Eski Türk filmlerinde vardı. O çok eski Yeşilçam filmlerinde…
O zaman insanların dertleri, toplumun dertleri sinema alanında emek harcayanların da dertleri olabiliyordu çünkü. Kan davası konusu sık sık işleniyordu. Belki bir aşk hikayesinin arka planında, ya da kan davasının arka planında bir aşk hikayesi olarak. Ama işleniyordu işte ve sık sık şu cümleyi dillendiriyordu ağalar, beyler, aşiret reisleri: Kanı kan temizler. Oysa kanı temizleyen de ateşi söndüren de sudur. Arı duru, şeffaf su.
Evet, İkinci Dünya Savaşı’na son veren atom bombası oldu: Hatırlayalım, Japonya bir süreliğine büyük ABD’ye karşı büyük bir zafer kazandığını sandı ve kendini beğendi. Ama ya sonra…
Okul çantasının içindeki dünya-Miko, 7 yaşında
O sabah Miko okula giderken çantasına üç şey koymuştu: Annesinin ördüğü pembe bir eldiven, yarım kalmış bir resim defteri ve babasının “Bugün güneş güzel olacak” sözü. Saat 08.15’te patlama olduğunda Miko’nun dünyası üç saniyede karardı. Küçücük elleri, eldivenin birini sıkıca tutuyordu. Koşarken etrafındaki binalar eriyormuş gibi görünüyordu.
Akşam olduğunda kurtarma ekipleri, Miko’yu okul bahçesinin köşesinde buldu. Kucağında hâlâ o pembe eldiven vardı.
Onu tanıyan öğretmeni şöyle dedi:
“Bu eldiven olmasa Miko’yu tanıyamayacaktım… yüzü tanınmaz hâle gelmişti ama o minicik eşyasına tutunmuştu.”
Miko’nun hikâyesi Hiroşima’da yıllarca anlatıldı.
Çünkü herkes şu soruyu sordu:
Bir çocuk, bir eldivene tutunarak bir dünyayı nasıl taşır?
Ayakkabılarım nereye gitti?-Nao, 6 yaşında
Küçük Nao, patlama sırasında evinin kapısında ayakkabılarını giymeye çalışıyordu. Sadece bir saniyeliğine annesine bakmıştı.
Sonra ışık… Uyandığında toz içinde, yanıklarla dolu bir sokaktaydı.
Ayakkabıları yoktu. Nao, gün boyunca yürüdü.
Sıcak zeminde her adımı acı veriyordu.
Gözyaşlarının arasından insanlara sadece şunu soruyordu:
“Ayakkabılarımı gördünüz mü? Kırmızıydı…”
Akşama doğru bir hemşire onu sağlık çadırına götürdü.
Nao çadırın kapısında hâlâ aynı soruyu sordu:
“Kırmızı ayakkabılarımı bulabilir misiniz?”
Hemşire ona şöyle dedi:
“Bulamasak da olur. Sen yürümeye devam et. Bazen umut, çıplak ayaklarla başlar.”
Sonra Almanlar ve başkaları, Yahudiler ve kendilerine benzemeyenler öldürdüler. Sonra Yahudiler Filistinlileri çoluk çocuk öldürdüler. Ve bir gün eğer Filistinliler gücü ellerine geçirirlerse Yahudileri öldürecekler.
Öyle olacak
Çünkü kanı kan temizlemez
Çünkü şiddet şiddeti doğurur…
Fotoğraf: Napalm Kızı” olarak bilinen “Savaşın Terörü” adlı fotoğraf, Nick Ut‘a Pulitzer dahil birçok ödül kazandırdı.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
