İmamoğlu’nun teatral gücü-Sertaç Eş (Cumhuriyet)
“CHP lideri Özel ve İBB’nin seçilmiş başkanı Ekrem İmamoğlu, başından beri duruşmaların televizyonlardan canlı yayınlanmasını istiyor. MHP lideri Bahçeli de aynı görüşü bir süre sonra savunmaya başladı ve savunuyor. Ancak AKP’deki korku halen sürüyor. Adalet Bakanı Tunç, “Yasa uygun değil” diyor. Ancak iktidar partisinin İmamoğlu’nun siyasi etki gücünden duyduğu tedirginlik öyle böyle değilmiş. AKP’lilerin kulislerde dile getirdikleri, iktidarı öven gazetecilerin yorumları bu gerçeği bir kere daha ortaya çıkarmış durumda.
Şöyle söyleniyor: İşte diploma davasının duruşmasında görüldü. İmamoğlu duruşma salonunu gösteri alanına çevirdi. Şimdi iddianamesi açıklanan davanın duruşmaları başladığında televizyonlardan canlı yayınlanırsa İmamoğlu bu fırsatı kaçırmayacak kendi propagandasını yapacak, mahkeme salonunu gösteri alanına çevirecek.
Evet. Baklalar yavaş yavaş çıkmaya başladı ağızlardan. İmamoğlu’nun görüntülerinin, sesinin, sosyal medya hesaplarının kapatılmasının arkasındaki korku da daha iyi anlaşılmaya başlandı. Her türlü hukuk ihlali iddiaları ayyuka çıkacak. Bu iddialar yalnızca ülke içinde değil, ülke dışında da yaygın olarak gündemde olacak, siz “siyasi şov” gerekçesiyle İmamoğlu’nun halkla televizyon aracılığıyla da olsa göz göze gelmesine bile tahammül göstermeyeceksiniz.
Bu korku, bu kaçış, nereye kadar?”
Yerlikaya ile Turan arasındaki ipler iyice koptu-Tolga Şardan (T24)
“İçişleri Bakanlığı’nın TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinde dikkat çekici bir fotoğraf ve görüntü vardı kameralara yansıyan.
Komisyon salonunda bakanlık bürokratlarına ayrılan bölümün en öndeki beş kişilik sırasında tam ortada Bakan Ali Yerlikaya oturdu. Sağ tarafındaki iki kişi bakan yardımcıları Münir Karaloğlu ve Mehmet Aktaş, soldaki iki kişi ise yine Bakan Yardımcısı Mehmet Sağlam ve Bakanlık Genel Sekreteri Balamir Gündoğdu’ydu.
Oysa Gündoğdu’nun yerinde yine Bakan Yardımcısı Bülent Turan oturacaktı. Ancak oturamadı maalesef!
Turan’ın yokluğu kimi komisyon üyesi milletvekillerinin de dikkatini çekmiş olacak ki Turan’ı özellikle soranlar oldu. CHP’li Veli Ağbaba, Mahmut Tanal, Murat Bakan ve Yaşar Tüzün, Turan’ın yokluğunu hem Bakan Yerlikaya hem de Komisyon Başkanı AKP’li Mehmet Muş’a sordular.
Hatta komisyon tutanaklarına yansıyan Ağbaba, Tanal, Bakan ve Tüzün ile Muş arasındaki atışmayı olduğu gibi Büyüteç’e aldım.
“(…) Veli Ağbaba: Sayın Başkan, Sayın Bakan; bir şey soracağım: Bülent Turan yok?
Mehmet Muş: Onu bana değil değerli arkadaşlar.
Veli Ağbaba: Bülent Turan yok, Bülent Turan. Nerede Bülent Turan?
Mehmet Muş: Sayın Ağbaba, siz her soruyu bana…
Veli Ağbaba: Eski Grup Başkan Vekiliydi. Görevden mi aldınız, görevden mi alındı?
Mehmet Muş: Sayın Ağbaba, siz her aklınıza geleni bana niye soruyorsunuz?
Veli Ağbaba: Bülent Turan görevden mi alındı Başkanım?
Mahmut Tanal: Siz başkansınız orada, siz orada başkan olduğunuz için size soruyoruz tabii.
Veli Ağbaba: Bülent Turan görevden mi alındı Başkanım? Bülent Turan nerede, Bülent Turan yok?
Mehmet Muş: Sayın Ağbaba, teşekkür ediyorum.
Yaşar Tüzün: Beraber vekillik yaptınız eski Grup Başkan Vekiliydi, sizin mevkidaşınızdı Başkanım.
Murat Bakan: Meclis adabını bilen bir kişi var Bakanlıkta, o da Bülent Turan. Yoksa sonradan mı gelecek?
