Oyunculukta başarının ölçüsü yalnızca kazanılan Oscar ödüllerinin sayısı değil. Rol çeşitliliği, karakter yaratma gücü, kariyerin uzunluğu ve sinema tarihine bırakılan iz de önemli.
“Yaşayan en büyük oyuncu kim?” diye bir soru sorulsa, üzerinde görüş birliği sağlanan oyuncular olsa da çok farklı isimleri övenler de çıkabilir.
Bu nedenle sorunun objektif bir cevabı yok. Oscar sayabilirsiniz, gişe hasılatına bakabilirsiniz, eleştirmenlerin değerlendirmelerini karşılaştırabilirsiniz. Ama sonunda yine dönüp dolaşıp aynı yere gelirsiniz: Oyunculuk biraz da izleyicide bıraktığı etkiyle ölçülür.
Bu nedenle aşağıdaki listeyi bir “kesin sıralama”dan çok, oyunculuk yeteneği, kariyer, rol çeşitliliği, unutulmaz performanslar ve sinema tarihindeki ağırlık üzerinden yapılan objektif olmayan bir değerlendirme görmek gerekiyor.
Üstelik bazı büyük isimler liste dışında. Gary Oldman, Christian Bale, Javier Bardem, Julianne Moore, Nicole Kidman, Helen Mirren, Glenn Close ve daha pek çok oyuncu rahatlıkla tartışmaya girebilir.
Erkekler
1-Daniel Day-Lewis
Neden?
Çünkü oyunculuğu yalnızca bir karakteri canlandırmak değil, adeta o karakterin içine girmek olarak gören oyunculardan biri.
My Left Foot ile ilk Oscar’ını aldığında Christy Brown’ı, There Will Be Blood‘da Daniel Plainview’i, Lincoln‘de ise Abraham Lincoln’ü canlandırdı. Üç farklı karakter, üç olağanüstü performans ve üç En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ı.

Onu listenin başına koymamızın asıl nedeni ise Oscar sayısı değil. Day-Lewis’in çok az filmde oynamasına rağmen neredeyse her seferinde oyunculuk açısından konuşulacak bir performans ortaya koyması. Gangs of New York‘daki Bill the Butcher da, Phantom Thread‘deki Reynolds Woodcock da birbirinden tamamen farklı karakterler.
Kısacası: Az oynuyor ama oynadığı zaman karakteri unutmak zorlaşıyor.
2-Robert De Niro
Neden?
Çünkü modern sinemanın oyunculuk anlayışını değiştiren isimlerden biri.
The Godfather Part II, Taxi Driver, Raging Bull, The Deer Hunter, Goodfellas, Casino…
Bu filmlerin birkaç tanesi bile bir oyuncuyu listeye sokmaya yeter.
De Niro, Vito Corleone rolüyle yardımcı erkek oyuncu Oscar’ını, Jake LaMotta rolüyle de En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını kazandı. Ama asıl nedenlerden biri şu:
Robert De Niro’nun oyunculuğu yalnızca dramatik rollerde değil, komedide de çalışıyor.
Yani sadece “ağır abi” oyuncusu değil.
Taxi Driver ile Meet the Parents arasındaki mesafe bile bunu anlatmaya yetiyor.
3-Anthony Hopkins
Neden?
Çünkü bazen bir oyuncunun sahnede ne kadar az hareket ederek ne kadar büyük etki yaratabileceğini gösteriyor.
Hannibal Lecter bunun en ünlü örneği. Ama Hopkins’i yalnızca The Silence of the Lambs üzerinden değerlendirmek büyük haksızlık olur.
The Remains of the Day, Amistad, Nixon, The Father…
Özellikle The Father listeye girmesinin en güçlü nedenlerinden biri. 2021’de 83 yaşındayken bu rolle En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını kazandı.
Kısacası: Hopkins’in oyunculuğunda gösterişten çok kontrol var.
4-Al Pacino
Neden?
Çünkü Michael Corleone bile tek başına yeterli olabilir!
The Godfather, The Godfather Part II, Serpico, Dog Day Afternoon, Scarface, Scent of a Woman…
Pacino’nun özellikle 1970’ler ve 1980’lerdeki performansları sinema tarihinin en güçlü oyunculuk dönemlerinden birini oluşturuyor.

