Üretime dayalı ekonomi yahut reel ekonomi mümkün olduğunca fazla yatırım ve üretim yapmayı ve bu yolla sürekli katma değer yaratmayı, sonuç itibarıyla da dengeli ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi amaç edinen bir yapıyı ifade eder.
“Ponzi oyunu” ya da sistemi denilen ise, adını mucidi olan İtalyan Charles Ponzi’den alan, aslında hiç olmayan bir üretim faaliyeti ya da başka bir ekonomik etkinlik varmış gibi gösterilerek ve bu yolla insanlara öteki yatırım araçlarına kıyasla çok daha yüksek getiri vadedilerek yatırımcıları sisteme katan modeldir. Sonradan katılanların paraları ilk katılanlardan alınanlarla ödenir fakat yeni katılımcılar bulabilmek için gittikçe daha yüksek oranlarda getirinin vadedilmesi gerektiği ve ortada gerçek bir üretim olmadığı için sistem bir süre sonra aniden çöker.
Yakın tarihimizde yaşadığımız değişik isimlerdeki saadet zincirleri, Çiftlikbank olayı ve şimdilerde sıkça şahit olduğumuz kripto para skandalları, ponzi oyununun değişik şekilleridir aslında.
Bir ekonomide insanların tasarrufları, bankalar ve öteki finansal kuruluşlar tarafından makul getiri oranlarıyla toplanarak, yatırım yapacak girişimcilere yine makul maliyetlerle borç veriliyorsa ve bu girişimciler yaptıkları yatırımla ve sağladıkları istihdamla üretim yapıyorlarsa, burada dengeli ve sağlıklı bir ekonomik yapıdan söz edilebilir.
Esas olarak yatırıma ve üretime dayanan böyle bir ekonomik sistem sayesindedir ki sürekli katma değer yaratılabilecek, milli gelir istikrarlı bir biçimde arttırılabilecek, sağlıklı büyüme sağlanabilecek, sonuç itibarıyla büyümeden daha geniş kapsamlı ve uzun vadeli bir olgu olan, ayrıca da sosyal yönleri de bulunan “kalkınma” denilen genel ilerleme yaşanabilecektir.
İşte bu ideal ekonomik yapının alternatifi ise, türlü spekülasyonlarla getiri elde edilmeye çalışılan, fırsatını kollayıp vurkaç yapılan ya da daha da ileri gidilerek yukarıda anlatıldığı üzere çeşitli ponzilerle ve artık dolandırıcılık boyutlarına varan yöntemlerle faaliyet gösterilen ve para kazanılmaya çalışılan bir ekonomik sistemdir.
Günümüzde ekonomik aktörler beklentilerle hareket etmektedir. Beklentilerin olumsuz olduğu, ekonomik güvenin kaybolduğu, istikrarın bulunmadığı ekonomilerde yerli paraya güven azalacağı için insanlar gerek kendilerini koruma güdüsüyle ve gerekse de kısa yoldan hızlı para kazanma güdüsüyle döviz alımına yöneleceklerdir. Dövize olan yüksek talebin kuru yükselteceği, dolarizasyonun çok yüksek boyutlarda olduğu yani birçok ürünün fiyatlamasının neticede dövize bağlı olduğu bizimki gibi ekonomilerde artan kurlar hızla iç fiyatlara yansıyarak enflasyonu hızlı yükselteceği, piyasa faizleri de enflasyon oranının hep birkaç puan üstünde oluşacağı için, faizlerin yüksek oranlarda seyredeceği bir ekonomik yapı karşımıza çıkacaktır.
Yüksek faizlerden ötürü yatırımın ve üretimin maliyeti çok yüksek olacağı, yatırımın getirisi ile ilgili belirsizliklerin oluşacağı böylesine bir ekonomik tabloda üretim ister istemez ihmal edilecektir. Üretime kanalize olması gereken fonlar ise bugün yaşadığımız üzere kendini koruma ya da spekülasyon güdüleriyle döviz, altın vs gibi finansal ürünlerin alım satımı, yüksek faizlerden yararlanmak için çeşitli finansal yatırımlar gibi katma değer yaratmayan, kısır ve verimsiz alanlara gömülecektir.
O vakit ülke olarak acilen bir karar vermemiz gerekiyor aslında. Yatırıma, üretime ve gerçek büyümeye dayalı sağlıklı ve dengeli bir ekonomik modelle mi yolumuza devam edeceğiz? Yoksa makro dengeleri bozulmuş, dolayısıyla aşırı fiyat hareketlerinin yaşandığı bir ortamda türlü spekülasyonlarla, fırsatçılıkla, vurkaçlarla ve daha da ötesinde ponzi oyunlarıyla, birilerinin kısa vadede kazandıklarını sandıkları, bütün bir toplum olaraksa aslında kaybettiğimiz sıfır toplamlı bir ekonomik yapıyla mı yürüyeceğiz?
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