Mehmet Muş: Arkadaşlar, benim mevkidaşımdı, ben de bir zamanlar bakandım ama şimdi değilim.
Veli Ağbaba: Peki niye hakkını savunmuyorsun?
Mehmet Muş: O zaman milletvekili, şimdi değilim…
Veli Ağbaba: Veli Ağbaba varsa herkes için var, herkesin hakkını Veli Ağbaba savunuyor. (…)”
Serbest fonlar ne işe yarar?-Yalçın Karatepe (BirGün)
“Yatırım fonları “tasarruf sahibinin en güvenli alternatifi” olarak bilinir. Banka mevduatına göre daha esnek, hisse senedine göre daha risksiz, düzenleyicinin gözetiminde bir alan… Fakat son haftalarda yaşananlar bu vitrinin ardında neler döndüğünü bütün çıplaklığıyla ortaya koydu. Fon satıp günlerce parasını alamayan yatırımcılar, TEFAS’ın takas saatini uzatma kararı, Takasbank’ın teminatları yükseltmesi… Belki de daha önemlisi, fonlara ilişkin itirazların artık piyasa içinden de alenen yükselmesi.
Sanki tek bir fonun ya da tek bir yöneticinin hatasıymış gibi sunulsa da yaşananlar münferit değil. Bu, serbest fonların belli çevrelerce nasıl sessiz bir fiyat şişirme mekanizmasına dönüştürüldüğünün, düzenleyici kurumların ise yıllardır bu tabloya göz yumduğunun göstergesidir. Serbest fonlara ve para piyasası fonlarına tanınan alan, zaman içinde piyasada manipülasyona imkan yaratmış durumda.
Sermaye Piyasası Kurulu’nun serbest fonlarla ilgili kitapçığına bakıldığında bile tablo çok şey anlatıyor. Portföy sınırlaması yok; fonların ne kadar risk alabileceğine ilişkin bir üst sınır yok; kaldıraç kullanımı neredeyse tamamen serbest; nitelikli yatırımcı tanımı ise sadece bir milyon liralık varlığı olan herkesi kapsıyor. Tüm bunlar kağıt üzerinde “esneklik” gibi dursa da pratikte fonları manipülasyona en açık yatırım aracına dönüştürüyor.
Son yıllarda bazı serbest fonların düşük likiditeli hisselerde yüksek pozisyon aldığı, fiyatları yukarı çektiği, getiri tablosunu parlatıp TEFAS’a açıldıktan sonra yeni gelen yatırımcıların parasını bu şişirmeyi sürdürmek için kullandığı artık sektör sırrı olmaktan çıktı. İşleyiş hep aynı: Fon, ilişkili taraflarla birlikte bir hissenin fiyatını yukarı itiyor, fonun getirisi bir anda “mucizevi” hale geliyor. Fon TEFAS’a açıldığında bu başarı hikâyesi yatırımcıyı çekiyor. Yeni parayla tekrar aynı hisse alınıyor, fiyat daha da yükseliyor; fon şişmeye devam ediyor. Sonra bir noktada ilk giren büyük oyuncular sessizce çıkıyor, zarar ise en son giren binlerce yatırımcıya kalıyor.”
Sürece “Öcalan kilidi” mi?-Ahmet Taşgetiren (Karar)
“Bağışlasınlar beni, Bahçeli’yi çok idealize edemiyorum.
“Tekeden nasıl süt çıkmazsa Erdoğan’dan da cumhurbaşkanı olmaz” diyen oydu. Herhalde bunları inanarak söylüyor, Erdoğan’ı kategorik olarak dışlıyordu. Bir bildiği olmalıydı.
Sonra Erdoğan Cumhurbaşkanlığında normalde sembolik olan yetkileri “icranın başı” gibi kullanmaya başladığında “Fiili olanı hukuki hale getirelim” diyerek “Cumhur İttifakı”na giden bugünün “keskin muktedirlik” yolunu açan da o oldu. Herhalde burada da bir bildiği vardır.
Erzurum’da Öcalan’ın idam edilmesi için “Al as” diyerek kitlenin üzerine yağlı urgan atan oydu. Bir bildiği olmalıydı. Bugün “Üç kişi alır, Öcalan’la görüşmeye giderim” diyen de o. Mutlaka bir bildiği olmalı.
İlginçtir her durumda MHP grubu onu ayakta alkışlıyor. Sorgusuz sualsiz.
Öcalan’ı getirip DEM grubunda konuşturma ya da İmralı’ya gidip Öcalan ile görüşme…
Her iki eylemin mimarlığını Bahçeli yapıyor.
