Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 19 Ocak 2026 19:23
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Kafamı karıştıran fotoğraf-Barış Terkoğlu (Cumhuriyet)

“Ne garip… 

Bir diploma konuşmaya başladık. Sonra bütün diplomaları konuşmaya başladık. Devletin elindeki verilerin delik deşik edilmesinin sonucunun, her türlü belgenin satılmasına neden olduğunu gördük. 

En ilgincini geçen cuma gördük. Çanakkale’deki müstahdemin yükseliş hikâyesinden söz ediyorum. 

Serdal Güçtekin, 18 Mart Üniversitesi’nde 15 yıl müstahdem olarak çalışmıştı. Açıklanana göre; okul sekreterinin şifrelerini alarak görev yaptığı Ezine Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi Meslek Yüksekokulu’nun bilgi yönetim sistemine girdi. 2021’de, okulu kazanıp kayıt yaptırmayan bir öğrencinin kimlik bilgilerini kendisininkilerle değiştirip kayıt yaptı. İki yıl sonra pazarlama ve reklamcılık bölümünden mezun oldu. Bu kadar değil… Görevde yükselme sınavında bir kez daha sisteme girip puanını 100 yaptı. Ardından okulda mali işler koordinatörlüğü yapmaya başladı. Skandal; Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) üniversitenin sistemlerini incelemesiyle ortaya çıkmıştı. İşin ilginci, yakın zamanda, devletin bilişim sistemlerinin muhafızı olması gereken BTK başkanının ve yardımcısının da şifrelerinin kopyalandığını okumuştuk. 

Medyada okuduğumuz bu haberi, detaylarıyla televizyonda konuştuk. Ardından üniversitenin kritik bir isminden telefon aldım. Kafam daha da karıştı. Zira ona göre bir müstahdemin fakülte sekreterinin şifresini çalıp sistemden kendisini kaydetmesi, yetmeyip okuldan mezun olması, üstüne görevde yükselmesi biraz fazla görünüyordu. Olayın müstahdem boyutunu aşan bir yanı olabilir miydi? Dahası… Çalınma değil de başka bir “dayanışma” yaşanmış olma ihtimali var mıydı? 

Cevap olsun diye haberlerde yer almayan bir fotoğrafı yolladı. “Yok artık” dedim! 

Bir tatil atmosferinde çekildiği görülen fotoğrafta, dört adam yan yanaydı. En solda günlerdir konuştuğumuz müstahdem Serdal Güçtekin vardı. Yanında, elini omzuna koymuş şekilde, üniversitenin hocalarından İlker Gülcemal görülüyordu. Gülcemal’in özelliği tam da Serdal Güçtekin’in girdiği bölümde hocalık yapmasıydı. Yetmemiş, müstahdem Güçtekin’in öğrenciliği sırasında danışmanlığını yapmıştı. Belli ki aralarındaki ilişki klasik bir hoca öğrenci ilişkisinin ötesindeydi. Öte yandan, Gülcemal, aynı zamanda üniversitenin rektörünün de danışmanıydı. “

SDG neden kaybediyor?-Deniz Zeyrek (Nefes)

“Suriye’de Beşar Esad 8 Aralık 2024 günü Rus istihbaratının operasyonuyla Moskova’ya kaçmıştı. Bu gelişmenin ardından 13 yıl süren iç savaş 13 günde sona ermişti.

Esad rejiminin yerine (bir dönem terör örgütü olarak lanse edilen, ancak uzun zamandır ABD ve İngiltere tarafından yönlendirdiği ortaya çıkan) Hey’et-i Tahrirü’ş-Şam (Şam Kurtuluş Heyeti-HTŞ) getirilmişti.

HTŞ terör örgütü etiketini bırakıp “Yeni Suriye’nin kurucu gücü” haline gelmişti.

HTŞ’nin lideri El Şara da bir süre Suriye Devriminin gerilla lideri gibi bir imajla anılıp ardından ülkenin geçici Cumhurbaşkanı olmuştu.

