Masadaki solcular neden ‘hayır’ dedi-Barış Terkoğlu (Cumhuriyet)
“Gücün sınırları ancak başka bir gücün karşısında belirginleşir. CHP lideri partileri dolaşıyor. Her görüşmenin ardından Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a ara seçim için inisiyatif alma çağrısında bulunuyor. Numan Bey yapabilir mi? Hayır, anayasa sorusu sormuyorum. Niyet de sorgulamıyorum. Bir irade tartışması yapıyorum.
Şöyle anlatayım…
Geçen pazartesi günü TİP Milletvekili Ahmet Şık’ın Ayna/ Heli adındaki yeni kitabının tanıtım toplantısını izledim. Sunumu üç TİP milletvekili beraber yaptı. Zira kitap, çok satanlar listesine girmek için yazılmamıştı. Meclis’teki çözüm komisyonunun TİP’li üyesi Ahmet Şık, komisyona sunmak için bir çalışmaya başlamıştı. Ama gidişattan bir anlamı olmayacağını düşündü. Bunun yerine bir kitaba dönüştürdü. Haliyle kitap, komisyona çözüm umuduyla giren bir partinin, sürece dair eleştirilerle sonuçlanan bakışını yansıtan bir metindi.
Numan Bey meselesiyse…
Ahmet Şık, kitap tanıtımında komisyonda yaşadıklarını anlattı. Benim için en ilginç mesele Cumartesi Annelerine dair anlattıklarıydı. Komisyona gelip babasının kayboluşunu anlatan Besna Tosun’u AKP ve MHP’liler bile buğulu gözlerle dinlemişlerdi. Bu durumu bir imkân olarak gören Ahmet Şık; Numan Kurtulmuş ve Abdülhamid Gül gibi AKP içinde makul gördüğü isimlere bir öneride bulunmuş. “Bir iyi niyet adımı olarak her hafta ailelerini anan Cumartesi Annelerinin etrafındaki polis barikatını kaldıralım” teklifini yapmış. Anlattığına göre Cumartesi Annelerine müdahale eden polisler bile annelerle karşı karşıya gelmek istemiyormuş.
Şık, “çok basit” dediği bu önerinin nasıl geri döndüğünü anlattı. Söylediğine göre iki isim de (Gül ve Kurtulmuş) buna karşı olmamakla birlikte “Yapabileceğimiz bir şey yok” demiş, “yukarı”yı işaret etmiş. Kısacası aslında süreçle, İmralı’yla ya da çıkacak yasalarla ilgisi olmayan; sadece anayasada yazan protesto hakkının kullanmasından ibaret bu kadar basit bir adımın atılması dahi Erdoğan’ın iradesiyle gerçekleşiyor. Hatta İmralı’yı komisyon adına ziyaret tutanaklarının itirazlara rağmen önce özetinin sonra kendisinin “zamanı gelince” yayımlanması bile “yukarıdan” olmuş.
Haliyle dün de bugün de Meclis başkanında Erdoğan’dan başka bir ara seçim iradesi aramak beyhude bir çaba gibi görünüyor.”
Okul saldırıları münferit mi?-Deniz Zeyrek (Nefes)
“Son beş ayda dört okulda silahlı/bıçaklı saldırılar gerçekleşti.
Bu konunun eğitim kısmını değerlendirmeden önce işin silah boyutunu irdelemek gerekiyor.
Türkiye’de bireysel silahlanma ne yazık ki her geçen yıl artıyor.
Daha da vahimi silaha erişim ve silah kullanma yaşı düşüyor.
Halihazırda en insaflı verilere göre, ülke genelinde 3 milyon civarında ruhsatlı, 10-12 milyon civarında ruhsatsız silah var. Bu sayı daha da büyük olabilir.
2000 yılında toplamda 6 milyon silah olan ülkemizde 2026’da bu sayının 12-15 milyona çıkması artış hızının bir göstergesi olsa gerek. Son dört yılda ruhsatlı silah sayısındaki artış oranı çok yüksek.
Ruhsatlı silahlar konusunda Avrupa ortalamasında olsak da ruhsatsız silahların varlığı nedeniyle Avrupa ortalamasının çok üzerindeyiz.
Silahın statü göstergesi gibi görülmesi, suç örgütlerinin artması, dijital ortamlarda gençlerin suç çetelerine çekilmesi gibi durumların çoğalması, TV dizilerinde boy boy ve çok sayıda silah gösterilmesi, çocukların/gençlerin silahlanmasını özendiren en önemli faktörler olarak görülüyor.
2025 verilerine göre 3 bin 422 silahlı olay yaşanmış ve 2 bin 225 kişi öldürülmüş.
Bu silahlı suçların büyük bölümü ruhsatsız/kayıt dışı silahlarla işlenmiş.
