Fenerbahçe laik, modern, Türk kimliğine dayalı Türkiye Cumhuriyeti’ni savunan son kurum belki de, bu yüzden “son kale” deniyor.
Özellikle 1980 sonrası Türk kimliğini sulandırmak için büyük çaba gösterildi, amaç Türkiye’yi modern kimliğinden koparıp Orta Doğu’ya monte etmekti.
Fenerbahçe ister istemez bu gelişmede doğasında olan tarafı seçti, sonra da sistemin “istenmeyen “kurumu” oldu.
Fetö, tarikat, Kürt milliyetçiliği gibi kavramların Fenerbahçe düşmanı olması tesadüf değildir; Türkiye Cumhuriyeti’ne düşman herkes aynı zamanda Fenerbahçe düşmanıdır.
Fenerbahçe’nin bu tavrı elbette ötekileşmesini kaçınılmaz hale getirdi ve sistem onu yok etmek için alternatif bir takım yaratmak istedi.
Yetmedi kumpas kurdu, yetmedi rakibine ulufeler dağıttı ama bu aşırı ayrımcılık Fenerbahçelilere futbol dışında bir yaşam biçimi üzerinden kimlik kazandırdı.
Şimdi taraftarları için Fenerbahçe maç bitiminde bir dahaki maça kadar unutulan bir spor kulübü değil, aksine herkesin güçlü aidiyet hissettiği bir kimlik.
Yani eskisinden daha güçlü Fenerbahçe.
Rakiplerinin ise Fenerbahçe’ye rakip olmak dışında özellikleri yok, daha da kötüsü toplum da bunun farkında.
Stadını, salonunu kendi dinamiklerinle yapamazsan, sana lütfedilirse “kazanmak” sözcüğünü kullandığında insanlar gülerler.
Fenerbahçeli olmaktan gurur duyuyorum çünkü hiçbir zaman başkanlarına çocukmuş gibi davranılamadı.
Fenerbahçe hiçbir zaman siyasetin gölgesinde bir piyon olmadı.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