HTŞ, yönetimi devraldıktan sonra Alevi/Nusayri toplumunun yaşadığı Akdeniz kıyısında ve Dürzilerin yaşadığı güneyde yaptıkları dışında ABD, İngiltere ve İsrail’le karşı karşıya gelmedi. Tersine Şara yönetimi, Şam’ı devraldığından bu yana ABD, İngiltere ve İsrail’le ortak çıkarlar doğrultusunda hareket etmeye devam ediyor. İsrail’in Esad sonrası Suriye topraklarındaki varlığının artması, Şara’nın ABD, İngiltere ve İsrail’le hareket ettiğinin en bariz göstergesi olarak karşımızda duruyor.

Türkiye, Suriye iç savaşı boyunca HTŞ ile karşı karşıya gelmemişti. Tersine, İdlib’de güvenlik noktaları oluşturarak Esad’ın ve Rusya’nın İdlib’e saldırılarının önüne geçmişti. Rusya, 27 Şubat 2020’de İdlib’de Türk birliğine hava saldırısı düzenlemiş ve 34 askerimizi şehit etmişti. Türkiye’nin desteklediği Suriye Milli Ordusu’yla (SMO) HTŞ arasında kısmi bir geçişkenlik olsa da SMO ile HTŞ Fırat’ın doğusunda rekabet halinde ama çatışmasız bir pozisyonu korumuştu.

Esad devrilince Türkiye ile HTŞ doğal müttefik oldu. HTŞ, ülkenin bir bölümünü kontrol altında tutan SDG’yi Şam yönetimine entegre etmek istiyor.

Türkiye de PKK’nın uzantısı olan YPG’nin kontrolündeki SDG’nin Şam’a entegre olarak kendini feshetmesini bekliyor.

Ortak çıkarlar olunca da Türkiye ve HTŞ doğal müttefik haline geldi.

Geçiş döneminde HTŞ’nin tek rakibi SDG oldu. ABD ordusunun el altından desteklediği SDG, bu dönemde Fırat’ın doğusunda da bazı noktaları kontrol etmeye başladı. Bu durum Şara yönetiminin elini kolunu bağlıyordu.

10 Mart 2025’te imzalanan anlaşmayla SDG’nin Suriye’ye entegre olması öngörüldü.

Ancak SDG bu anlaşmanın şartlarını yerine getirmedi.

Hal böyle olunca da ABD yönetimi Fırat’ın doğusunda SDG’ye desteğini kısmi olarak kesti.”

Üç örnek: AKP’nin gardı düştü-Yalçın Doğan (T24)

“En küçük üyesinden milletvekiline, Bakanına kadar dudak ısırtan örnekler. Huzurlarınızda ilk olarak Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı.

Ankara’nın su sorunu tartışılırken, baraj yapmak görevi DSİ’ye mi ait, belediyelere mi?.. Bakan Yumaklı yandaş TV’de belediyelere ait olduğunu savunuyor, arada DSİ’ye de atıfta bulunuyor.

DSİ, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Yumaklı’ya bağlı.

DSİ’nin resmi sitesinde daha ilk cümlede şu yazıyor:

“Bir kamu kuruluşu olarak (…) hidroelektrik enerji üretme ve büyük şehirlere içme suyu temini (…) faaliyetlerini sürdürmektedir.

Bu sebeple DSİ Genel Müdürlüğü ülkemizde barajlar yapan bir kuruluş olarak bilinmektedir.”

DSİ’nin sitesinde üç satır sonra:

“1968 tarihli ve 1053 sayılı Ankara, İstanbul ve Nüfusu 100. 000’den Büyük Şehirlere İçme Suyu Temini Hakında Kanun İle:

Baraj ve isale hattı,

Su tasfiye tesisi inşaatlar,

Su depoları yapmak

görevleri DSİ’ye verilmişken, 2007’de nüfus kriteri kaldırılarak…

Belediye Teşkilatı olan tüm yerleşim yerlerinin içme, kullanma ve endüstri su tesislerinin yapımında DSİ yetkili kılınmıştır.”

Barajı kimin yapacağı ortada.

Tarım Bakanı Yumaklı TV’de lafı eviriyor çeviriyor, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı kastederek:

“Baraj yapmak belediyenin görevidir. Siz o bütçeyi konserlere filan harcar, bana de gelip, ‘baraj yap’ derseniz, ben o barajı yapmam!..”   

