Ne yiyeceğimizden kimi seveceğimize kadar her şeye elimizdeki ekrana bakarak karar veriyorsak aklımız nerede?
Hangi hastalığımız olduğuna ya da bir hastalığımız olup olmadığına, hangi ilaçları alacağımıza elimizdeki ekrana danışarak karar veriyorsak mantığımız nerede?
Bir sorunumuz olduğunda onu nasıl çözebileceğimizi elimizdeki ekrandan öğreniyorsak zekâmız nerede?
Nasıl bir insan olduğumuzu, bizi burçlarla kategorize edip huy, tüy, karakter, kişilik atayanlardan öğreniyorsak algımız nerede?
Burnumuzu, kaşımızı, göz rengimizi, çenemizi, gıdımızı, dudaklarımızı modaya ve ünlülerin suratlarına göre yeniden şekillendiriyorsak beynimiz nerede?
Öyle görünüyor ki beynimizi iptal edip yerine elimizde taşıyabildiğimiz, yapay, ortalama bir beyin ampute etmeye razı olduk. Beynimiz elimizde. Gözümüz, insanlık olarak ortaklaştığımız, bir nevi ‘’kamu malı ‘’ olan ve herkesin gönüllü olarak hizmet ettiği o parlak şeyde. Cep beyinde. Derimizin dışında. Kontrolümüzün de. Hani ‘’Varlığım Türk varlığına armağan olsun’’ diyorduk ya, şimdi ‘’varlığım insanlığın ortak beynine armağan olsun’’ diyoruz. Diyoruz da elimizdeki şey insanlığın değil onu icat eden, programını yazan, üreten, geliştirenlerin beyni. O yüzden de hep onların lehine çalışıyor.
İnorganik beyinleri elimize tutuşturmadan önce kendi beynimizi nasıl kullandığımızı hatırlayan var mı? Kendi benliğimizi nasıl bulduğumuzu, sorunlarımızı nasıl çözdüğümüzü, hangi fikirleri nasıl edindiğimizi, beğenilerimizi nerden, nasıl oluşturduğumuzu… “Organik ben nasıl bir ben olurdu” diye soranımız var mı?
Acımızı, sevincimizi, umutlarımızı, öfkemizi ifade ettiğimiz nakışları, dokumaları, ördüğümüz desenleri, boyadığımız duvarları, kapıları hatırlayan var mı? Ya duaları, türküleri, deyişleri, masalları. Büyük besteleri. Marşları. İlahileri. Görkemli kutsal mekanları. Ve efsaneleri. Birer efsane olarak kutsal metinleri. Dede Korkut hikayelerinden, Gılgamış Destanı’na, Hızır’dan Noel Baba’ya, Nasrettin Hoca’dan, Don Kişot’a… İnsan hikayeleri, insanın hikayeleri. İnsanın aklı, hayal gücü, duyguları ile yaratılmıştı tümü. İnsan beyni eşsizdi. Her bir insanın beyninin bir eşi daha yoktu. Yüzünün, parmak izinin ve diğer organlarının olduğu gibi.
İşte biz bu eşsizlikten vazgeçtik beynimizden vazgeçmekle. Biz kendimizden vazgeçtik. Biz kopyalanmayı, ortak aklı, ortak zevki, ortak beğeniyi yani vasatı seçtik.
Artık beynimiz organik değil. Sadece bedenimiz organik. O da giderek otantikliğini, hakikiliğini yitiriyor. Silikonlaşıyor.
Hayırlı cumalar hepimize!
Görsel: Yapay zekâ
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
