Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Serbest Kürsü

Makarios’un peşinde…

Alper Eliçin
Son güncelleme: 16 Aralık 2025 05:20
Alper Eliçin
Paylaş
Paylaş

Kasım ayının sonlarında bir arkadaşımızın şoförlüğü ve rehberliğinde Güney Kıbrıs’a geçtik.

Yolculuğumuz Lefkoşa’da başladı. Rahat bir yolculukla önce Güzelyurt’a ulaştık. Güzelyurt’ta ana yoldan ayrılıp güneye doğru bir süre yol aldık ve Aşağı ve Yukarı Bostancı’nın içinden geçip sınıra ulaştık. Sınırın hemen diğer tarafında olan Astromeritis Köyü’nden geçip Yeşil Hat’ta hemen hemen paralel uzanan bir yoldan batıya doğru ilerlemeye devam ettik. Bir süre sonra Trodos’un rampalarına tırmanmaya başlamıştık. Yola çıktıktan bir buçuk saat kadar sonra Kykkos Manastırı’na ulaştık. Yüksek bir tepenin doğu yamacında olan bu manastıra Türkler de Cikko adını vermişler. Buraya ulaşmak için epey virajlı bir yolu aşmak gerekiyor. Manastır denizden 1318 metre yüksekte bir yere kurulmuş.

Kykkos Kıbrıs’ın en tanınmış ve zengin manastırlarından biri. Manastırın kuruluşu 11. yüzyıla dayanıyor. Doğu Roma İmparatoru 1. Kommenos tarafından verilen talimatla inşa edilmiş. Defalarca yangın geçiren manastırda ilk binalardan geriye hiçbir şey kalmamış. Yine de bugün kullanılan yapılardan bazıları oldukça eski. Örneğin manastırdaki kilisenin yapım tarihi 1745’e kadar uzanıyormuş.

Manastır’daki bir ikon da çok ünlü. Geldiği yer ise Doğu Roma İmparatoru’nun İstanbul’daki sarayı. İkonun üzerindeki Hz. Meryem çizimi, daha sonra Doğu Ortodoks dünyasında resimlenen tüm Hz. Meryem resimlerine esin kaynağı olmuş. Bu ikonun yüzüne bakan kişilerin kör olacağına inanıldığından üst kısmı koruyucu bir örtü ile kaplıymış. Mucizeler yarattığına inanılan bu ikon ancak büyük felaketlerin söz konusu olduğu dönemlerde örtüsü kaldırılarak açığa çıkarılırmış. Son yıllarda geçirilen kötü bir kuraklık döneminde ikonun üzerindeki örtü papazlar tarafından kaldırılarak, yapılmakta olan yağmur duasında kendisinden mucize beklenmiş. Bu seremoni esnasında kör olmamak için papazlar hiçbir şekilde ikona bakmamışlar. Sonunda yağmur yağmış mı yağmamış mı, bu dua öncesinde bizde de yapıldığı iddia edildiği gibi meteorolojiden hava tahmini alınmış mı, öğrenme olanağım olmadı.

Örtü ile yüzü kapatılmış Hz. Meryem ikonu

Manastırın duvarlarındaki mozaikten yapılmış havari resimleri son derece etkileyici ve bakımlıydı. Bir anlamda manastırın zenginliğinin de dışa vurumuydu. Manastırın küçük ama etkileyici bir de müzesi var. 5 euro giriş ücreti ödeyerek gezebiliyorsunuz. Müzenin en ilginç kısmı ise küçük bir oda. Burada arkeolojik kazılarda çıkarılmış, Milattan Önce (M.Ö.) 2500’den kalma oldukça iyi durumda çanak çömlek bile vardı. Ne yazık ki nereden hangi tarihte çıkarıldığı konusunda bir bilgi bulunmuyordu.

Farklı kökenlerden gelen insanların bir arada yaşadığı pek çok yerde olduğu gibi, zamanında Türk, Rum ve Maronit nüfusun iç içe geçtiği Kıbrıs’ta da ilginç hikayelere rastlamak mümkün. Kykkos Manastırı’nı ziyaret ettiğim söz konusu olunca aile içi bir sohbet sırasında ben de böyle ilginç bir hikaye öğrenmiş oldum. Uzun yıllar antikacılık yapmış rahmetli kayınpederimin çok yakın bir arkadaşı vardı. Viskiyi çok seven bu beyle ben de tanışmıştım. Neşeli ve düzgün bir insandı. Anlatıldığına göre, bu beyin amcası Cikko Manastırı’nda papazmış. Hatta amcasını ziyaret etmesi için babası onu bir seferinde bu manastıra göndermiş. Kayınpederimin son derece düzgün Türkçe konuşan bu arkadaşının babasının Ortodoks’ken daha sonra neden Müslüman olduğu ise bilinmiyor. Aile içerisinde ortaya atılan bir hipoteze göre, tanıştığım kişinin babası bir Türk kızına âşık olmuş, onunla evlenebilmek için Müslüman ve Türk vatandaşı olmuş olabilirmiş. Kayınpederim artık hayatta olmadığından bu muammanın aslını öğrenmem maalesef artık olanaksız.

