Pazar, 8 Kas 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
*Serbest Kürsü

Türk dünyasının bütünleşmesi ve yeni bir küresel güç mücadelesi…

Ergin Saygun
Son güncelleme: 8 Kasım 2026 15:50
Ergin Saygun
Paylaş
Paylaş

Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) artan kurumsallaşması, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan coğrafyada, yeni bir jeopolitik güç merkezini ortaya çıkarmaktadır. Bununla beraber, Türk devletlerinin ortak siyasi irade geliştirmesini sınırlayan bazı gelişmeler dikkat çekmektedir. Orta Asya devletlerinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) konusundaki tutumları, Azerbaycan’ın İsrail ile geliştirdiği askerî ve teknolojik ilişkiler, İran’daki Türk nüfusunun yarattığı jeopolitik hassasiyetler ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Zengezur Koridoru ile Afganistan üzerindeki nüfuz arayışları, Avrasya’daki güç mücadelesinin önemli unsurlarıdır. Bu çalışma, söz konusu gelişmelerin Türk dünyasının bütünleşmesine etkilerini ve Oded Yinon’un bölgesel güç dengelerine ilişkin yaklaşımıyla taşıdığı stratejik benzerlikleri incelemektedir.

1-Giriş: Türk Dünyasının Stratejik Potansiyeli

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlıklarını kazanan Türk cumhuriyetleri, uzun süre Rusya, Çin ve Batılı güçlerin rekabet alanında kendi ulusal çıkarlarını korumaya çalışmıştır. Türkiye’nin öncülüğünde gelişen Türk Devletleri Teşkilatı ise, kültürel yakınlığın ötesine geçerek, ekonomik, ulaştırma, enerji ve savunma alanlarını kapsayan bir bütünleşme zemini oluşturmuştur.
Bu bütünleşmenin stratejik önemi, Çin ve Orta Asya’yı Hazar Havzası üzerinden Türkiye’ye ve Avrupa’ya bağlayan “Orta Koridor”un gelişmesiyle artmaktadır. Türk devletlerinin eşgüdümlü hareket edebilmesi, enerji kaynakları, kritik mineraller, savunma teknolojileri ve uluslararası ticaret yolları üzerinde bağımsız bir jeopolitik ağırlık oluşturmaya namzettir.

Ancak böylesine güçlü bir bölgesel yapının ortaya çıkması, mevcut nüfuz alanlarını korumak isteyen küresel ve bölgesel güçlerin çıkarlarıyla her zaman örtüşmeyebilmektedir. Dolayısıyla Türk dünyasının bütünleşmesi yalnızca iç dinamikleriyle değil, dış aktörlerin stratejik tercihleriyle de baş etmek mecburiyetindedir.

2-Kıbrıs Meselesi ve Türk Devletleri Arasındaki Siyasi Dayanışmanın Sınırları

Türk devletlerinin ortak dış politika geliştirme kapasitesini sorgulatan en somut gelişmelerden biri KKTC konusunda yaşanmıştır.

27 Mart 2025 tarihli Avrupa Birliği–Orta Asya Bakanlar Toplantısı ortak bildirisinde Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 541 ve 550 sayılı Kıbrıs kararlarına bağlılıklarını teyit etmiştir. Türkmenistan ise uluslararası yükümlülüklerini daimi tarafsızlık statüsü çerçevesinde uygulayacağını belirtmiştir.

Bu gelişme, KKTC’ye TDT bünyesinde gözlemci statüsü verilmiş olmasına rağmen, Türk devletlerinin Türkiye için hayati öneme sahip bir konuda, ortak siyasi tutum sergileyemediklerini göstermektedir. Beş ülkeden dördünün Türk devleti olması, meselenin TDT açısından önemini daha da artırmaktadır.

Buradaki temel sorun yalnızca Kıbrıs politikası değildir. Türk devletlerinin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde ekonomik ve diplomatik kazanımları önceleyerek, ortak siyasi dayanışmadan uzaklaşabilmeleri, TDT’nin gelecekteki stratejik bütünleşmesi açısından yapısal bir kırılganlığa işaret etmektedir.

3-Türkiye–Azerbaycan İlişkileri

Türkiye-Azerbaycan ilişkileri, Türk dünyasının jeopolitik bütünleşmesinin temel eksenini oluşturmaktadır. Bu nedenle iki ülke arasındaki stratejik uyumun zayıflaması, yalnızca ikili ilişkileri değil, TDT’nin tamamını etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir.

Özellikle 2024 yılından itibaren Türkiye’nin, Filistin meselesi üzerinden İsrail’e yönelik politikası ile Azerbaycan’ın İsrail’le sürdürdüğü askerî, ekonomik ve güvenlik ilişkileri arasındaki farklılaşma dikkat çekmektedir.

