Osmanlı döneminde İstanbul’da “kabadayı”, bugünkü anlamıyla yasal sınırların kıyısında dolaşan ya da suça bulaşmış bir kişiden çok, mahallenin düzenini sağlayan, gerektiğinde güç kullanan ama bunu belirli bir ahlâk ve racon çerçevesinde yapan kişiler için kullanılan bir kavramdı.
18. ve 19. yüzyıllarda özellikle İstanbul’un deniz kenarındaki ve esnafın çok olduğu semtlerde böyle tipler yaygındı.
Osmanlı döneminde tanınan bazı kabadayılar şunlardı:
Tulumbacı kabadayıları
Yangın söndürme teşkilatları olan tulumbacılar zamanla mahalle gençliğinin örgütlü yapıları hâline geldi. Her tulumba takımının bir “babası” olurdu.
Tulumbacılar güçlü ve çevik gençlerden oluşurdu. Mahalleler arasında sert bir rekabet olurdu. Gösterişli kıyafetleri ve kabadayılıkla özdeşleşmiş ilginç ve dikkat çeken bir yürüyüş tarzları vardı. Tulumbacılar özellikle Kasımpaşa, Tophane, Balat, Samatya hattında etkiliydi.
Levent kabadayıları
Haliç ve liman çevresindeki denizciler (leventler), fiziksel güçleri ve sert disiplinleriyle mahallelerde söz sahibi olurdu. Kasımpaşa’daki tersane çalışanları bu grubun tipik örneklerindendi.
Külhanbeyleri
“Külhanbeyi” terimi hamamların külhanlarında (ocak bölümü) barınan kimsesiz gençler için kullanılırdı. 19. yüzyılda İstanbul’da özellikle Galata ve çevresinde görülürlerdi. Kendilerine özgü bir kıyafet tarzları, sık kullandıklar argo kelimeler ve mutlaka bıçak taşıma gelenekleri vardı. Toplumda hem korkulan hem romantize edilen kişilerdi.
Osmanlı arşivlerinde ve halk anlatılarında geçen bazı kabadayılar şunlardı:
Arap Abdullah: 19. yüzyıl İstanbul’unda adı geçen, Galata ve çevresinde nüfuz sahibi bir kabadayı olarak anılır. Gücü kadar adalet anlayışıyla da ün yapmıştı.

Hacı Hüsrev’in kabadayıları: Hacı Hüsrev Mahallesi kabadayı kültürünün yoğun olduğu yerlerden biriydi. Buradaki mahalle “babaları” uzun süre söz sahibi oldu.
Kasımpaşalı Kambur Sadi: Osmanlı’nın son döneminde adı geçen, racon kesmesi ve mahalle üzerindeki etkisiyle bilinen bir kişiydi.
Osmanlı kabadayılığında belli ilkeler vardı. Örneğin, yetim ve fakire dokunulmazdı. Kadınlara karşı saygı esastı. Mahalle içinde kavga büyütülmezdi. Büyük kabadayının sözünün üzerine söz söylenemezdi. Devlet bazen bu kişileri bastırmaya çalışır, bazen de dolaylı biçimde mahalle düzenini sağlamak için kullanırdı.
II. Mahmud ve Tanzimat döneminde modern polis teşkilatı kurulunca kabadayıların etkisi azalmaya başladı. Tulumbacı ocakları kapatıldı, mahalle babalarının gücü törpülendi. Cumhuriyet döneminde ise klasik kabadayı tipi yerini daha farklı şehir tiplerine bıraktı.
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