Görev ihmali mi?.. Aynı zamanda siyasi hırsın ilanı mı!..

DSİ demişken, Yumaklı’ya bir hatırlatma.

Süleyman Demirel Adalet Partisi Genel Başkanlığına seçildikten sonra, siyasi kariyerinin büyük bölümünde propagandasını “Barajlar Kralı” olarak yürütüyor. 1955 – 60 arasında DSİ Genel Müdürlüğü döneminde yapılan barajları anlatmak üzere. 

AKP’li Uşak milletvekili İsmail Güneş.

Emeklilerin en düşük aylığına sadece 1.061 lira zam yapan öneriyle ilgili Meclis komisyonunda söz aldığında:

“Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesi sonrasında emekli sayısı 16.9 milyona ulaşmıştır. Bu sistem üzerinde baskı yaratmıştır.

Sistemdeki yükün bir sebebi de, ömrün uzamasıdır.

Emeklilerin ömrü bizim iktidarımız döneminde arttı, insanlar iyi beslendi. Yaşam süresi 62 yaştan 78.5’a çıktı. Türkiye’de ortalama emekli yaşı 54.1 iken, emekli aylığı alma süresi 29.5 yıl olarak gerçekleşti.”

İsmail Güneş daha ne desin?..

Emekliler uzun yaşıyor…

Uzun yaşamak yük oluşturuyor!..

İktidar sözcüsü emekliler için “uzun yaşamayı yük” saydığına göre, ilk seçimde emeklilerin bu iktidara “uzun yaşama dersi” vermesi kaçınılmaz oldu!..”

Cumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi?-Mustafa Karaalioğlu (Karar)

“Muhafazakar görüşle sahip ve kadrolarının büyük çoğunluğu da dindar kimlikleriyle bilinen isimlerden oluşan bir partinin, bu değerler istikametinde politikalara öncelik vermesi doğaldır. Demokrasilerde iktidarın siyasi kimliğine göre bazı uygulamaların önü daha fazla açılır ve desteklenir. Sağ iktidarda muhafazakar ve gelenekçilik, sol iktidarda seküler hayat tarzı ve sosyal haklar vesaire gibi. Kritik ölçü ise, bir kesimin lehine tatbik edilen politikaların diğer kesimlerin hayat hakkını daraltmaması ve özellikle eşitlik prensibini zedelememesidir.

Türkiye’de bu iki ölçü geçerliliğini yitirmiştir, o da başka mesele… Yani, iktidarın temsil ettiği hayat tarzına dahil olmayan kesimlerin mutsuz olduğu aşikardır. Toplumsal gerilim ve kamplaşma dediğimiz şey de bunun tezahürüdür.

Ne var ki 23 yıla ulaşan ve kesintisiz devam etmekte olan, son derece muhafazakar ve hatta dindar bir iktidar kadrosu eliyle sürdürülen iktidarın “muhafazakarlık”, “dindarlık”, “aile kurumu” ve “dindar nesil” gibi sembol kavramlarla ifade edilen hayat tarzında gelinen seviyeden bizzat Cumhurbaşkanı ve iktidar sözcüleri de mutlu değildir.

İktidar kanadı, sayısız kez gençlerin ahlaki problemlerinden, aile kurumunun dağılmakta olmasından yahut sosyal medyanın insanları “yoldan çıkarması”ndan şikayetçidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda en dertli kişi olmalı. Sık sık ikaz ediyor, dert yanıyor ve problemin derinleşmekte olduğunu tekrarlıyor.

İş başında, ortalamanın üzerinde dindar ve muhafazakar bir iktidar olmasına rağmen ve yıllar içinde bu hayat tarzının destekleyen sayısız uygulamaya imza atmalarına rağmen; sosyolojik evrilme, değişim ve yönelim aynı istikamette gelişmiyor. Hatta kendi ifadeleriyle tehlike büyüyor. Erdoğan en son “Her telefon bir kumarhane haline geldi. Bahis sitelerine karşı müceadele etmemiz lazım” dedi. Aile kurumunun ve gençlerin tehdit altında olduğunu tekrarladı ve özellikle alkol ve uyuşturucu problemine dikkat çekti. İktidarının birinci gününde değil, 23 yılın sonunda söylüyor bunları. Yani, “aileyi korumak ve gençleri doğru yolda tutmak için” tatbik edilen sayısız icraatın ardından…”

2025’te de vergi yükünü tüketici ve bordrolu sırtladı-Naki Bakır (Dünya)

“Geçen yılki vergi gelirinin yüzde 62,4’ü KDV, ÖTV başta tüketimden alınan dolaylı vergi kalemlerinden geldi; gelir, kâr ve servetten alınan “doğrudan” vergilerin pastadaki payı yüzde 37,6’da kaldı.

