Cuma, 23 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
EditörGünlük

Trump’ın ’emlakçı’ taktikleri

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 22 Ocak 2026 19:14
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

BBC muhabiri Lyse Doucet, ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’da geçirdiği bir yılda dünyayı nasıl dönüştürdüğünü yazdı:

ABD Başkanı Donald Trump geçen yıl 20 Ocak’ta, ikinci döneminin başında, soğuk bir Washington kışında yaptığı yemin töreni konuşmasını gök gürültüsünü andıran alkışlar eşliğinde bitirirken, “Hiçbir şey yolumuzda duramayacak” diye ilan etmişti.

Peki dünya bunu yeterince ciddiye almadı mı?

Konuşmasının içine ustalıkla yerleştirilmiş bir söz de vardı: 19. yüzyıla ait “Açık Kader Doktrini”, yani ABD’nin tanrısal bir kader gereği, Amerikan ideallerini yaymak adına kıta boyunca topraklarını genişletmesinin meşru olduğu düşüncesi.

O anda hedefinde Panama Kanalı vardı, “Geri alıyoruz” dedi.

Şimdi aynı mutlak kararlılıkla dile getirilen bu iddia Grönland’a yöneldi.

Trump, “Oraya sahip olmamız gerekiyor” diyor. Bu sözler, ciddi risklerle dolu bir dönemde kaba bir uyanış anlamına geliyor.

ABD tarihi, sonuçları ağır ve tartışmalı işgaller, işgal yönetimleri ve rejimleri devirmeye yönelik gizli operasyonlarla dolu. Ancak geçen yüzyılda hiçbir Amerikan başkanı, uzun süredir müttefik olan bir ülkenin topraklarını halkının iradesine karşı ele geçirmekle tehdit etmemişti.

Hiçbir ABD lideri, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dünya düzenini ayakta tutan siyasi normları ve uzun süreli ittifakları bu denli acımasızca çiğnememişti.

Eski kuralların cezasızca yıkıldığına dair çok az şüphe var.

Trump artık, ABD’nin belki de en “dönüştürücü” başkanı olarak tanımlanıyor; ülke içinde ve dışında destekçileri tarafından alkışlanıyor, dünyanın dört bir yanındaki başkentlerde endişe yaratıyor; Moskova ve Pekin’de ise temkinli bir sessizlik hâkim.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Davos Ekonomik Forumu’nda sahneden, Trump’ın adını doğrudan anmadan şu sert uyarıyı yaptı:

“Bu, uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı, kuralsız bir dünyaya doğru bir kayış; tek geçerli kuralın gücün kendisi olduğu ve emperyal hırsların yeniden ortaya çıktığı bir düzen.”

Olası ve acı verici bir ticaret savaşı ihtimali giderek büyürken, bazı çevrelerde ABD Başkomutanı Grönland’ı zorla almaya kalkarsa 76 yıllık NATO askeri ittifakının bile risk altında olabileceği endişesi var.

Trump’ın savunucuları, savaş sonrası çok taraflı düzene karşı “Önce Amerika” gündemine desteklerini artırıyor.

BBC Newshour’da Grönland’ın ele geçirilmesinin BM Şartı’nı ihlal edip etmeyeceği sorulduğunda, Cumhuriyetçi Kongre üyesi Randy Fine şöyle dedi:

“Birleşmiş Milletler’in dünyada barışı destekleyen bir yapı olma konusunda tamamen başarısız olduğunu düşünüyorum. Açıkçası, onların ne düşündüğünün tam tersini yapmak muhtemelen doğru olandır.”

Fine, geçen hafta Kongre’ye “Grönland’ın İlhakı ve Eyalet Olması Yasası” adlı bir tasarı sundu.

Trump’ın önünde hiçbir engel yokmuş gibi görünürken, Amerika’nın endişeli müttefikleri nasıl karşılık verecek?

Geçen yıl, ABD’nin öngörülemez başkanı ve başkomutanıyla nasıl başa çıkılacağına dair diplomatik manevralarla doluydu ve pek çok ifade bu döneme damga vurdu.