Manastırın duvarlarındaki havari mozaikleri. Foto: monastriaka.gr

Gezimize geri dönersek, manastırı gezdikten sonra yeniden aracımıza binip binanın arkasındaki son derece keskin virajlı ve yüksek Arabamızdan indiğimizde karşımızda Makarios’un dev bir heykeli duruyordu. O an zamanında Gürcistan’da Stalin’in köyünde kendisinin büyük bir heykeli önünde fotoğraf çektirdiğimi hatırladım ve burada da hemen bir fotoğraf çektirdim. Daha sonra yaya olarak dağın zirvesine doğru yürümeye başladık. Zirveye çok yakın bir yerde Makarios’un mezarını gördük. Onu da fotoğraflayıp aracımıza geri döndük. Bir rampadan bir süre daha tırmandık. Sonunda bir park yerine ulaştık.

Kikkos Manastırı’ndan ayrıldıktan sonra öğle yemeğini daha fazla geciktirmemek için dağ yollarından Prodromos’taki Louis Restoran’a gittik. Burada birkaç yıl önce yine bir öğle yemeği yemiştik ve büyük keyif almıştım. O nedenle bu kez de buraya gitmeyi ben önerdim. Bir vadinin yamacında yer alan bu restoranın suvlasını buralara yolu her düşene tavsiye ederim.

Türkiye’de yaşayanlar için suvla hakkında da biraz bilgi vereyim. Rumlar bizim şiş kebabına “suvlaki” diyorlar. Yani suvlacık ya da küçük suvla… Suvla ise iri et parçalarının şişe dizilip 40 dakika kadar ateşte döndürülmesi ile pişen bir kebap. Kuzu, tavuk ve domuz seçenekleri var. Genellikle özel günlerde ve açık havada mangal ateşinde pişiriliyor. Yanına bir de Güney Kıbrıs’ın oldukça lezzetli Keo birasından ısmarladınız mı, biraz ağır ama çok da güzel bir öğle yemeği yemiş oluyorsunuz. Louis’de ödediğimiz fiyat da, suvla, patates, salata, bulgur pilavı, bira ve üstüne kahve, bahşiş dahil kişi başı 23 euro, yani 1140 TL gibi bir rakam tuttu. Türkiye’yi yönetenlere duyurulur.

Yemekten sonra dağdan aşağı indik ve aynı vadi içerisinde ama daha alçak rakımda olan Pedoula ve Moutoulla köylerinden geçerek Apliç sınır kapısına ulaştık. Buradan Lefke kent merkezi 2.5-3 kilometre kadar. Oradan da, Lefke-Güzelyurt-Lefkoşa anayolu üzerinden, rahat bir yolculukla Lefkoşa’ya, başladığımız noktaya geri döndük.

Manşet fotoğrafı: noktakibris.com

Not: Bu yazım ilk olarak noktakibris.com sitesinde yayınlanmıştır.

İlgili yazı:

Kıbrıs’ta Makarios darbesi

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanAlper Eliçin
Takip et:
1974 yılında Alman Lisesi’nden mezun oldu. Öğrenimine Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nde devam etti. İngiltere’de Sussex Üniversitesi’nde Yöneylem Araştırması ve ABD’de Clemson Üniversitesi’nde İşletme alanlarında yüksek lisans yaptı Dünya Bankası'na değişik projelerde danışmanlık yaptı, Çukurova Metropolitan Bölgesi Kentsel Gelişim Projesi'nde ise proje direktör yardımcılığı görevini üstlendi. Gayrimenkul geliştirme projelerindeki deneyimini zaman içerisinde turizm yatırımlarına yönlendirmiştir. İş yaşamına 1990 yılından itibaren Pegasus Havayolları'nda kurucu ortak olarak devam etti, şirkette genel müdür yardımcısı ve yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. İstanbul Havayolları'nda genel müdür yardımcılığı, Kavrakoğlu Management Institute’da başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu. Havayolu yönetimi, yeniden yapılandırılması, şirket birleştirme, ayırma ve satın almaları ve gayrimenkul yönetimi konuları uzmanlık alanlarından. Merkezi Paris'te olan Milletlerarası Ticaret Odası Havacılık Komitesi'nde uzun yıllar Türkiye'yi temsil etti, Türkiye Havacılık Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Türkiye Özel Sektör Havacılık İşletmeleri Derneği Başkan Yardımcılığı görevlerinde de bulundu. 2008 yılında BCD Eğitim ve Danışmanlık Ltd’nin kurucu ortağı oldu. Halen serbest danışman ve eğitmen olarak çalışmaktadır. Bugüne kadar Türkiye, KKTC, Rusya, Gürcistan, Azerbaycan, Romanya, Mısır, Belçika, İsviçre ve Avusturya’da eğitimler vermiş, danışmanlık yapmıştır. Ayrıca, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde dijital yayın organlarında köşe yazarlığı yapmaktadır. Çok iyi düzeyde Almanca ve İngilizce biliyor. Dağ tırmanışları ve doğa yürüyüşlerine ilgi duyuyor, Ağrı ve Musa dağları tırmandığı dağlar arasındadır. Okumak ve seyahat etmekten büyük zevk alıyor.
Önceki Makale Potemkin Zırhlısı 100 yaşında
Sonraki Makale İnsan çalışan hayvan değildir!

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

ManşetSerbest Kürsü

Devşirme kızlara niçin Arap adları verilmiş?

Metin Gülbay
30 Ocak 2026
ManşetSerbest Kürsü

Türkçe ve Japonca akraba mı?

Halil Ocaklı
30 Ocak 2026
Serbest Kürsü

YDÜ Hastanesi’nde bir garip muamele

Alper Eliçin
27 Ocak 2026
Serbest Kürsü

Ah özgürlük vah özgürlük!

Tijen Zeybek
26 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?