Cuma, 17 Nis 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 19 Mart 2026 19:42
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Üç füze, iki patriot-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)

“Milli Savunma Bakanlığı’nın açıklamasına göre mevcudun dışında, İncirlik Üssü’ne bir patriot sistemi daha yerleştiriliyor. Geçen hafta Kürecik Radarı’na da patriot yerleştirilmişti.

Bu iki patriot, hâlâ aydınlatılamayan üç füze olayının sonucudur. Hâlâ aydınlatılamamıştır çünkü ABD İran füzesinin Türkiye’yi hedef aldığını iddia ediyor, İran ise Türkiye’ye yönelik bir saldırısının olmadığını belirtiyor. Kesin olan, Hatay ve Gaziantep’e düşen parçaların, atıldığı iddia edilen İran füzesine değil, onu vurduğu belirtilen ABD/NATO mühimmatına ait olduğu.

Demek ki üç füze olayı, Türkiye’nin İran’a karşı kışkırtılmasına yetmedi ama İncirlik ve Kürecik’e patriot yerleştirmenin gerekçesi yapılabildi!

Patriotlar Kürecik ve İncirlik’i korumaktan ziyade, Türkiye’yi hedef haline getirir. Türkiye’yi İran’a karşı kışkırtan ve savaşa sokmaya çalışan ABD ve İsrail’in istediği tam da budur.

Bu kararlar beraberinde bazı önemli soruları da getirmektedir:

Kürecik’e ve İncirlik’e patriot yerleştirilmesi tasarrufu kimindir? Türkiye mi talep etti? Yoksa ABD’nin kararı mı? Karar Türkiye’nin ise bu kendi kendimizi tuzağa düşürmemiz demektir. Kürecik ve İncirlik’e patriot isteyerek, buraların risk potansiyelini kendi elimizle büyütmemiz demektir.

Karar ABD’nin ise bu kez Türkiye tuzağa iki kere düşmektir. Birincisi Türkiye’yi İran’a karşı pozisyon almaya zorlayan ABD için patriotlar, bunu kolaylaştırabilmenin aracıdır. İkincisi de karar ABD’nin ise bu Milli Savunma Bakanlığı’nın geçen hafta yaptığı “İncirlik Türk üssüdür” çıkışını gölgelemektedir.

Patriotlar şu aşamada bir koruma kalkanı olmaktan ziyade, ABD’nin Türkiye’yi İran stratejisine eklemleyebilme aracı işlevi görecektir.

Üstelik, tam bu süreçte yaşananlar, fazlasıyla tesadüfken…

Örneğin ABD’yle yıllardır süren Halkbank sorununun tam da bu süreçte uzlaşıya dönüşmesi…

Örneğin 16 Mart 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “silah ve mühimmatın transit geçişiyle” ilgili cumhurbaşkanı kararnamesi…”

Bir numara gerçeği kanıtlar mı? ID savaşı!-Memduh Bayraktaroğlu (Nefes)

“Bugün Türkiye’de çok kritik bir tartışmanın ortasındayız…

Bir iddia, bir de yalanlama var… Ve bu tartışmanın merkezinde ise tek bir şey:

Bir numara… Bir ID numarası…

Peki bu bir tek numara gerçeğin kanıtı mı, yoksa modern çağın en tehlikeli yanılsamalarından biri mi?..

Eskiden bir belge gösterilir, imza aranır, resmi kayıt sorulurdu…

Şimdi bir numara veriliyor ve deniyor ki: “Git sorgula… Doğruysa zaten görürsün…”

İşte tam burada çok kritik bir kırılma yaşıyoruz.

Canlarım, bir ID numarası iki şey olabilir:

Gerçek bir kayda ait anahtar, gerçek gibi görünen bir manipülasyon aracı…

Ve sorun şu: dışarıdan bakarak bunu ayırt etmek neredeyse imkânsız…

Bir iddianın sahibi bir siyasetçi çıkıyor ve: “ID Numarası verdim, isteyen girsin baksın” diyor…

Bu ne demektir ki: “Ben iddiamı ispat etmiyorum, doğrulama yükünü sana bırakıyorum…”

Özgür Bey bir yanda kendi belediye başkanı suçlandığında haklı olarak itiraz ediyor… Haklı olarak ortalığı ayağa kaldırıyor ama diğer yanda…