Bu ilişkilerin derinliği, Azerbaycan’ın savunma teçhizatı tedarikine ilişkin verilerde açık biçimde görülmektedir. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsüne (SIPRI) göre 2016–2020 döneminde Azerbaycan’ın önemli silah ithalatının yüzde 69’u İsrail kaynaklıdır. Bu oran, İsrail’in Azerbaycan’ın askerî modernizasyonundaki ağırlığını ortaya koymaktadır. 2026 SIPRI verilerine göre ise, 2020–2024 döneminde Azerbaycan’ın önemli silah ithalatında Türkiye’nin payı yüzde 59’a yükselirken İsrail’in payı yüzde 21’e gerilemiştir.

2020 Karabağ Savaşı’nda kullanılan İsrail yapımı Harop kamikaze insansız hava araçları, Hermes keşif sistemleri, güdümlü mühimmatlar ve LORA balistik füzeleri, Azerbaycan’ın askerî üstünlüğüne önemli katkıda bulunmuştur.

İsrail’in silah tedarikindeki niceliksel üstünlüğü, Türkiye’den daha fazla toplam askerî ve siyasi katkı sağladığını tek başına kanıtlamamaktadır. Ancak Azerbaycan’ın kritik savunma teknolojilerinde İsrail’e duyduğu bağımlılığın boyutunu göstermesi bakımından önemlidir. Türkiye’nin SİHAlar, askerî eğitim, tatbikatlar, operasyonel iş birliği, Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerinin teşkilatlanması ve diplomatik desteği de savaşın sonucunda belirleyici rol oynamıştır.

Türkiye, ASELSAN aracılığıyla Azerbaycan’da askerî haberleşme kapasitesinin geliştirilmesine uzun yıllardır katkıda bulunmaktadır. Buna rağmen Azerbaycan’ın İsrail menşeli askerî teknolojilere yönelmeyi sürdürmesi dikkat çekicidir. Belirli muhabere sistemlerinin teminindeki tercihler, savunma teknolojilerinde dışa bağımlılığın sadece ticari bir mesele olmadığını göstermektedir. Şifreleme altyapısı, yazılım güncellemeleri, bakım ve sistem entegrasyonu gibi teknik unsurlar, tedarikçi ülkeye bağımlılık yaratarak stratejik nüfuz sağlayabilmektedir.

İsrail açısından Azerbaycan, enerji tedarikinin yanı sıra İran’a coğrafi yakınlığı nedeniyle de önemli bir ortaktır. Azerbaycan açısından ise İsrail, gelişmiş savunma teknolojilerinin kaynağı ve uluslararası ilişkilerinde alternatif bir ortak konumundadır.

Bu nedenle Azerbaycan–İsrail yakınlığı, karşılıklı ekonomik çıkarlar, teknoloji bağımlılığı ve bölgesel güvenlik hesapları üzerinden gelişen çok boyutlu bir ortaklıktır.

4-İran’daki Türk Nüfusu ve Bölgesel Güvenlik Paradoksu

Azerbaycan’ın İsrail ile stratejik yakınlığının gerekçelerinden biri olarak gösterilen İran tehdidi, bölgenin demografik yapısı dikkate alındığında, daha karmaşık bir görünüm kazanmaktadır.

İran, dünyadaki en büyük Türk nüfuslarından birine ev sahipliği yapmaktadır. İran’ın etnik yapısına ilişkin tahminler önemli farklılıklar göstermekle birlikte, Azerbaycan Türkleri, Kaşkaylar, Türkmenler ve diğer Türk toplulukları ülkenin siyasi, ekonomik ve kültürel hayatında önemli bir yere sahiptir. Türk nüfusunun toplam nüfusun yüzde 35–40’ına ulaştığı yönünde değerlendirmeler bulunmakla birlikte, güvenilir etnik nüfus sayımı verilerinin yokluğu nedeniyle, bu orana ihtiyatlı yaklaşmak gerekir.

Bu demografik gerçeklik, Türkiye, Azerbaycan ve İran arasında güçlü ekonomik ve kültürel ilişkiler geliştirilmesi için önemli bir potansiyel oluşturmaktadır. Ancak aynı unsur, İran yönetimi açısından farklı bir güvenlik algısı da doğurabilmektedir.

Tahran, bağımsız Azerbaycan’ın güçlenmesini ve Türkiye ile yakınlaşmasını, İran’ın kuzeybatısındaki Türk nüfusu üzerinde siyasi ve kültürel bir çekim merkezi oluşması ihtimali nedeniyle hassasiyetle izlemektedir. Özellikle “Güney Azerbaycan” söyleminin ayrılıkçı eğilimleri güçlendirebileceği endişesi, İran’ın bölgesel güvenlik yaklaşımında yer tutmaktadır.