Ne yazık ki silah sayısındaki artış gibi okullardaki ölümlü saldırılar da artıyor.
Sadece son 45 günde iki öğretmen ve 5 öğrenci bıçaklı/saldırı sonucunda öldü. Örneğin,
– Mayıs 2024’te okuldan atılan Irak uyruklu bir öğrenci öğretmenini silahla vurdu.
– 22 Aralık 2025’te Mersin Anamur’da Rüştü Kazım Yücelen Ortaokulu’nun müdürü 12 yaşında bir öğrencisi tarafından vuruldu.
– 2 Mart’ta İstanbul’da 44 yaşındaki biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik, 16 yaşındaki öğrenci tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
Bu olaylardan sonra öğretmenler güvenlik tehditlerini göstererek protesto gösterileri yaptı.
Öyle anlaşılıyor ki bu tür saldırılar pek önemsenmemiş.”
Başkanlığın dokuzuncu yılı-Mine Söğüt (T24)
“Son dokuz yılınız nasıl geçti?
Hayatınız eskisinden daha mı iyi oldu?
Kendinizi daha mı güçlü hissediyorsunuz ya da daha güvende?
Çocuklarınızın geleceği için endişeleriniz hiç kalmadı mı?
İşleriniz tıkırında mı?
Banka hesaplarınız kabardı, tapularınız arttı, arabalarınız yenilendi mi?
Hiç gözaltına alınmadınız, hiç tutuklanmadınız, sosyal medyada yazdığınız bir cümle ya da sokakta uluorta sarf ettiğiniz bir laf yüzünden başınız hukukla hiç belaya girmedi mi? Ağzınızı açamayacak, hakkınızı arayamayacak, fikrinizi savunamayacak hale gelmediniz mi?
Anayasal haklarınızın elinizden alındığını hiç fark etmediniz mi?
Medyanın iktidar elinde oyuncak olduğunu, yargının bir maşaya döndüğünü ve korkutularak yönetilen bir halkın gün geçtikçe daha da derin bir sessizliğe gömüldüğünü hissetmediniz mi?
Korkmuyor musunuz?
Evsiz kalmaktan, işsiz kalmaktan, hastanelerden randevu alamamaktan, çocuğunuzu okutamamaktan, dilediğiniz gibi bir hayat yaşayamamaktan… ölmekten, sürünmekten, sefil olmaktan?
Yarını görememekten, ülkenin savaşa girmesinden, sokakların bir anda kabusa dönmesinden?
Demokrasinin, adaletin, fırsat eşitliğinin, ekonomik refahın, sulhun, huzurun adını bir daha duyamamaktan?
Şu son dokuz yılda ülkenin başına gelenlerin hesabının hiç sorulmayacak olmasından, beterinin kapıda beklemesinden?
Geleceği görememekten ve gördüklerinizin de sizi ölümüne tedirgin etmesinden?
Öfkelenmiyor musunuz?
Bir zamanlar başkanlık sisteminin parlamenter sistemden çok daha iyi olduğunu savunanlara?
“Bir de bunu deneyelim, kaybedecek neyimiz var?” demiş olanlara?
“Dünya başkanlık sisteminin iyi örnekleriyle dolu” diyerek maceraya atılamaya gönül verenlere?”
Muhalefet defalarca önerge verdi! Okul saldırıları göz göre göre geldi-Bahadır Özgür (halktv.com.tr)
“Şanlıurfa’nın Siverek İlçesi’nde ve hemen bir gün sonra Kahramanmaraş’ta yaşanan silahlı saldırılar velileri de öğrencileri de dehşete düşürdü.
Şimdi herkesin aklında aynı sorular var: Bu kadar silah ve cephane ile okula nasıl giriyorlar? Dakikalarca devam eden saldırılar nasıl önlenemiyor?
Oysa muhalefet milletvekilleri aylardır, daha saldırılar olmadan okullar bile açılmadan, güvenlik ile endişeleri Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e sordular. Üstelik bir kez değil defalarca…
Mesela; CHP Antalya Milletvekili Aliye Coşar, okullar açılırken 15 Ekim 2025 tarihli önergesinde Bakan Tekin’e tam da bu konuyu sordu. Coşar soru önergesinde, basına yansıyan haberlerden de görüldüğü kadarıyla okullarda ciddi bir hijyen ve güvenlik sorunu olduğunu hatırlatılarak şöyle dedi:
“Hijyen ve güvenlik başta olmak üzere acil hizmetler için bakanlığın okullara tahsis ettiği bütçe ne kadardır? Okullarda güvenlik ihtiyacı için görevlendirilmiş personel sayısı kaçtır? Güvenlik eksikliği dolayısıyla öğrencilerin yaşadığı endişeleri tespit eden bir araştırmanız var mıdır?”