Kendi belediye başkanına yapılan haksızlığın aynısını Adalet Bakanı’na yapıyor…

İddia sahibi kendisi, ispatlamak yükümlülüğü de ona ait…

Bu, modern siyasetin en tehlikeli dönüşümlerinden biridir…

Çünkü bu yöntem: iddia sahibini değil toplumu dedektif olmaya zorlar ama burada çok daha derin bir mesele var: Devlet verisinin güvenilirliği meselesi…

Eğer bir ID numarası gerçekten sistemde sorgulanabiliyorsa: bu çok büyük bir skandaldır…

Eğer sorgulanamıyorsa ama öyleymiş gibi sunuluyorsa: bu da çok büyük bir manipülasyondur…

Yani iki durumda da mesele büyüktür…

Adalet Bakanı diyor ki: “Belgeler sahte…”

CHP lideri diyor ki: “Numarayı giren görür…”

Kritik soru şu:

“Devletin dijital kayıtlarına kim, nasıl, hangi yetkiyle erişebiliyor?”

Bir bayram sabahına uyanmak ve utanmak-Mine Söğüt (T24)

“Bayramın üç gün süreceğini biliyorsunuz. Bayramda hangi yol ve köprülerin ücretsiz olacağını da biliyorsunuz. Bayramda yurt genelinde havanın nasıl olacağından da haberiniz var.

Peki bilmedikleriniz, aklınıza getirmedikleriniz, düşünmek istemedikleriniz?

Yarın sizin muhtemelen neşeyle uyanacağınız bayram sabahı kimler için kâbus gibi bir sabah olacak onu daha bilmiyorsunuz.

Geçen bayramdan bu bayrama bu ülkede, yaklaşık 500 bebek ailesi tarafından terk edildi. Bu bayramda da muhtemelen bir gün ailelerinin terk edeceği onlarca çocuk hayata gözünü açacak. Sizin onlardan hiç ama hiç haberiniz olmayacak. Tüm çocukların güvenli evlerde sevgi dolu ortamlarda büyüdüğüne inanmak isteyeceksiniz. İşlek bir caddede annesinin az önce elini bırakılarak terk ediverdiğini fark bile etmediğiniz bir çocuğun yanından kendi çocuğunuzun elini sıkıca tutarak geçip gideceksiniz.

Geçen bayramdan bu bayrama, bu ülkede yaklaşık 200 bin çocuk suça karıştı. Yarın da birtakım küçük çocuklar bayram sabahına uyanacaklar ve potansiyel suçlular olarak sokaklara dağılacaklar. Hiç tanımadıkları birilerini parası için ya da sırf öfkeden boğazından, karnından, kalbinden bıçaklayacaklar. Haberlerde duyacaksınız, “Bu caniler az ceza alıyorlar yine aramıza dönüyorlar” diye söylenerek çocuk nedir, suç nedir hiç umursamadan burnunuzdan soluyacaksınız.

Geçen bayramdan bu bayrama, bu ülkede yaklaşık 30 bin insan daha çeşitli nedenlerle evsiz kaldı. Siz yarın bayram sabahına evinizde uyanacaksınız ve bayramı da herhangi bir gün gibi kaldırımlarda yatarak ve çöplerde yemek arayarak geçiren kir pas içindeki insanların yanından her şey yolundaymış gibi geçip gitmeye devam edeceksiniz.

Geçen bayramdan bu bayrama, bu ülkede yaklaşık 400 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Yarın bayram sabahına uyandığını zanneden bir kadın belki de eceline uyanacak. Kim bilir kaç erkek daha bu bayram sabahı bir kadını öldürmeyi aklına koyacak. Kim bilir kaç kadın daha öldürülme korkusuyla karakollara koşacak ve kim bilir kaç kadın daha gerekli önlemler alınmadığı için yine erkek şiddetine maruz kalacak. Çoğunu sizin ruhunuz bile duymayacak.”

Muhalefetin kıymetini bilin!-Nazım Alpman (BirGün)

“Ülkemiz Cumhuriyet tarihi bakımından en ağır siyasi bunalımını yaşadığı genel kabul gören bir tespit… Bunalımın kaynağında “demokrasiye karşı yapılmış bir darbe” yer alıyor. Eskiden darbeler seçimle ve sandıkla ilgileri olmayan generaller tarafından yapılırdı. Generallerin görev süreleriyle sınırlı kalırdı darbeler. Zaten darbenin ilk günü de söz verirlerdi:

-Demokrasiye geçirip gideceğiz!

