hukuku yok…
Artık hiçbir uluslararası kurumun hükmü yok…
Artık her hedef mübah…
Savaş uzadıkça bu liste de uzayacaktır!
ABD-İsrail, İran savaşının birkaç gün süreceği düşünüyordu, günlerden haftalara, haftalardan aya evrildi.
Rusya, Ukrayna savaşının birkaç hafta süreceği düşünüyordu, haftalardan aylara, aylardan yıllara evrildi.
ABD-İsrail, olağanüstü bir özgüvenle İran’ı istedikleri an yerle bir edebileceklerini, bunun da İran’ı pes ettirmeye yeteceğini sandı, yanıldı.
Rusya, olağanüstü bir özgüvenle askeri gücün her şeye yeteceğini sandı, yanıldı.
ABD-İsrail, İran’da rejimin düşeceğini, devamında bir kukla rejimim oluşacağını hesap etti, Beyaz Saray’daki hesap cepheye uymadı.
Rusya, Kırım’da olduğu gibi Ukrayna’da da Moskova yanlısı bir kukla yönetimin oluşacağını hesap etti, Kremlin’deki hesap cepheye uymadı…
Hamaney sarsılmadı Trump sarsıldı!
Zelenski sarsılmadı, Putin sarsıldı!
Neden böyle oldu?
Rusya, Ukrayna ile savaşacağını sanıyordu, karşısında NATO’yu buldu!
ABD-İsrail, İran’la savaşacağını sanıyordu, karşısında Rusya-Çin’i buldu! Ukrayna, arkasında süper bir destek olmasa sınırları içinde tam 11 saat dilimi olan Rusya’nın en uç yerlerdeki tesislerini vurabilir miydi?
İran, büyük bir teknolojik destek almasa İHA’lardan füzelere kadar tükettikçe çoğalan silahlara sahip olabilir miydi?
İlginç bir denklem oluştu…
Geçmişte Malta’dan Yalta’ya dünya egemenlerinin yaptıkları zirvelerle kurulan dengeler bugün aynı yöntemle kurulabilir mi?
İmkânsız değil ama çok zor!
Çünkü dünyada sözü dinlenen lider kalmadı!”
Fatura Mehmet Şimşek’e kesilecek!-Deniz Zeyrek (Nefes)
“Nisan’ın üçte biri bitti. Önümüzdeki dönemde üç mesele çok konuşulacak.
– İlki bir ay sonra gündeme gelecek.
Emekliler Kurban Bayramı yaklaşırken bayram ikramiyelerine zam bekleyecek. Bence Şeker Bayramı’nda yapılamayan zammın Kurban Bayramı’nda yapılacağını beklemek boş bir umut. Ancak nedense emekliler zam yapılmasını umut ediyor.
Sokakta, çarşıda, pazarda “İkramiye zammı olur mu” diye soranlara “Hayır olmayacak” dediğimizde bize dahi tepki gösteriyorlar. Oysa her şey gün gibi ortada. Şeker Bayramı’nda zam vermeyen Kurban Bayramı’nda da vermez. Saygıdeğer emekliler keşke doğru adrese tepki gösterse…
– İkincisi temmuzda gündeme gelecek.
Hem memurlar hem işçi ve memur emeklileri temmuzda zamlı maaş alacak. Peki o maaş zamları ne kadar olacak?
Burada da tablo belli. Enflasyon farkları TÜİK tarafından belirlendiği için zaten çok umutlu olmamak gerek. Diğer taraftan da bütçe ortada ve enflasyon farkı eklenmemiş zam oranları belli olmuştu. Haliyle memurlar ve memur emeklileri yüzde 11-12, işçi emeklileri yüzde 16-17 civarında bir zam alacaklar.
– Üçüncüsü yine temmuzda gündeme gelecek.
Milyonlarca asgari ücretli, hayat pahalılığı karşısında eriyen maaşlarının artırılmasını bekliyor. Haliyle “Asgari ücrete ara zam yapılacak mı yapılacaksa ne kadar olacak?” sorusu da soruluyor.
O konuda soru soranlara da aynı yanıtı veriyorum: “Hayır, ara zam da olmayacak.”
Siz “enflasyon karşısında şimdiden eridi” deseniz de iktidar size ara zam falan yaptırmayacak.”
Başkonsolosluk saldırısının provasını 7 yıl önce yaptı-İsmail Saymaz (halktv.com.tr)
“Anbean izledik.
