Cuma, 1 May 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Serbest Kürsü

BM siyonizmi gündemine alır mı?

Gürsel Demirok
Son güncelleme: 21 Mart 2026 09:30
Gürsel Demirok
Paylaş
Paylaş

Sosyal medya “salı pazarı” gibi, ne ararsan var. Malların değil ama fikirlerin, önerilerin ortalığa dökülüp saçıldığı bir pazar. Seç seç al. Fikirleri, önerileri beğenen de çıkıyor, beğenmeyen de… 

Geçenlerde “Siyonizm ırkçılıktır. BM kararı yeniden oylansın” başlığı ile yayınlanan bir paylaşım dikkatimi çekti.

Paylaşım şöyle:

“Siyonizm; bir halkın, bir milletin diğerlerinden üstün olduğuna dayanan bir ideolojidir. Bu anlayış; başkalarını değersiz gören, onları yok sayan ve yayılmacılığı meşrulaştıran bir üstünlük doktrinidir. Üstünlük iddiasına dayanan her ideoloji gibi siyonizm de çağ dışıdır. Irkçıdır ve dünya barışını tehdit eder. Bu nedenle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 10 Kasım 1975’te kabul ettiği 3379 sayılı kararla siyonizmi ‘ırkçılık ve ırk ayrımcılığının bir biçimi’ olarak tanımlamıştır. Ancak bu karar, uluslararası baskılar sonucunda 16 Aralık 1991’de iptal edilmiştir. Bugün yaşananlar, o kararın neden doğru olduğunu yeniden göstermektedir. Siyonist ideoloji; kendisini ‘tarihi misyon’ ve ‘üstünlük’ söylemiyle meşrulaştırarak başka halkları aşağı gören bir zihniyet üretmektedir. Bu anlayış, insanlık onuruna ve uluslararası hukuka aykırıdır. Irkçılık nasıl insanlık suçuysa, ırk üstünlüğüne dayanan ideolojiler de aynı şekilde insanlık karşıtıdır. Dünya barışı için bu gerçek, yeniden kabul edilmelidir. Talebimiz açıktır: BM Genel Kurulu 1975 tarihli 3379 sayılı kararın ruhunu yeniden gündeme almalıdır. İptal edilen BM kararı yeniden oylansın. Siyonizm ırkçılık olarak tanınsın.”

Paylaşım beni yıllar öncesine götürdü. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 10 Kasım 1975 tarihinde 3379 sayılı kararı ile “Siyonizmin bir ırkçılık ve ırksal ayrımcılık biçimi olduğunu” belirlediği tarihlerde Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliğinde görevliydim. O günleri  çok iyi anımsıyorum.

O yıllar Arap ülkelerinin Birleşmiş Milletler’de güçlü olduğu yıllardı. Arap dünyası ekonomik ve siyasi nüfuzlarının zirvesindeydi. Başta Suudi Arabistan, Irak, Suriye, Libya petrol zengini Arap ülkeleri BM içinde etkiliydi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 3379 sayılı kararı kabulünden bir yıl önce de, kabul ettiği bir kararla “Filistin Sorunu”nu tanımış ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nü (FKÖ)  uluslararası diplomasiye katılmaya davet etmişti. Bir başka kararla da, Filistin siyasi lideri Yaser Arafat’ın “Zeytin Dalı Konuşması”nın ardından FKÖ’yü Genel Kurul’un üye olmayan gözlemcisi olarak belirlemişti.

Siyonizm ile ilgili karar tasarısı ise BM Genel Kurul gündemine geldiğinde yer yerinden oynamıştı. Pek çok ülke ne tür oy vereceğini bilmez haldeydi. İsrail’in yanı sıra başta Amerika, Batılı ülkeler tasarıya büyük tepki gösteriyorlardı. ABD Daimi Delegesi Moynihan tasarıyı ve BM sistemini çok sert eleştiren sözler sarf etmişti. BM’nin bütçesinin önemli bir bölümünün ABD tarafından karşılandığını hatırlatmıştı.