Keskin noktalarda seyrediyor. Grup konuşmalarındaki üslûbu, vurguları analiz edilmeye değer.
MHP grubunun Bahçeli’ye bağlılığı da analiz edilmeye değer.
Ama bu yazı bir Bahçeli analizi değil.
Bu yazı, süreçte “Öcalan kilitlenmesi”ni değerlendirme amacını taşıyor.
Ne dersiniz, sizler de süreçte bir “Öcalan kilitlenmesi” yaşandığını düşünüyor musunuz?
Bugün Cuma ve MHP Genel Başkan Yardımcısı ve komisyon üyesi Feti Yıldız “İmralı’ya gidilecek” dedi, ona göre “Komisyon bugün bu kararı alacak.”
Bahçeli de “Ben giderim” dedi ya, anlaşıldığı kadarıyla Öcalan ile görüşme süreçte “kilit” bir role dönüşmüş durumda.
Yoksa herkes biliyor Öcalan’ın hangi konuda ne düşündüğünü. DEM’in İmralı heyetleri Cumhurbaşkanı dahil her yere taşıdılar bunları, ayrıca bugüne kadar “devlet birimleri” de Öcalan’ın tüm röntgenini çıkarmamış olamazlar.”
ABD, Rusya’yı kafaya taktı-Dr. Hakan Çınar (Dünya)
“ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçi Parti’nin Rusya ile ticari ilişkilerini sürdüren ülkelere ağır yaptırımlar getirmeyi hedefleyen bir yasa tasarısı üzerinde çalıştığını açıkladı. Tasarıya tam destek verdiğini söylemekle kalmadı ve bu fikri ben önerdim diyerek konunun asıl aktörü olduğunun da altını çizdi. Anlaşılan o ki, Trump şimdi de kafayı Rusya’ya taktı.
ABD Başkanı’nın bu açıklaması, küresel ekonomi ve uluslararası ilişkiler üzerinde büyük bir dalga etkisi yaratmış durumda. Trump, Cumhuriyetçi senatörlerle birlikte hazırlanan tasarı kapsamında, Rusya’dan petrol, doğal gaz, uranyum ve diğer stratejik ürünleri almaya devam eden ülkelere çok ağır yaptırımlar uygulanabileceğini belirtti. Bu yaptırımlar arasında ticaret tarifeleri, finansal kısıtlamalar ve ABD pazarına erişimin sınırlandırılması gibi geniş bir yelpaze bulunuyor. Daha önce Türkiye başta olmak üzere NATO ülkelerine Rusya ile iş birlikten vazgeçilmesi konusunda pres yapan Trump, bu kez aksiyon almaya daha yakın gibi görünüyor. Bu yaklaşım, ABD’nin yalnızca Rusya’ya değil, Rusya ile ekonomik ilişkilerini sürdüren üçüncü ülkelere de baskı kuracağını gösteriyor. Uygulanması hâlinde bu politika, Soğuk Savaş’tan bu yana görülen en kapsamlı jeoekonomik ayrışmalardan birine yol açabilir.
Tasarı, enerji, savunma ve finans başta olmak üzere Rusya ile işbirliğini sürdüren ülkeleri doğrudan etkileyecek nitelikte. Cumhuriyetçiler, bu düzenlemeyle ilişkide olan tüm ülkeleri Moskova ile ilişkilerini gözden geçirmeye zorluyor.
Çin, Hindistan, Brezilya, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan gibi Rusya ile ekonomik ilişkileri çeşitli nedenlerle devam eden ülkeler böyle bir yaptırım mekanizmasından ciddi biçimde etkilenebilir. Özellikle Hindistan gibi enerji ithalatının önemli bir kısmını Rus petrolünden sağlayan ekonomiler, ABD’nin uygulayabileceği finansal yaptırımlarla karşılaşırsa enerji maliyetlerinde büyük artış yaşayabilirler.
Benzer şekilde, Çin ve Rusya arasındaki ticaret hacmi son yıllarda tarihi seviyelere ulaştı. ABD’nin bu ticareti hedef alan bir yaptırım mekanizması kurması pek çok ülkenin üretimine ve ticaretine mutlaka yansıyacaktır. Bu durum, özellikle enerji, savunma, kritik mineraller ve nükleer yakıt gibi stratejik sektörler üzerinde de büyük baskı oluşturacak gibi görünüyor. ABD’nin bu adımı aynı zamanda çok taraflı diplomasi süreçlerini de zorlayabilir. Avrupa Birliği, Rusya’ya karşı yaptırımları desteklese de Çin veya Hindistan gibi güçlü ülkelerle çatışmaya girmeyi tercih etmeyecektir.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