Bununla birlikte İran Türklerinin tamamını ayrılıkçı eğilimlerle ilişkilendirmek doğru değildir. İran’daki Türk nüfusu, tarihsel olarak devlet yönetiminde ve toplumun farklı kurumlarında önemli roller üstlenmiştir.

Bu çerçevede İran ile Azerbaycan arasındaki gerilimin temelinde etnik karşıtlıktan çok, devletlerin egemenlik, sınır güvenliği ve bölgesel nüfuz kaygıları bulunmaktadır. İran, kuzey sınırında İsrail ile yakın iş birliği yapan bir Azerbaycan’ı güvenlik riski olarak algılarken, Azerbaycan da İran’ın askerî faaliyetlerini ve Ermenistan’la ilişkilerini kendi güvenliği açısından değerlendirmektedir.

Böylece karşılıklı tehdit algıları birbirini besleyen bir sürece dönüşebilmektedir. Azerbaycan’ın İsrail ile yakınlaşması İran’ın güvenlik kaygılarını artırırken, İran’ın sertleşen tutumu da Bakü’nün İsrail ile ilişkilerini güçlendirmesine gerekçe oluşturabilmektedir.

Bu durum, Türk dünyasının bütünleşmesi bakımından önemli bir paradoks yaratmaktadır: İran’daki büyük Türk nüfusu bölgesel iş birliği için doğal bir avantaj oluşturabilecekken, devletler arasındaki güvenlik rekabeti bu potansiyelin kullanılmasını sınırlamaktadır.

5-ABD’nin Orta Koridor Stratejisi: Zengezur ve Bagram

ABD’nin Avrasya’ya yönelik politikaları değerlendirilirken Zengezur Koridoru ile Afganistan’daki Bagram Hava Üssü’nün stratejik konumu birlikte ele alınmalıdır.

Haziran 2026’da imzalanan ABD–Ermenistan TRIPP çerçeve anlaşması, Zengezur güzergâhının geliştirilmesi amacıyla kurulması öngörülen şirkette, ABD tarafına yüzde 74, Ermenistan’a yüzde 26 pay verilmesini içermektedir. İlk dönem için 49 yıllık geliştirme ve kullanım hakları öngörülmüş, karşılıklı mutabakatla 50 yıllık uzatma imkânı tanınmıştır. TRIPP anlaşması, 28 Ekim 2026 tarihinde Ermenistan Parlamentosu’nda resmen onaylanmıştır. Bu şekilde, ABD’nin Güney Kafkasya’da uzun vadeli ekonomik ve stratejik nüfuz oluşturma hedefine giden yolda önemli bir adım daha atılmıştır.

ABD’nin bu güzergâhta konumlanması yalnızca ticari bir bağlantı projesi olarak değerlendirilemez. Çin ve Orta Asya’dan Avrupa’ya uzanan alternatif ticaret yollarının kritik geçiş noktalarında ekonomik ve kurumsal etkinlik kazanılması, küresel güç rekabetinin önemli unsurlarından biridir.

Benzer biçimde, ABD Başkanı Donald Trump’ın Eylül 2025’te Afganistan’daki Bagram Üssü’nü yeniden kontrol etme isteğini açıklaması, Washington’ın Çin ve Orta Asya çevresindeki askerî-stratejik ilgisinin devam ettiğini göstermektedir. Bununla birlikte Bagram talebi henüz, fiilî bir Amerikan askerî konuşlanmasına dönüşmemiştir.

Bu iki gelişme birlikte değerlendirildiğinde, ABD’nin Orta Asya ve Kafkasya’yı yalnızca ticaret alanı değil, küresel güç rekabetinin kritik coğrafyalarından biri olarak gördüğü anlaşılmaktadır.

Ancak ABD’nin “Orta Koridor” üzerinde nüfuz kazanması ile Türkiye–Azerbaycan ilişkilerinin bilinçli biçimde zayıflatılmasını aynı stratejinin kanıtlanmış unsurları olarak değerlendirmek mümkün değildir. Washington, bölgedeki etkisini ancak Türkiye ve Azerbaycan ile iş birliği yaparak artırabilir.

6-Oded Yinon Yaklaşımı ve Türk Dünyasının Stratejik Bütünleşmesi

Oded Yinon’un 1982 yılında yayımladığı “A Strategy for Israel in the Nineteen Eighties” başlıklı çalışması, Orta Doğu’daki devletlerin siyasi, etnik ve mezhepsel kırılganlıklarının İsrail açısından yaratabileceği stratejik avantajları ele almaktadır.