ABD Başkanı Trump’ın kimi konuşmaları bana Moynihan’ı anımsatıyor… “Soğuk Savaş” yıllarında  Araplara sempatik görünmeye çalışan Doğu Bloku ülkeleri ve Asya ülkeleriyle ırkçılık ve ırk ayrımından çok çekmiş Afrika ülkeleri ise ırk ayrımcılığına da atıfta bulunan tasarıya olumlu yaklaşıyorlardı.

Karar tasarısı, 72 lehte, 35 aleyhte ve 32 çekimser oyla kabul edilmişti. Türkiye de lehte oy veren ülkeler arasındaydı.

İsrail uzun yıllar kararın yürürlükten kaldırılması için çaba harcadı. Neticede, 16 Aralık 1991’de kabul edilen 46/86 sayılı Karar ile 111 lehte, 25 aleyhte, 13 çekimser oyla yürürlükten kaldırıldı. Türkiye de çekimser oy verdi. 

1991’in dünyası 1975’lerin dünyasından çok farklıydı. Köprünün altından çok sular akmış, dünya dengeleri değişmişti. Doğu Bloku dağılmış, Arap ülkeleri eski güç ve etkilerini kaybetmişti. İsrail’in en büyük rakiplerinden Irak büyük darbe yemişti. 75’te karara oy veren devletlerin çoğu tutumlarını gözden geçirmeye başlamışlardı. Irk ayrımcılığı sona yaklaşıyordu. ABD ve Batı dünyası ise gücüne güç katmıştı. Antisiyonist karar artık “buzul çağı kalıntısı” olarak niteleniyordu.

Günümüzde de durum farklı değil. Dünya artık 1975’lerin dünyası değil. 1991’lerin dünyası da değil. Ancak  kimi çevreler iptal edilen kararın yeniden oylanmasını gündeme taşıyorlar. Bu görüşte olanlar, bugün yaşananların 1975 yılında alınan kararın doğruluğunu kanıtladığını savunuyorlar. Ayıca, İsrail’in 1993’te Oslo Anlaşmasını imzalayarak Filistin’i tanıyacağını taahhüt ettiğini, ancak geçen süre içinde işgal politikalarını sertleştirdiğini ve sözünü tutmadığını hatırlatıyorlar. “Siyonizm ırkçılıktır” kararının iptalini sağlayan İsrail’in tüm dünyayı aldattığına işaretle, “3379 sayılı kararın  tekrar gündeme gelmesi halinde İsrail’in uluslararası arenada ciddi bir baskıyla karşılaşabileceğini” ileri sürüyorlar. BM Genel Kurulu’nun bugün de benzer bir karar alıp İsrail’e yönelik küresel baskıyı artırabileceğini iddia ediyorlar.

Bugünün dünyasında BM Genel Kurulu’ndan benzer bir kararın çıkması söz konusu olabilir mi? Bu soruya bölgemizden birileri “yetmez ama evet” yanıtını verebilir. İsrail’in peşi sıra giden birileri de “hadi canım sen de” diyebilir. Kimileri de, “1975 lerin dünyası çok gerilerde kaldı. Bu tür ‘buzul çağı kalıntısı’ konular yerine tehdit altında bulunan bölgemizdeki barış ve istikrarın nasıl tekrar getirileceği konusuna odaklanılmalı. İsrail’i dizginleyecek, baskı altına alacak, barışa, iş birliğine zorlayacak başka yollar araştırılmalı” diyebilir.

Yapılması gereken farklı sesleri dinlemek, uyumlaştırmak ve bir çözüm üretmektir. Bölge ülkelerinin barış içinde birlikte yaşamalarını, iş birliği yapmalarını sağlayacak yollar araştırmaktır. 

Bunun adına “diplomasi” denir. Şu sıralarda da diplomatların kapalı kapılar ardında sessiz sedasız bu farklı sesleri, görüşleri, beklentileri uyumlaştırma çabası içinde oldukları görülüyor. Ülkemizin değerli diplomatları da bu çabanın içindeler. Yıllardır kan ve gözyaşının eksik olmadığı bölgemizde barış içinde birlikte yaşamanın yollarını araştırıyorlar.

Bu çabaların olumlu sonuç vermesinden inancı, dili, kimliği ne olursa olsun, bölge halkları kazançlı çıkacaktır.

Dileyelim diplomatik çabalar sonuç verir, bölgede akan kan ve gözyaşı durur, barış gerçek olur.