Merkezi yönetim bütçe gelirinin ana kaynağı olan vergi­de, 2025 yılında da yükü tüke­ticiler ile bordrolular sırtladı.

2025 yılı boyunca gelir ver­gisi mükellefleri ile holding­ler dahil şirket kârları ve mül­kiyet üzerinden alınan “doğ­rudan” vergilerin pastadaki toplam payı yüzde 37,6 düze­yinde kaldı. Tüketicilerin ya­şamsal ihtiyaçları için sa­tın aldıkları mal ve hizmet­lere ödediği, fiyatın içinde yer alan Katma Değer Ver­gisi (KDV) ve Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) gibi “dolaylı” vergilerin payı ise yüzde 62,4 olarak gerçekleşti. Doğrudan nitelikteki gelir vergisinin de büyük bölümünü ücret ve maaşlardan kaynaktan yapı­lan kesinti oluşturdu. Söz ko­nusu kesintiler toplam vergi gelirinde yüzde 15,5 pay aldı. Böylece tüketiciler ile bord­rolu çalışanların vergi pasta­sına toplam katkısı yüzde 78’i buldu.

Hazine ve Maliye Bakanlı­ğı’nın açıkladığı verilere göre 2025 yılında 12 trilyon 800,3 milyar liraya ulaşan toplam merkezi yönetim bütçe geli­rinin yüzde 86,1’lik kısmı ver­gi tahsilatı yoluyla elde edil­di. Yılın tümünde elde edilen vergi geliri önceki yıla gö­re yüzde 53,1 artışla 11 tril­yon 49,5 milyar liraya ulaştı. Vergi gelirlerinin ise 6 tril­yon 895,1 milyar lira ile yakla­şık üçte ikisi dolaylı, 4 trilyon 154,3 milyar lira ile üçte bi­ri doğrudan vergilerden sağ­landı. Tedarik zinciri içinde yasal yüklenicisi nihai tüke­ticiler olan dolaylı vergiler, geçen yıl da devletin başlı­ca finansman kaynağı olma­ya devam etti, bu nedenle ver­gi adaletsizliği yaratan tablo varlığını korudu.

Doğrudan vergiler kap­samında yer alan gelir ver­gisinde yıllık tahsilat 2 tril­yon 813,2 milyar lira toplam pastanın yüzde 25,5’ini oluş­turdu. Bu tahsilatın 2 trilyon 630,2 milyar lira ile yüzde 93,5’ini, memur maaşları ve özel sektör çalışanlarının üc­retleri üzerinden kaynağın­dan yapılan kesintilerin de içinde yer aldığı “gelir vergisi tevkifatı” oluşturdu. Toplam vergi gelirinde yüzde 23,8 pay alan gelir vergisi tevkifatı ön­ceki yıla göre bir kata yakın artış kaydetti.

Ticari kazanç, zirai ka­zanç, serbest meslek kazan­cı, menkul sermaye iradı ve gayrimenkul sermaye iradı elde edenlerden yıllık beyan­nameler kapsamında, basit usulde ve geçici nitelikte tah­sil edilen gelir vergisi tahsi­latlarının geçen yılki toplam tutarı ise sadece 183,1 milyar lira olarak gerçekleşti ve söz konusu tahsilat gelir vergisi­nin yüzde 6,5’ini, toplam pas­tanın ise sadece yüzde 1,7’sini oluşturdu.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Erivan’dan Fidan’a teşekkür
Sonraki Makale ABD neden artık kaybetmemeye oynuyor?

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörGünlük

Rus sporculara “yarım izin”

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026

Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Mehmet Şüküroğlu
30 Ocak 2026
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
EditörGünlük

Kadınlara Taliban işkencesi

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?