19 Mart 2025 günü yapılan darbe ise öncekilerden çok farklı. Askeri darbeler, demokratik seçimle gelmiş sivil iktidarı hedef alırdı. En son darbe ise tamamen değişik bir rota izledi.

Seçimle iş başına gelmiş bir iktidar, (kendisini üç defa sandığa gömmüş) muhalefet liderine karşı darbe yaptı! İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, evi basılarak gözaltına alındı ve tutuklandı. Böylece siyasi tarihimize bir kara gün daha eklendi:

-19 Mart Darbesi!

Bütün bu yazdıklarımız biliniyor. İktidar sahiplerince de katiyen dikkate alınmıyor. Onlar girdikleri çıkmaz yolda bildikleri gibi ilerliyorlar.

O halde niye yazıyoruz?

Tek derdimiz var: Gazetecilik!

Her seçildiğinde “tarafsız olacağına” dair yemin ettikten sonra “ben tarafsız olamam” diyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, gazetecilere ve yazarlara verdiği iftar yemeğinde gazetecilik konusunda “tarafsız” bir değerlendirme yaptı:

-Gazeteciler ve yazarlar toplumun hafızasıdır. Eleştirerek, sorgulayarak hayati önemde kamu hizmeti yaparlar!

Erdoğan bile gazetecileri böyle gördüğüne göre biz de yazmak, eleştirmek ve sorgulamak zorundayız. Öyle değil mi?

Gerçi o konuşmasında “gerektiğinde takdir ve teşvik ederek” diye bir ek görev daha yüklemiş ama iktidarları, seçmenleri takdir ve teşvik ederler. Gazetecilerin işi o değildir!”

Uğurcan Çakır olmasa 10-0 biterdi-Sedat Kaya (halktv.com.tr)

“Galatasaray, İstanbul’da yaktığı umudu alıp Anfield’a geldiğinde herkes bir zafer bekliyordu.

Çünkü son haftalardaki futbol, İngiltere’de masalsı bir skorun ihtimalini bile gerçek gibi hissettiriyordu sarı kırmızılılara.

Ama Anfield…

Masalları kolay yazdırmaz.

Direnmezsen, seni oyunun dışına iter.

Yetmez…Attıkça atar..

O da yetmez.

Cehennemi yaşatır.

Ve Liverpool o cehennemi ilk düdükle birlikte kurdu.

Öyle bastılar ki…

Tribünler öyle itti ki…

Zaman bile Galatasaray’ın aleyhine akmaya başladı.

Çünkü karşısında sadece bir takım yoktu: Bir atmosfer, bir alışkanlık, bir tarih vardı.

Liverpool daha ilk dakikalardan itibaren oyunun iplerini eline aldı.

“Top göstermedi” desek, abartı olmaz.

Dalga dalga geldiler.

Her alanda ezdiler.

Her hücum bir öncekinden daha tehlikeli, her şut bir öncekinden daha yakındı.

Böyle bir takım karşısında Galatasaray teslim bayrağı çekmek zorunda kaldı. Sahada hiçbir varlık gösteremedi.

Top tutamadılar, pas yapamadılar, değil gol pozisyonu üretmek, rakip kale önüne gidemediler.

Kaleci Alisson’a bir kez geldi top, adeta 90 dakika yan gelip yattı.

Liverpool Szoboszlai, Ekitike, Gravenberch ve Salah’ın golleriyle turu geçerken, geride 4-0’lık skordan daha ağır bir tablo kaldı.

İngilizler’in kaçırdıkları..

Direkten dönenler…

Ve Uğurcan’ın kritik kurtarışları.

Bir kalecinin, tek başına bugüne kadar Şampiyonlar Ligi’nde yaşanmamış bir felaketi önlediği bir geceydi bu.

Ya Uğurcan, Salah’ın penaltısı dahil 10’dan fazla kritik kurtarışları yapmasaydı, bu skor nerede dururdu?

Cevap çok acı.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Trump’la Putin’in dünyası
Sonraki Makale “USA” savaş sektörü

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörGünlük

Türkiye’ye “devşirme” yasağı

Medya Günlüğü
17 Nisan 2026
EditörGünlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
17 Nisan 2026

Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Mehmet Şüküroğlu
17 Nisan 2026
Günlük

Köşe yazılarından seçmeler

Medya Günlüğü
16 Nisan 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?