Üç terörist Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde kiraladıkları 41 AIC 024 plakalı araçla dün saat 12’de Beşiktaş’ta İsrail Başkonsolosluğu’nun bulunduğu plazanın önüne geliyor.
Yol üzerinde aniden duruyorlar.
Çelik yelek ve kamuflaj giyinmiş halde iniyorlar.
Bagajdan uzun namlulu silahları çıkarıp atışa hazır hale getiriyorlar.
Hemen arkalarındaki bir minibüs, teröristlerin silahlandıklarını görünce geri geri kaçıyor.
Teröristler iki yıldır kullanılmayan konsolosluk binasına doğru ateş açıyor.
Polisler karşılık verince çatışma çıkıyor.
İki polis yaralanırken, üç terörist etkisiz hale getiriliyor.
Yaralı şekilde yakalanan Onur ve Enes Çelik’in kardeş olduğu belirlendi.
Aracı kiralayan Onur Çelik, uyuşturucu kullanmaktan sabıkalı.
Herhangi bir yasadışı örgütle bağlantıları yok.
Muhtemelen, yeni örgütlendiler.
Ölü ele geçirilen terörist, Yunus Emre Sarban.
Adana Yüreğir nüfusuna kayıtlı.
32 yaşında.
Sarban, 2018’de Yüreğir’de babasıyla birlikte cinayete karıştı. Babası 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Üç ayda tahliye edilen Sarban, Kocaeli’ne taşındı.
Aynı yıl IŞİD ile bağlantılı selefi-tekfirci topluluklarla bağlantı kurdu.”
Yılmaz Özdil neden ofsaytta kaldı?-Berkant Gültekin (BirGün)
“1 Aralık 2025’te Sözcü TV Medya Grubu’nun başına getirilen Yılmaz Özdil, 6 Nisan günü görevinden ayrıldı. Yalnızca 4 ay görev yapabilen Özdil, Sözcü gazetesindeki yazarlık serüvenine de son verdi. Bu, Özdil’in Sözcü’den ilk ayrılışı değil. Mart 2023’te Sözcü TV yayın hayatına başladıktan çok kısa bir süre sonra da -Akşener’in Altılı Masa’dan kalkıp tekrar oturduğu günlerde- Özdil, görevinden ayrılma kararı almıştı. Yani Sözcü’de Özdil dönemi iki defa başladı, iki defa bitti ve bunlara hep siyasi tartışmalar neden oldu.
Özdil, CHP’li olduğunu söyleyen bir yorumcu. Kendisini “Doğma büyüme CHP’li” olarak tanımlıyor. Uzun yıllardır da CHP’ye ilişkin yazılar kaleme alıyor. Siyasi perspektifi ve görüşleri, Atatürkçülüğün sağ yorumlarından ilham alıyor. Aman aman teorik, entelektüel bir yanı olduğunu söylemek güç. Dili, üslubu ve resmi ideolojiye angaje görüşleriyle her zaman tartışma konusu olan Özdil, kariyeri boyunca hayata kendisine yakın bakan kesimlerin beğenisini kazanmayı başardı. Bununla birlikte azımsanmayacak bir kesimin de haklı olarak tepkisini çekti. Özdil’in, Sözcü’den ayrılığına yol açan son gerilimde ise açık şekilde ofsaytta kaldığını söylemek yanlış olmaz. Özdil, artık muhalif kamuoyunun genelinin sahiplenmediği bir yazar/yorumcu konumunda. Peki buna ne sebep oldu?
Yılmaz Özdil’in Özgür Özel ve CHP yönetimiyle kavgalı olduğu herkesin malumu. Önceki gün yaşanan ayrılığın sebebinin bu gerilim olduğunu da bilmeyen yok. Ancak buraya bir not düşmek lazım. Özdil, aldığı siyasi pozisyon nedeniyle bedel ödeyen bir gazeteci değil. Patronu onu bu yüzden görevden almadı. Özdil, izlediği yayın politikasının Sözcü TV’nin prestijini ve buna bağlı olarak reyting oranlarını düşürmesi sonucu, yani bir “başarısızlık” sebebiyle kanalı bırakmak zorunda kaldı. Burada sorgulanması gereken de bu başarısızlığın, mevcut siyasi atmosferde gazeteciliğin rolüne ve gazetecilikten beklenene dair ne söylediği olmalı.
