Gazeteci Varol Ersoy‘un Medyaradar sitesinde yayınlanan “Duayenliğe soyunan Ertuğrul Özkök, demans mı oldu? Gazetecilik öğütleri, eski manşetlere takıldı” başlıklı yazısı:
Hürriyet gazetesi eski Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök, Türk medyasının yozlaşmasının en önde gelen sorumlularından biri…
O dönemde patronu olan Aydın Doğan’ın iş takiplerinden…
İktidarla arasını düzeltmek için siyasetçilerle görüşmesinden tutun da…
Muhalif kalemleri işten atmaya, yazarları kovmaya kadar bir süre kötü işe imza attı.
Bu sayede servetine servet kattı.
AKP iktidarının Doğan Grubu’nu vergi cezalarıyla köşeye sıkıştırmasından sonra ise gazetenin yayın politikasını iktidar lehine çevirdi.
Şimdi tutmuş; “duayen” havalarında Özlem Gürses’e demeç vermiş…
“Cumhurbaşkanını eleştiremiyorsan CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i de eleştiremezsin” diyor…
Kendi geçmişini unutup aklınca duayenliğe soyunuyor ve gazetecilere ayar veriyor.
İyi de biz kırk kişiyiz; kırkımız da birbirimizi biliriz!
Yukarıdaki sözleri söyleyen kişi, 2008’de “411 EL KAOSA KALKTI” ya da… “GENÇ SUBAYLAR RAHATSIZ” manşetleriyle siyaseti dizayn etmeye kalkışan ve asla gazetecilik kaygısı taşımayan Ertuğrul Özkök…
AKP iktidarı bu manşetlere karşı sert tavır alıp Doğan Grubu’nu vergi kıskacına alınca da nasıl kıvıracağını bilemeyen Ertuğrul Özkök…
O dönem sadece manşetler değişmedi…
İsimler de değişti.
Emin Çölaşan gitti… Bekir Coşkun gitti… Fatih Altaylı gitti… Mehmet Y. Yılmaz bile gitti…
Bu isimlerin yerine örneğin Ahmet Hakan gibi bir iktidar muhibbi getirildi.
Sadece tanınmış köşe yazarları değil; çok sayıda editor, muhabir, gazete yöneticisi de işten çıkarıldı.
Ama bu isimler kamuoyuna yansımadı.
Arşivlenmedi.
Medya tarihine “bireysel hikaye” olarak girmedi.
Yani cesur ve güçlü Hürriyet gitti; yerine daha “uyumlu” yazıların, daha “dikkatli” manşetlerin yer aldığı bir gazete geldi.
Eleştirinin yerini “denge kaygısı” aldı.
Sert, meydan okuyan, ayar veren manşetler tarih oldu…
Temkinli ve “hesaplı”, hatta “Ankara’dan dikte ettirilen” manşetlerle gazetecilik yapıldı!
Bu bir editoryal çizgi değil; düpedüz “emir eri gazeteciliği”ydi.
Rüzgâr değiştikçe dönen manşetler, Ertuğrul Özkök’ün alameti farikası oldu.
Geçmişi ortada:
Hayatında bir kez bile kendi ismiyle hiçbir iktidarı eleştiremeyen Ertuğrul Özkök bugün duayenliğe soyunmuş; genç gazetecilere ders veriyor!
Demans olmadıysa, kendisini tanımayan yeni kuşak gazetecilere, usta gazeteci havası atmaya kalkışıyor!
Ama gazetecilikte en tehlikeli şey olan “arşiv”i unutuyor…
Arşivin asla unutmayacağını unutuyor.
Ertuğrul Bey’in söyledikleri belki doğru.
Ama gazetecilikte bir kural vardır:
Sözler değil, manşetler ve yapılan işler kalır.
Ve onun ne manşetleri ne de gazete yöneticiliği bugün verdiği derslerle uyuşuyor.
O yüzden en azından yavuz hırsızlık yapmamalı ve kendisini unutmamıza fırsat tanımalı!
Çünkü o, kendisini her hatırlattığında…
Biz dün ve bugün yaşadıklarımızla yarın yaşayacaklarımızın en başta gelen sorumlularından biri olarak onu görmeye devam ediyoruz…
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
