Türkiye’de çalışanların örgütlenme mücadelesinin tarihi Cumhuriyet’ten de eski.
Öğretmenler bu hareketin öncülerindendi. Osmanlı döneminde başlayan öğretmen örgütlenmesi Cumhuriyet’in ilk yıllarında güçlendi; 1924’te Muallimler Birliği çatısı altında genişledi. Bu örgütlenme geleneği sonraki yıllarda farklı öğretmen dernekleri ve sendikalarıyla devam etti.
Türkiye’de modern anlamda işçi sendikacılığının hukuki zemini ise 1947’de çıkarılan ilk Sendikalar Kanunu ile oluştu. Asıl büyük değişim 1961 Anayasası sonrasında geldi. 1963’te çıkarılan 274 sayılı Sendikalar Kanunu ile 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu işçilere örgütlenme, toplu pazarlık ve grev alanında yeni imkanlar sağladı. Bu dönemde sendikal hareket hızla büyüdü; DİSK, MİSK ve Hak-İş gibi konfederasyonlar kuruldu.
12 Eylül 1980 darbesi ise sendikacılık açısından bir kırılma noktası oldu. Grevler yasaklandı, çok sayıda sendikanın faaliyeti durduruldu, DİSK kapatıldı ve yöneticileri tutuklandı. 1982 Anayasası ile sendikal haklara çeşitli sınırlamalar getirildi; 1983’te çıkarılan yeni sendika ve toplu iş sözleşmesi yasaları da örgütlenme alanını önemli ölçüde daralttı. Öğretmen örgütlenmesi de bu süreçten ağır biçimde etkilendi. 1980’de yaklaşık 220 bin üyeye ulaşan TÖB-DER kapatıldı.
Peki rakamlar ne söylüyor?
1980 öncesi için sağlıklı sendika üyesi istatistiği bulunmuyor. Ancak, DİSK-AR’ın hesaplamasına göre 1980’de yaklaşık 2,2 milyon sigortalı işçinin 925 bini toplu iş sözleşmesi kapsamındaydı. Bu da, yaklaşık yüzde 41’lik bir sendikalaşma oranı demek.
Bugün ise işçi sayısı çok daha fazla, ancak sendikalaşma oranı çok daha düşük. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Temmuz 2026 verilerine göre Türkiye’de 17 milyon 630 bin 475 işçi bulunuyor, bunların sadece 2 milyon 432 bin 789’u sendika üyesi. Yani sendikalaşma oranı yüzde 13,8.
Başka bir söyleyişle, 1980’de yaklaşık her 10 işçiden dördü sendikalıyken bugün her 10 işçiden yalnızca 1.4’ü sendika üyesi. Üstelik işçi sayısı yaklaşık sekiz katına çıkarken sendikalı işçi sayısı aynı ölçüde artmadı.
Bu tablo yalnızca Türkiye’ye özgü de değil. OECD ülkelerinde ortalama sendikalaşma oranı 1985’te yüzde 30 iken 2024’te yüzde 15’e geriledi. Ancak Türkiye’deki oran OECD ortalamasının da altında kalıyor.
Bir zamanlar öğretmenlerin ve işçilerin “birlik” diyerek kurduğu örgütlenmelerden bugünün yüzde 13,8’lik sendikalaşma oranına uzanan yaklaşık bir asırlık hikâye, Türkiye’de çalışma hayatının geçirdiği büyük değişimi gösteriyor.
Fotoğraf: Instagram
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
