Bundan neredeyse 500 yıl önce, 27 Eylül 1529’da Osmanlı ordusu Viyana önlerine geldi. Kanuni Sultan Süleyman’ın Macaristan seferi, kısa süre içinde Avrupa tarihinin en çok hatırlanan olaylarından birine dönüşecekti: Birinci Viyana Kuşatması.
Kanuni, Avusturya Arşidükü Ferdinand’ın Macaristan üzerindeki iddiası ve Budin’i ele geçirmesi üzerine 1529’da yeniden sefere çıktı. Osmanlı ordusu Budin’i geri aldıktan sonra Ferdinand’ın bulunduğu Viyana’ya yöneldi. Osmanlı kaynaklarında sefer, özellikle Ferdinand’ın Macaristan’daki faaliyetlerine karşı yürütülen bir harekât olarak anlatılıyor.
Viyana önlerine ulaşmak ise başlı başına büyük bir lojistik mücadeleydi. Ordu İstanbul’dan çok uzun bir yol kat etmiş, yağışlar ve bozulan yollar ilerlemeyi zorlaştırmıştı. Kuşatma için gerekli ağır topların tamamının Viyana önlerine getirilememesi de önemli bir sorun oluşturdu.
Osmanlı kaynaklarında da kuşatmanın sona ermesinde mevsim şartları ve ağır topların getirilememesi özellikle vurgulanıyor. Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi’ndeki Kanuni dönemi sergisinde yer verilen tarih anlatısında kuşatmanın 21 gün sürdüğü ve kar yağışıyla birlikte ordunun döndüğü belirtiliyor.
Viyana’daki hava
Şehrin içindeki insanlar açısından mesele çok basitti: Viyana düşmemeliydi.
Savunmanın başında Niklas Salm ve Wilhelm von Rogendorf bulunuyordu. Şehrin savunucuları, sayıca çok daha büyük olduğu bilinen Osmanlı ordusuna karşı surları güçlendirdi ve kuşatmaya hazırlandı.
Bugünkü Viyana Belediyesi’nin tarih anlatımında 1529 kuşatması açık biçimde şehrin “başarılı biçimde püskürtülmesi” olarak aktarılıyor. Belediyeye göre kuşatma Viyana’nın fiziksel yapısını da değiştirdi. 1530’dan itibaren Orta Çağ’dan kalma şehir surlarının yerini daha modern tahkimatlar ve burçlar almaya başladı.
Yani Viyana açısından 1529 yalnızca atlatılmış bir tehlike değildi. Aynı zamanda şehrin gelecekteki savunma anlayışını değiştiren bir dönüm noktasıydı.
Peki kuşatma sırasında ne oldu?
Osmanlı ordusu şehri teslim olmaya çağırdı. Ardından surlara yönelik saldırılar ve lağım faaliyetleri başladı.
Fakat Viyana’nın savunması beklenenden daha dirençli çıktı. Osmanlı askerleri surlarda gedik açmaya çalışırken şehir savunucuları da karşı saldırılar düzenledi.
İki tarafın anlatımı farklı.
Osmanlı tarih anlatılarında kuşatmanın başarısızlığında uzun süren sefer, kötü hava koşulları, ikmal sorunları ve ağır topların yetersizliği öne çıkıyor. Nitekim dönemin Osmanlı kaynakları, “kar yağması” sonrasında padişahın geri dönme kararı aldığını belirtiyor.
Viyana tarafının hafızasında ise hikâye daha çok direniş ve kurtuluş şeklinde yerleşti. Viyana Belediyesi bugün bile 1529 kuşatmasının şehrin uluslararası itibarını artırdığını belirtiyor.
Sonunda Osmanlı çekildi
Ekim ayına gelindiğinde durum Osmanlı ordusu açısından giderek zorlaşıyordu. Hava soğuyor, yağışlar artıyor, ikmal güçleşiyor ve kuşatmanın uzaması yeni sorunlar yaratıyordu.
Son saldırılardan sonuç alınamayınca Kanuni kuşatmayı kaldırdı.
Bu, Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri gücünün sona erdiği anlamına gelmiyordu. Tam tersine, Kanuni birkaç yıl sonra yeniden Avusturya üzerine sefer düzenleyecekti. Ancak 1529 Viyana önlerinde beklenen sonuç alınamamıştı.
Osmanlı kaynaklarında, uzun ve zorlu bir seferin sonunda mevsim ve lojistik şartların zorladığı dönüş öne çıkıyor.
Viyana tarafında ise aynı olay, Avrupa’nın önemli şehirlerinden birinin büyük bir tehdide karşı direnmesi ve kurtulması olarak hatırlanıyor.
Üstelik kuşatmanın Viyana üzerindeki etkisi bununla bitmedi. Şehrin savunma sistemi yeniden ele alındı ve 1530’dan itibaren yeni tahkimatlar inşa edilmeye başlandı.
Viyana’nın kapıları Osmanlı ordusuna açılmadı.
Ama o kapıların önünde yaşanan 21 gün, hem Osmanlıların hem de Avrupalıların hafızasında yüzyıllarca sürecek bir iz bıraktı.
İlgili yazılar:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