“Onu ciddiye almalıyız ama kelimesi kelimesine değil” diyenler, her şeyin diyalog yoluyla çözülebileceğini savunuyor.

Bu yaklaşım, Avrupa ile birlikte Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına karşı ortak bir tutum geliştirmede işe yaradı ama sadece belli bir noktaya kadar.

Trump sık sık bir haftadan diğerine savruluyor: Bir hafta Rusya’ya yakın pozisyonlar alıyor, sonra Ukrayna’ya yöneliyor, ardından yeniden Rusya’nın yörüngesine giriyor.

“Sonuçta o bir emlak kralı” diyenler, Trump’ın maksimalist tutumlarında New York’taki gayrimenkul günlerinden kalma pazarlık taktiklerini görüyor.

İran’a yönelik tekrarlanan askeri tehditlerinde de bunun yankısı var, her ne kadar askeri seçeneklerin hâlâ masasında olduğu açık olsa da.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Trump’ın taktikleri sorgulandığında, “Geleneksel bir siyasetçi gibi konuşmuyor. Ne söylüyorsa onu yapıyor” diyerek Başkan’ı övüyor.

Rubio, Trump’ın Grönland’a yönelik tehditlerini yumuşatmaya çalışan başlıca isimlerden biri oldu; bu devasa stratejik buz kütlesini işgal etmek değil, satın almak istediğini söyledi.

Trump’ın, Çin ve Rusya’dan gelen tehditlere karşı dünyanın en büyük adasını satın alma seçeneklerini ilk döneminden beri araştırdığını hatırlattı.

Ancak Trump’ın zorbalık taktiklerini, kolektif eyleme duyduğu küçümsemeyi ve “güçlü olan haklıdır” inancını inkâr etmek mümkün değil.

Economist dergisinin genel yayın yönetmeni Zanny Minton Beddoes, “O, işlemler ve kaba güç üzerinden hareket eden bir adam; mafyavari bir güç anlayışı var. İttifakların faydasını görmüyor, Amerika’yı bir fikir, bir değerler bütünü olarak görmüyor; buna zerre kadar önem vermiyor” diyor.

Üstelik bunu gizlemiyor da.

Trump bu ay New York Times’a verdiği kapsamlı röportajda, “NATO, Rusya ya da Çin tarafından hiç korkulan bir yapı değil. Zerre kadar değil. Ama biz son derece korkuluyoruz” dedi.

Eğer mesele güvenlikse, ABD’nin Grönland’da zaten askerleri var ve 1951 tarihli bir anlaşma kapsamında daha fazla asker gönderebilir, daha fazla üs açabilir.

Trump bunu net biçimde, “Sahip olmam gerekiyor” diye açıklıyor.

Ve sık sık “Kazanmayı severim” diye ekliyor. Bunun ne anlama geldiğine dair giderek artan kanıtlar var.

Geçen yıl içindeki politika zikzakları şaşırtıcıydı.

Mayıs ayında Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da, ikinci döneminin ilk yurt dışı gezisinde yaptığı büyük konuşmanın coşkuyla karşılandığını izledik.

Trump, Amerikan “müdahalecileri” hedef aldı; onları “inşa ettiklerinden çok daha fazla ülkeyi yıkmakla… kendilerinin bile anlamadığı karmaşık toplumlarda” suçladı.

Haziran’da İsrail İran’a saldırdığında, Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu Tahran’a yönelik askeri tehditlerle diplomasisini riske atmaması konusunda uyardığı bildirildi.

Ancak hafta sonunda, İsrail’in üst düzey nükleer bilim insanlarını ve güvenlik yetkililerini öldürmedeki başarısını gördüğünde Trump şöyle dedi:

“Bence mükemmel oldu.”

Financial Times yazarı Edward Luce’un aylar önce ortaya attığı “akla uydurma” kavramı, dünyanın Trump’ı nazikçe meşrulaştırma çabalarını tanımlıyor.

Luce son yazısında, “Trump’ın savunucuları onun politikalarını tutarlı bir şeye dönüştürmek için gece gündüz çalışıyor” diye yazdı.