18 Mart sırf Türk oldukları için teröre kurban verdiğimiz “Şehit Diplomatlarımızı Anma Günü”ydü. Barışı yaşamlarının merkezlerine almış şehit meslektaşlarımız ile diğer kamu görevlilerimizi ve aile fertlerini rahmet ve saygıyla anıyorum. Tüm okurlarımızın Ramazan Bayramını da kutluyorum. Bayramın tüm bölgemize hayırlar getirmesini temenni ediyorum…

İlgili yazı:

Antisiyonizm-antisemitizm farkı

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiJeopolitik
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanGürsel Demirok
Takip et:
Emekli diplomat. 1945 yılında doğdu. Darüşşafaka Lisesi'ni 1964 yılında bitirdi. 1968 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. 1969'da Dışişleri Bakanlığı'na girdi. Türkiye Daimi Temsilciliğinde görevli olduğu yıllarda (1974-1977) BM Genel Kurulu 4, Komite (Decolonisation Committee) Raportörlüğüne seçildi. Kuveyt”in, Irak tarafından işgal edildiği tarihlerde, Kuveyt Büyükelçiliğimiz Müsteşarı idi. 1993-1997 yılları arasında Mainz Başkonsolosu olarak görev yaptı. Bu görevde iken girişimlerde bulunarak Mustafa Kemal Atatürk’ün 1917’de Veliaht Vahdettin ile birlikte Almanya’ya yaptığı ziyaret anısına Türk heyetinin kaldığı görev bölgesindeki Bad Kreuznach Park Hotel‘de 23 Nisan 1997 de Atatürk Salonu açılmasını ve ziyaret anısına otelin girişine bir yazıt konulmasını sağladı. Açılış görkemli bir törenle gerçekleştirildi. Otel bugün Türklerin etkinlikler düzenledikleri bir mekâna dönüştü. 1997 yılında Dışişleri Bakanlığı müşaviri olarak atandı. Bakanlık müşaviri iken, Başbakanlık İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu Sekreterya Başkanı oldu. 57. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti döneminde hazırladığı ilerici insan hakları raporu AB Kopenhag Kriterlerinin karşılanmasına yönelik çalışmalarda referans belgesi olarak kullanıldı ve “Demirok Raporu “olarak anıldı. 2000-2004 yılları arasında Zürih Başkonsolosu olarak görev yaptı. Zürih Başkonsolosluğu binasında Park Hotel’deki Atatürk Salonuna benzer bir Atatürk Salonu açtı. Salonda Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarına ilişkin belge ve fotoğraflar yer almakta. Bu salonda da Türkleri buluşturan etkinlikler düzenlenmekte. Mainz ve Zürih‘te Başkonsolos iken vatandaşlarımızla birlikte olmaya, derneklerinin düzenledikleri etkinliklere katılmaya, çocuklarımızı okullarında ziyaret etmeğe, gençlerin sportif müsabakalarına katılmaya büyük önem verdi. 2004 yılında Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Yiğit Alpogan'ın başdanışmanı oldu, 2005 yılında MGK Araştırma ve Değerlendirme Dairesi Başkanı olarak atandı ve bu görevindeyken 2010 yılında yaş haddinden emekliye ayrıldı. MGK Araştırma ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı'na atanmış ilk sivil görevlidir. Atatürk’ün Almanya gezisi ve Avrupa’daki Türkler üzerine kitapları var. Emekli olduktan sonra medyada köşe yazıları kaleme almaya başladı .
Önceki Makale Kurtuluş Savaşı Karadeniz’de kazanıldı
Sonraki Makale Rus turistlere “damping”

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

*Serbest Kürsü

Güney Kafkasya’da normalleşme: Tarihî eşik bu kez aşılacak mı?..

Alin Ozinian
1 Mayıs 2026
ManşetSerbest Kürsü

Yeni soykırım silahı gıda!

Adil Gürkan
1 Mayıs 2026
ManşetSerbest Kürsü

“Dili olmayan” ülkeler

Halil Ocaklı
1 Mayıs 2026
Serbest Kürsü

Meydanlara kulak vermek gerek

Gürsel Demirok
1 Mayıs 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?