Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde “America First” (Önce Amerika) sloganı, artık sadece duvar ve gümrük tarifesiyle sınırlı değil. Artık bir “Donroe Doktrini” haline geldi: Batı yarım kürenin “arka bahçesi”, Washington’un mutlak etki alanı.
Venezuela’da Maduro’nun 3 Ocak 2026’da özel kuvvetlerle kaçırılması, Meksika’da El Mencho’nun (CJNG lideri Nemesio Oseguera Cervantes) 22 Şubat’ta ABD istihbarat desteğiyle öldürülmesi ve şimdi de Küba’ya yönelik “ya anlaşma yapın ya dostça devralırız” tehdidi…
Bunlar tesadüf değil. Trump’ın uzun zamandır dillendirdiği “narko terörizm” tanımı, artık askeri operasyonların meşruiyet zeminine dönüştü.
Venezuela’daki Mutlak Kararlılık Operasyonu tam bir “narko çarpışma” olarak pazarlandı. Maduro ve eşi Cilia Flores, New York’ta uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla yargılanıyor. Trump, bunu “diktatörü adalete teslim etmek” diye sundu ama sonuç: Caracas’ta 80’den fazla ölü, bölgesel kınama ve Latin Amerika’da “yeni emperyalizm” çığlıkları.
Meksika’da ise işler daha karmaşık. Trump’ın tarife tehdidi ve “eğer siz yapmazsanız biz gireriz” resti üzerine Claudia Sheinbaum hükümeti harekete geçti. El Mencho’nun Tapalpa’daki operasyonla öldürülmesi, Trump’ın “Birliğin Durumu” konuşmasında “en sinsi kartel kralını indirdik” diye övünmesine yol açtı. Ama zafer kısa sürdü. CJNG’nin milisleri roketatarlar, zırhlı araçları indirecek silahlarla orduya karşı saldırıya geçti; düzinelerce asker ve sivil öldü, şiddet dalgası ülkeyi sardı. Karteller “devletleşmiş” yapılarını maalesef Meksika’da koruyor; lider öldü diye uyuşturucu akışı durmuyor, aksine iç savaş kızışıyor.
Sırada Küba mı var?
Trump, Maduro’nun düşüşünden saatler sonra “Küba düşmek üzere, Venezuela’dan gelen petrol ve para kesildi” diye ilan etti. Şu anda Küba enerji kriziyle boğuşuyor; ABD tankerleri bloke ediyor, Meksika’ya “Küba’ya petrol satma” baskısı yapıyor. “Dostça devralma” (friendly takeover) lafları dolaşıyor. Latin Amerika’da “Monroe Doktrini’nin Trump versiyonu” konuşuluyor.
Peki bu sadece Latin Amerika’yla mı sınırlı?
Hayır.
Trump’ın çok cepheli agresif savunma hattı, Orta Doğu ve Asya-Pasifik’i de kapsıyor. Mart 2026’da İran’a “Destansı Öfke Operasyonu” ile İsrail’le birlikte başlatılan savaşta nükleer tesisler, balistik füzeler, vekil ağları hedef alındı; Ali Hamaney ve birçok kamu güvenlik bürokrasisinin üst düzey yöneticisi öldürüldü, savaş tüm acımasızlığıyla sivillerin, çocukların, kadınların canını almaya devam ediyor.
“Barış gücüyle güç” retoriğiyle sunulan bu operasyon, Venezuela’dakiyle aynı mantık: Tehdit algısı, hızlı askeri hamle. Asya-Pasifik’te ise Çin’e karşı “transactional” (işlemci) bir yaklaşım hâkim: Tayvan’a silah satışı devam ederken, Güney Çin Denizi’nde gerilim tırmanıyor. Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde “daha büyük ve güçlü ülkelerin etki alanları” kabulü var ama pratikte Washington kendi etki alanını genişletiyor. Latin Amerika’da “narko terör”, Orta Doğu’da İran tehdidi, Asya’da Çin revizyonizmi…
Hepsi “ABD savunma hattı” diye paketleniyor.
Dünya nereye gidiyor?
Bu strateji kısa vadede belki önceleri Trump’a iç politika da puan kazandırıyordu: Sınır güvende, fentanil (narkotik sınıfına giren çok güçlü bir ağrı kesici) akışı yavaşlıyor -en azından söylemde- “zayıf diktatörler” devriliyor. Ama bedeli Orta Doğu’da savaş uzadıkça ağır olmaya başladı. Latin Amerika’da iç savaş riski artıyor; Meksika’da El Mencho’nun ölümü gibi “kral öldürme” stratejileri tarih boyunca kartelleri parçalamadı, sadece daha vahşi halefler doğurdu; zamanla bunun ABD’ye, dünya ülkelerine yansımalarını göreceğiz. Göç dalgaları, kara para ve intikam saldırıları ABD’ye sıçrayabilir. Uluslararası hukukta “egemenlik ihlali” damgası yiyen Washington, BM’de, Latin Amerika zirvelerinde yalnızlaşıyor. BRICS ülkeleri, Çin ve Rusya bu boşluğu dolduruyor: “ABD saldırganlığı” karşıtlığı yeni ittifaklar doğuruyor.
Amerika’ya ne yapıyor bu yaklaşım?
“Güç üzerinden barış” doktrini Trump’ın DNA’sında var ama tarih tekerrürden ibaret değil. Vietnam, Irak ve Afganistan’ın unutulmaması gerekli.
Her “hızlı zafer” uzun vadede istikrarsızlık ve maliyet üretti. Bugün fentanilin kaynağı kısmen ABD talebi ve güneye akan Amerikan silahları. Kartelleri bitirmek için Meksika ordusunu zorlamak, Küba’yı boğmak, İran’ı vurmak… Bunlar semptom tedavisi. Kök nedenler (yoksulluk, yolsuzluk, ABD iç piyasası) yerinde durdukça şiddet sadece yer değiştiriyor.
Trump’ın çok parçalı saldırganlığı, dünyanın “kurallara dayalı düzen” dediği yapıyı daha da çatlatıyor. Latin Amerika’da “arka bahçe”yi temizlerken Orta Doğu ve Pasifik’te yeni cepheler açıyor.
Sonuç: Daha kırılgan bir dünya, daha pahalı bir Amerika. Küba gerçekten “sıradaki” olursa, bu sadece bir ada değil; tüm yarım kürenin dengesini bozacak bir domino taşı olur. Tarih, güç gösterilerinin zaferle değil, öngörülemez bedellerle bittiğini defalarca gösterdi.
Trump’ın “güçlü Amerika” hayali acaba kendi ayağına mı dolanıyor?
Zaman gösterecek.
Ama bugünden görünen, “Arka bahçe” yangın yerine dönüyor ve alevler sınırları aşmaya çok yakın.
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