Üstelik ilginç bir durum var: The Godfather Part II‘de Robert De Niro Oscar kazanırken Pacino aynı filmde En İyi Erkek Oyuncu dalında adaydı.
Pacino’nun dördüncü sırada yer almasının nedeni yeteneğinin dördüncü olması değil; kariyerinin tamamı değerlendirildiğinde ilk üçteki isimlerin biraz daha istikrarlı olması.
5-Denzel Washington
Neden?
Çünkü Denzel Washington’da çok zor bulunan bir özellik var: Hem büyük yıldız hem de çok güçlü bir karakter oyuncusu olabiliyor.
Malcolm X, Glory, Training Day, Fences, Philadelphia, American Gangster…
Glory ile yardımcı erkek oyuncu, Training Day ile başrol Oscar’ını kazandı. Böylece iki oyunculuk dalında da Oscar kazanan isimlerden biri oldu.
Uzun kariyeri boyunca seviyesini çok yüksek tuttu.
Kadınlar
1-Meryl Streep
Neden?
Çünkü Streep’in en büyük özelliği yalnızca iyi oynaması değil, bambaşka karakterlere dönüşebilmesi.
Sophie’s Choice, The French Lieutenant’s Woman, Kramer vs. Kramer, The Iron Lady, Doubt, Adaptation…

Bir de aksan meselesi var.
İngiliz, Polonyalı, Amerikalı, Avustralyalı… Karakterin konuşma biçimini bile oyunculuğunun parçası haline getirebiliyor.
Üç oyunculuk Oscar’ı bulunan Streep’in onlarca yıl boyunca başrol ve yardımcı rollerde sürekli adaylık düzeyinde performanslar vermesi de ayrıca dikkat çekici.
2-Isabelle Huppert
Neden?
Burada liste biraz “Hollywood dışına” çıkıyor.
Huppert’in seçilmesinin nedeni Oscar değil. Hatta kariyerinin büyüklüğünü Oscar üzerinden ölçmeye çalışırsanız listeye sokmakta zorlanabilirsiniz.
Ama Cannes’da iki kez En İyi Kadın Oyuncu ödülü kazanmış olması, Venedik’te iki kez Volpi Kupası alması ve özellikle The Piano Teacher, La Cérémonie ve Elle gibi filmlerdeki performansları onun Avrupa sinemasındaki ağırlığını gösteriyor.
The Piano Teacher özellikle çok güçlü bir örnek.
Huppert’in oyunculuğunda dikkat çeken bir şey var: Karakterleri kolayca “iyi” veya “kötü” diye sınıflandırmaya izin vermemesi. Yani rahatsız edici karakterleri bile seyirciye inandırabiliyor.
3-Cate Blanchett
Neden?
Çünkü yaşayan oyuncular arasında karakter değiştirme kapasitesi en yüksek isimlerden biri.
Elizabeth’ten Bob Dylan’a, Katharine Hepburn’den Jasmine’e, Lydia Tár’a kadar uzanan olağanüstü geniş bir yelpazesi var.
Blue Jasmine ona ikinci Oscar’ını getirdi; Tár ise neden hâlâ listenin en üst seviyesinde olduğunu gösteren performanslardan biriydi. Oscar kayıtlarında Blanchett’in Elizabeth, The Aviator, Blue Jasmine, Carol ve Tár gibi filmlerle birden fazla adaylığı görülüyor.
Onu izlerken bazen oyuncuyu değil, karakteri görüyorsunuz.
4-Judi Dench
Neden?
Çünkü onu yalnızca sinema oyuncusu olarak düşünmek eksik kalır.
Dench’in tiyatro geçmişi ve sahne deneyimi, sinema oyunculuğunda da kendisini hissettiriyor.
Çok kısa bir sahnede bile karakterin kim olduğunu, ne düşündüğünü ve ne hissettiğini anlatabiliyor.

Üstelik bunu çoğu zaman büyük jestlerle değil, bakış ve ses tonuyla yapıyor.
Shakespeare in Love, Mrs Brown, Philomena, Notes on a Scandal, Iris…
5-Frances McDormand
Neden?
Çünkü McDormand’ın oyunculuğunda çok ilginç bir özellik var: Sanki oyunculuk yapmıyormuş gibi oynuyor.
Fargo, Three Billboards Outside Ebbing, Missouri ve Nomadland bunun üç çok güçlü örneği.
Üç farklı filmle üç En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ı kazandı. Fargo ile başladığı Oscar yolculuğu Three Billboards ve Nomadland ile devam etti.
McDormand’ın karakterlerinde yapaylık hissi çok az.
Sanki kamera açılmış ve biz gerçekten o kadının hayatının bir bölümünü izliyormuşuz gibi.
Listede yer almayanlar

Gary Oldman çok rahatlıkla ilk 10’a girebilir. Christian Bale özellikle fiziksel dönüşümleri ve karakter çalışmaları nedeniyle tartışmaya dahil olmalı. Javier Bardem, özellikle No Country for Old Men gibi performansları nedeniyle mutlaka konuşulmalı.
Kadınlarda ise Helen Mirren, Julianne Moore, Nicole Kidman ve Glenn Close listeye girebilecek kadar güçlü adaylar.
Hatta Jack Nicholson ve Sean Penn gibi isimleri dışarıda bırakmak bile başlı başına tartışma konusu.
Dolayısıyla bu liste “dünyanın kabul ettiği ilk 10” değil.
Peki sizin listenizde kimler var?..
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
