Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Serbest Kürsü

İsrail’in vurduğu sinagog

Özer Arslanpay
Son güncelleme: 9 Ocak 2026 19:38
Özer Arslanpay
Paylaş
Paylaş

İsrail kendisini dünyadaki tüm Yahudilerin “tek güvenli sığınağı” olarak tanımlıyor.

Ancak tarih, bu doktrinin her zaman koruma amaçlı olmadığını, bazen de bu sığınağa muhtaç bırakma taktiğini güttüğünü gösteren çarpıcı örneklerle dolu. Bunların en hüzünlü sembolü ise, Lübnan’ın başkenti Beyrut’un kalbindeki Maghen Abraham Sinagogu.

Beyrut’un merkezinde, bir zamanlar farklı inançların iç içe geçtiği, ticaretin ve kültürün kalbinin attığı Wadi Abu Jamil Mahallesi vardı. Burası sadece bir Yahudi mahallesi değil, Lübnan’ın o meşhur çok kültürlü dokusunun yaşayan bir parçasıydı. Sokaklarında Lübnan Arapçası ile Şabat dualarının birbirine karıştığı bu mahallenin incisi ise Maghen Abraham Sinagogu’ydu. 1982 yılına kadar bu yapı, Lübnan Yahudilerinin de bu topraklara ait olduğunun en somut kanıtıydı. Ancak 1982 Lübnan Savaşı bu aidiyetin üzerine bombalarla çöktü.

1982 kuşatması sırasında İsrail ordusu, Filistin Kurtuluş Örgütü’nü (FKÖ) hedef aldığını savunarak Batı Beyrut’u ağır bombardımana tuttu. Bu süreçte Maghen Abraham Sinagogu da doğrudan isabet alarak yıkıma uğradı. Resmî açıklama “yanlışlıkla” veya “operasyonel gereklilik” dese de, burada çok daha sarsıcı bir soru karşımıza çıkıyordu.

İsrail, Lübnan’daki Yahudi toplumunu “kurtarmak” mı istiyordu, yoksa onların oradaki varlığını imkânsız kılan şartlara bilerek mi katkı sağladı?

Bir sinagogun vurulması, sadece bir binanın yıkılması değildi aslında. Bir bakıma o toplumun güvenlik duygusunun ve geleceğe dair umudunun yok edilmesiydi de. Eğer Yahudiler, Müslüman ve Hristiyan komşularıyla Beyrut’un göbeğinde huzur içinde yaşayabiliyorsa, bu durum İsrail’in “Yahudiler sadece İsrail’de güvende olabilir” tezini çürütüyordu. Dolayısıyla sinagogun harabeye dönmesi, Lübnan Yahudiliğinin tarih sahnesinden çekilmesi için vurulmuş en ağır darbeydi.

Ayrıca bu tartışma Beyrut ile sınırlı değil. 1950-1951 yıllarında Bağdat’ta Yahudi kurumlarına yönelik düzenlenen bombalı saldırılar da benzer bir şüpheyi barındırır. On binlerce Iraklı Yahudi’nin ülkeyi terk etmesine neden olan bu kaosun arkasında, siyonist yeraltı örgütlerinin “göçü teşvik etmek” amacıyla yer aldığı iddiası bugün hâlâ tarihçilerin en karanlık tartışma konularından biridir. İster Beyrut’ta bir topçu ateşi olsun, ister Bağdat’ta bir el bombası… Sonuç hep aynı oldu: Tarihi yerel Yahudi varlığının sona ermesi ve İsrail’e zorunlu bir göç.

Lübnan’da Maghen Abraham Sinagogu bugün restore edilmiş, pırıl pırıl taşlarıyla ayakta duruyor olabilir. Ancak bu restorasyon, içindeki derin sessizliği örtmeye yetmiyor. Bugün orada ne bir Şabat mumu yanıyor ne de sokaklarında eski komşuların sesi yankılanıyor. Taşlar onarıldı ama ruh göç ettirildi. Belki de en rahatsız edici gerçek şu ki… Bazı yapılar ve toplumlar için tarih, korunacak bir miras değil; siyasi projeler için feda edilecek veya yeniden şekillendirilecek bir araçtır. Maghen Abraham’ın hikâyesi, bize “güvenli sığınak” vaadinin, bazen mevcut yuvaların yıkılması pahasına nasıl inşa edildiğini hatırlatıyor.

Fotoğraf: ynetnews.com

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanÖzer Arslanpay
Takip et:
18 yıldır gazetecilik mesleğini sürdürüyor. "Dış Politika Sorunları Bağlamında Azerbaycan Kamu Diplomasisinin Değerlendirilmesi" başlıklı yüksek lisans teziyle uluslararası ilişkiler alanında akademik uzmanlık kazanmıştır. Akademik çalışmaları çerçevesinde yayımlanan ilk bilimsel makalesi “Azerbaycan-Hindistan İlişkileri”, bu alanda yapılan öncü nitelikteki çalışmalardan biridir. Gazetecilik kariyeri boyunca çok sayıda gazete yazısına imza atan Arslanpay, hem akademik hem de medya alanındaki üretimlerine devam etmekte, ulusal ve uluslararası düzeyde kamu diplomasisi, dış politika ve Türk dünyası üzerine içerikler üretmektedir. Özer Arslanpay bekardır. İngilizce, Rusça bilmektedir.
Önceki Makale Haber peşinde ölüm
Sonraki Makale Rambo 2026

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

ManşetSerbest Kürsü

Devşirme kızlara niçin Arap adları verilmiş?

Metin Gülbay
30 Ocak 2026
ManşetSerbest Kürsü

Türkçe ve Japonca akraba mı?

Halil Ocaklı
30 Ocak 2026
Serbest Kürsü

YDÜ Hastanesi’nde bir garip muamele

Alper Eliçin
27 Ocak 2026
Serbest Kürsü

Ah özgürlük vah özgürlük!

Tijen Zeybek
26 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?