Bugün de uygulandığı düşünülen yaklaşımın temelinde, güçlü, eşgüdümlü ve mütecanis bir blok halinde organize olmuş bölgesel aktörler yerine, birbirleriyle rekabet eden veya siyasi bakımdan parçalı yapıların bulunmasının, İsrail’in güvenlik ve hareket alanını genişletebileceği düşüncesi yer almaktadır. O halde bölge bu hale getirilmelidir. İbrahim Antlaşmaları, NATO’nun “Akdeniz Diyaloğu”, hatta “Arap Baharı” gibi oluşumların ve bazı bölge ülkelerinin İsrail için bir tehdit teşkil etmeyecek hale getirilmesinin bu amaca hizmet ettiği düşünülebilir.

Türk dünyasının, Türkiye liderliğinde politik bütünleşmesini sınırlama çabaları ile ilgili gelişmeler ile bu yaklaşım arasında bir irtibat akla gelebilir. Bununla birlikte Yinon’un metnini, uygulanmakta olan bir İsrail planının doğrudan kanıtı olarak değerlendirmek doğru olmayabilir.

7-Sonuç

Türk Devletleri Teşkilatı’nın güçlenmesi, Avrasya’daki mevcut jeopolitik dengeleri değiştirebilecek önemli bir potansiyele sahiptir. Ancak bu potansiyelin fiilî güce dönüşmesi, ortak kültürel kimliğin ötesinde siyasi dayanışma, savunma koordinasyonu, teknolojik bağımsızlık ve kritik ulaştırma hatlarında ortak stratejik karar alma yeteneğinin de geliştirilmesini gerektirmektedir.

KKTC konusunda yaşanan ayrışma, Azerbaycan’ın İsrail savunma teknolojilerine önemli ölçüde bağımlı olması, İran’daki Türk nüfusu etrafında gelişen güvenlik hassasiyetleri ve ABD’nin Zengezur üzerinden oluşturmak istediği uzun vadeli nüfuz, birbirinden bağımsız politikalar olmalarına rağmen, Türk dünyasının bütünleşmesini olumsuz etkileyen yapısal meseleler olup, üzerinde durulması gereken ciddi bir jeopolitik gelişmedir.

Bu gelişmelerin tümünün tek bir merkez tarafından planlandığını ileri sürmek, mevcut bulgularla pek mümkün olmayabilir. Daha ziyade Orta Doğu ve Kafkasya coğrafyasından kaynaklanan farklı siyasi-askeri ve ekonomik politikaların, bitmeyen çatışmasının yeni bir tezahürü olarak kabul etmek daha akılcı olabilir.

Sonuç olarak Türk dünyasının karşı karşıya bulunduğu temel mesele, yalnızca dış güçlerin bölge üzerindeki nüfuz arayışları değil, bu nüfuz arayışları karşısında ortak ve bağımsız bir stratejik irade geliştirip geliştiremeyeceğidir. Ekonomik ve kültürel açıdan bütünleşmiş, ancak siyasi, askerî ve teknolojik kararlarında farklı güç merkezlerine bağımlı kalan bir Türk dünyası, sahip olduğu jeopolitik potansiyeli gerçek bir uluslararası güce dönüştürmekte zorlanacaktır.

Kaynakça

1-Avrupa Birliği Konseyi. (2025). Joint Communiqué – 20th EU–Central Asia Ministerial Meeting, 27 Mart.

2-Avrupa Birliği Konseyi. (2025). Joint Declaration Following the First EU–Central Asia Summit, 4 Nisan.

3-SIPRI. (2021). Arms Transfers to Conflict Zones: The Case of Nagorno-Karabakh.

4-SIPRI. (2021). International Arms Transfers Level Off After Years of Sharp Growth.

5-Center for Strategic and International Studies (CSIS). (2020). The Air and Missile War in Nagorno-Karabakh: Lessons for the Future of Strike and Defense.

6-Minority Rights Group International. Iran – Minorities and Indigenous Peoples.

7-Minority Rights Group International. Azerbaijani Turks (Azeris) in Iran.

8-Ermenistan Dışişleri Bakanlığı. (2026). Framework Agreement on Strategic Cooperation Concerning the Trump Route for International Peace and Prosperity.

9-Yinon, O. (1982). A Strategy for Israel in the Nineteen Eighties. Kivunim, Sayı 14.

***

Ergin Saygun’un makalelerine topluca ulaşmak için tıklayın

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiDiplomasiJeopolitikKafkasya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale COP31 Antalya nedir?
Sonraki Makale Polonya’da katil kim?

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

ManşetSerbest Kürsü

Eşitsizlik, popülizm ve demokrasinin geleceği

Yıldırım Aktuğan
8 Kasım 2026
ManşetSerbest Kürsü

Polonya’da katil kim?

Andrew Korybko
8 Kasım 2026
EditörSerbest Kürsü

Meslek seçmek kendini keşfetmek

Olga Ocaklı
8 Kasım 2026
EditörSerbest Kürsü

Kırım Hanı Giray sadrazamı uyardı ama…

Metin Gülbay
8 Kasım 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?