Bakan Tekin adına Milli Eğitim Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı tarafından gönderilen yanıtta, temizlik hizmetleri için toplamda 130 bin personelin görevlendirildiği ifade edildi. Ancak güvenlik önlemlerine dair somut bir açıklama yapılmadı.
Bakanlığın yanıtı şöyleydi:
“Çocukların Eğitim Süreçlerinin Güvenliğine ilişkin Koruyucu Önleyici Hizmet ve
Tedbirlerin Artırılmasına Yönelik İş Birliği Protokolü gereği, her yıl Eylül ve Şubat aylarında kaymakam veya vali başkanlığında toplantıları yapılmaktadır
Toplantılar sonucu okul güvenliği kapsamında alınan kararlar doğrultusunda o yıl içerisinde alınacak tedbirler ve yapılması gereken çalışmalar belirlenmektedir. Bakanlığımız ile İçişleri Bakanlığı 2025-2026 eğitim öğretim yılı öncesinde okullarımızda görevlendirilecek ‘Okul Kolluk Görevlisi’ ve ‘Güvenli Eğitim Koordinasyon Görevlisi’ sayılarını belirlemek ve hangi okullarda görevlendirme yapılma gerektiğini tespit amacıyla ‘Okul Durum Değerlendire Ölçeği’ geliştirerek tüm okullarımız değerlendirilmiş ve öncelikli okullarımız belirlenmiştir.”
Açık yüksek tablo geçen yıldan iyi-Naki Bakır (Dünya)
“Merkezi yönetim bütçesinde, ocaktaki 214,5 milyar liralık açıktan sonra şubat ayında kaydedilen 24,4 milyar liralık fazlanın ardından martta yaklaşık 230 milyar lira ile yeniden açık verildi.
Ancak bütçe yılın ilk çeyreğini yüksek açıkla kapamakla birlikte, gelir ayağındaki artışın giderlere göre çok daha yüksek olması nedeniyle bütçe dengesinde geçen yıla kıyasla görece toparlanma yaşandı ve bütçe açığı yarıya yakın azaldı. Giderleri esas olarak yüklü faiz ödemeleri büyütürken, geçen yılın aksine faiz dışı dengede kayda değer bir fazla oluştu.
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre, bütçe harcamalarının geçen yılın aynı ayına oranla yüzde 42,1 artışla 1 trilyon 460,4 milyar lira olduğu martta, bütçe gelirleri de yüzde 60,6 artışla 1 trilyon 230,5 milyar liraya ulaştı. Böylece aylık bazda 229,9 milyar lira tutarında bir bütçe açığı verildi. Aylık açık, geçen yılkinin yüzde 12,1 altında geldi. Geçen yıl şubatta yüzde 74,6 olan bütçe gelirlerinin toplam giderleri karşılama oranı bu yıl aynı dönemde yüzde 84,3’e çıktı.
Ocaktaki aşırı yüklü ödemeden sonra rekor düzeydeki artışı şubatta hız kesen faiz ödemeleri martta da yüzde 46,3’le daha mutedil bir artışla 236 milyar lira oldu. Faiz dışı dengede aylık bazda 6,1 milyar liralık fazla oluştu. Geçen yıl aynı ayda 100,2 milyar liralık faiz dışı açık verilmişti.
Gelirler cephesinde ise en büyük bölümü oluşturan aylık vergi tahsilatı geçen yıla göre yüzde 63,9’la hızlı bir artış kaydederek 1 trilyon 57,2 milyar liraya ulaştı. Faizin vergi gelirlerine oranı yüzde 25’ten yüzde 22,3’e geriledi, vergi gelirlerinin toplam giderleri karşılama oranı yüzde 62,8’den yüzde 72,4’e yükseldi.
İlk üç ayındaki toplam bütçe harcaması geçen yılın eş dönemine göre yüzde 42 artışla 4 trilyon 425,4 milyar, bütçe gelirleri ise yüzde 66,4’le daha hızlı artarak 4 trilyon 5,4 milyar liraya ulaştı. Kümülatif bazda üç aylık bütçe açığı 420 milyar lira ile geçen yılın aynı dönemindekinin yüzde 40,9 altında kaldı. Başka deyişle bu yıl ilk çeyrekte geçen yılın aynı dönemindekinin yaklaşık yarısı düzeyinde bir bütçe açığı verildi.
Bütçe gelirlerinin geçen yıl ocak-mart döneminde yüzde 77,2 olan bütçe giderlerini karşılama oranı, bu yıl aynı dönemde yüzde 90,5’e çıktı. Buna veriler ilk çeyrekteki bütçe gelir giderlerinin yüksek düzeyde bir açıkla sonuçlandığını, ancak geçen yılın eş dönemi ile kıyaslandığında, özellikle gelir ayağındaki güçlü performans sayesinde açık üreten yapıda kayda değer bir toparlanma olduğuna işaret ediyor.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