Özgür Özel ile Yılmaz Özdil arasındaki atışma, Özel’in CHP’de genel başkanlık koltuğuna oturmasıyla gün yüzüne çıktı. Muhtemelen evveliyatı da vardı. 2024 yerel seçimlerinin ardından CHP ile AKP arasında başlayan “normalleşme-yumuşama” tartışmalarında Özel, Özdil’in kendisine yönelik eleştirilerine 2007 tarihli “Bidon Kafa” yazısını hatırlatarak yanıt vermişti. Özel, partinin 47 yıl sonra birinci parti olmasının sebebinin, Özdil gibilerin halkı aşağılayan zihniyetinden uzaklaşmak olduğunu dile getirmişti. “Seçmene kafa tutan bir yaklaşımı reddediyorum” diyen Özel, Özdil’in kutuplaşma olmasa yaşayamayacağını ifade etmişti. Özdil de “Bidon Kafa” yazısını AKP seçmenine yazmadığını, bunun bir iftira olduğunu ve bu iftirayı “Özel’e yedireceğini” söylemişti. (Oraya uzun uzun girmeye gerek yok ama 19 yıl önce yayınlanan söz konusu yazının AKP’ye oy veren yoksul seçmeni kibirli ve alaycı ifadelerle eleştirdiği açık).”
TL mi çok değerli, Türkiye mi çok pahalı?-Alaattin Aktaş (ekonomim.com)
“Dünyada herhalde Türkiye dışında hiçbir ülke yoktur ki, o ülkenin vatandaşları kendi ulusal paralarının değer yitirmesini bu kadar istesin.
Bu isteğin, bu beklentinin altında ne yatıyordur?
Dövizin en temel finansal tasarruf araçlarından biri olması en temel etken. Döviz tasarruf etmiş olanlar, bu varlıklarının Türk parası karşılığının artmasını ister, doğaldır.
İhracatçı aynı miktar dövize sattığı ürün karşılığında daha çok TL elde etmek ister, doğaldır. Ya da ihracatçı daha az miktar dövize satış yapıp aynı miktar TL elde etmeyi göze alır ama böylece rekabet gücünün artmasını ister, doğaldır.
Turizm sektörü de ihracatçı gibi bakar; ya aynı miktar dövizle daha çok TL kazanır ya da döviz miktarını düşürüp rekabet avantajı elde eder ama TL kazancı değişmez, bunu ister, doğaldır.
Peki yukarıda sıraladıklarım dışında kalan kimi akademisyenler, kimi finans kesimi temsilcileri ve kimi yazar çizerler Türk parasının mutlaka ama mutlaka değer yitirmesi gerektiğini, yitireceğini söylemekten niye geri durmaz! Sahi bu görüşlerin dayanağı nedir? Hatta adeta tarih vererek TL’nin ne kadar değer yitireceği nasıl söylenebilir?
“Kaçınılmaz gidiş, dolar 70 lira olacak, 80 lira olacak; eli kulağında” diye sürekli görüş beyan edenlerin tahminleri şimdiye kadar tutmuş mu? Tutmadığını biliyoruz. Peki bu zorlama niye? Buna kesin bir yanıtım yok; ama şu çok açık, Türk halkı bu tür bilgiyi(!) satın alıyor. Toplum zaten “Türk parası çok değerli” görüşünde, bunun üstüne üstüne gidene de prim veriyor.
Bu konuyu çok yakın zamanda bir kez daha ele aldım.
“Türk parası çok mu değerli, değerliyse ne kadar değerli ya da yoksa Türk parası tam tersine değersiz mi?”
Bu soruya verilecek yanıt aynı:
“Hangi tarihi esas alarak değerlendirme yaptığınıza göre Türk parası hem değerli, hem değersiz.”
TL’nin değerini bilimsel olarak ancak Merkez Bankası’nın reel efektif döviz kuru endeksine bakarak anlamak mümkün. Yoksa öyle “Türkiye’de kahve 2 euro, Avrupa’da 1 euro” örneğiyle ve bu örnekten yola çıkıp mantık yürüterek bir yere varmak mümkün değil.
Daha önce de verdiğim bu “2 euro-1 euro” dengesizliğinin nasıl giderilebileceğine ilişkin örneği tekrar edeyim:
“Türkiye’de euro 50 lira ve 100 liraya satılan kahve bu durumda 2 euro ise, yarın euroyu 100 liraya çıkaralım ve kahve 1 euroya insin ve böylece Avrupa ile eşitlensin. Şimdi sorun görünürde çözüldü. Tabii ki euro 50 liradan 100 liraya çıkınca kahve 100 lirada kalır mı, o Türk parası değer yitirsin diyenlerin sorunu!”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
