Ne güzel işte değil mi? Sonunda tüm zincirlerinden kurtuldun eyy insan! Dinini seçebilirsin mesela. Yeryüzünde var olan bütün inanç yelpazesi avucundaki ekranda. Seç, beğen, al!
Dinsizliği de seçebilirsin. Ohooo! Hem trendi de yakalamış olursun, şimdilerde o moda. Yoksa “trend topic” mi demeliyim. Popüler desemm…
Cinsiyetini de seçebilirsin. Her türlü eğilimin hatta hoşlanmanın ayrı bir adı var ve bambaşka bir şeye işaret ediyormuş gibi görünse de aslında hepsi bir… Her neyse. Sen gene de seç işte. Hatta biraz öyle biraz böyle de olsan olur. Özgür değil misin?
Biyolojinden bağımsız çocuğuna anne mi olacaksın, baba mı yoksa? Hangi çılgın zincir vuracakmış seçme hakkına. Senn seçeceksin.
Kahvaltıda ne yiyeceğine, öğle akşam ne yiyeceğine de kültürün, ulusal mutfağın vs. karar veremez. Ne haddine canım. Pizza ile başlayıp suşi ile bitirirsin. Keyifciğin nasıl isterse. Özgürlüğün dibi değilse ne bu?
Asyalısın, gözlerin çekik, saçın düz ve siyah. Ne münasebet. “Gözlerimi badem, saçımı sarı ve dahi kıvırcık yapabilirim” diyorsun. Hakkın tabii canım. Senin bedenin, senin kararın ne de olsa. Kim karışabilir ki?
Beş kişilik sofraya 15 kişilik yiyecek donatan bir genç dostum ısrar etti geçen, ‘’Onu bırak bak bu daha taze’’. “İyi böyle” dedim, “Bitsin, atılmasın yazıktır.” Bir kızdı ki: “Sen ve senin neslin hep böyle. Bırak, bitmesin, atılsın” dedi.
Nasıl da irkildim birden anlatamam. Karşımda kendini ‘’BEN’’ sanan bir ‘’İD’’ olanca ilkelliğiyle konuşuyordu. Ben’im arzularım, ben’im isteklerim, ben’im ihtiyaçlarım, bekleyemem, hemen, şimdi… diye diye amigdalaya geriledik ama farkında değiliz. Sürüngenlerle aynı ihtiyaçları duyuyoruz.
Özgürlük sandığımız şeyin bizi getirdiği yer tam da burasıdır.
Anne terliğine, sert babaya, “emek olmadan yemek olmaz”a geri dönelim isterseniz. Too late (çok geç) der İngiliz. Dönüş sürüngenedir.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