Bu durum geçen Ekim ayında doruğa çıktı; dünya liderleri, Trump’ın “3.000 yıl sonra Orta Doğu’da nihayet barış” ilanını kutlamak için Mısır’daki Şarm El-Şeyh tatil beldesine çağrıldı.

Barış planının ilk önemli aşaması, Gazze’de ihtiyaç duyulan bir ateşkesi ve İsrailli rehinelerin acil serbest bırakılmasını sağlamıştı.

Netanyahu’yu ve Hamas’ı buna zorlayan Trump’ın sert diplomasisiydi. Bu, yalnızca Trump’ın başarabileceği büyük bir atılımdı.

Ama ne yazık ki bu, barışın şafağı olmadı. Kimse orada yüksek sesle söylemedi.

Geçen yıl Trump’ın yaklaşımı “Açık Kader Doktrini” olarak çerçevelenmişti. Bu yıl ise, Venezuela işgalinden sonra güncellenen erken 19. yüzyıl Monroe Doktrini artık “Donroe Doktrini” oldu.

Trump artık bunu tamamen sahiplendi; Amerika’nın kendi arka bahçesinde ve ötesinde çıkarlarını korumak için istediği gibi hareket edebileceğine inanıyor.

Bazen izolasyonist, bazen müdahaleci olarak anılıyor. Ama onu yeniden iktidara taşıyan slogan hep aynı: Amerika’yı Yeniden Büyük Yap.

Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store’ye yazdığı mektup ise, bu yıl Nobel Barış Ödülü’nü kazanamamış olmasına dair takıntılı öfkesini ortaya koydu.

Trump mektubunda, “Artık yalnızca barışı düşünme zorunluluğu hissetmiyorum; her ne kadar barış her zaman baskın olacak olsa da, artık Amerika Birleşik Devletleri için neyin iyi ve doğru olduğunu düşünebilirim” dedi.

Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide diplomatik bir dille, “Bugün Nordik bir mizaca sahip olmak için iyi bir gün” dedi.

Norveç, Grönland’ın, Danimarka’nın ve Arktik’teki kolektif güvenliğin savunulmasında sakin ama buz gibi bir kararlılık sergiliyor.

Avrupa’nın tepkileri ise hâlâ bu kaygan siyasi buz üzerinde yayılıyor.

Macron, AB’nin “ticaret bazukası”nı devreye sokma; misilleme tarifeleri ve AB pazarına erişimi kısıtlama sözü verdi.

Trump’ın Avrupa’daki en yakın müttefiklerinden biri olan İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ise belirsiz bir şekilde “anlama ve iletişim sorunu”ndan söz etti.

İngiltere Başbakanı Sir Keir Starmer, Grönland’ın toprak bütünlüğünü güçlü ve açık biçimde savunuyor ancak misilleme tarifelerinden kaçınarak son bir yılda kurduğu güçlü kişisel bağı korumak istiyor.

Trump, kendisini yanında tutmaya çalışan liderlerden aldığı özel mesajları paylaşırken, eldivenler artık çıktı.

Fransa Cumhurbaşkanı, “ABD’ye dönmeden önce Perşembe günü Paris’te birlikte bir akşam yemeği yiyelim” diye yazdı; diğer dış politika başarıları için övgüler arasında, “Grönland konusunda ne yaptığını anlamıyorum” diye de ekledi.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ise, geçen yıl İran-İsrail arasındaki 12 günlük savaşta Trump’ın sert tutumunu övdüğü ve ona bir kez “baba” dediği mesajında, “Seni görmek için sabırsızlanıyorum” diye yazdı.

Rutte ve diğerleri, Trump’ın açık tehditlerinin NATO üyelerini savunma harcamalarını ciddi biçimde artırmaya zorladığını kabul ediyor.

Trump’ın ilk döneminden bu yana yaptığı uyarılar, önceki ABD başkanlarının da talep ettiği ve Rus tehditleri gölgesinde NATO üyelerinin başlattığı bir eğilimi hızlandırdı.

Atlantik’in diğer yakasında ise, uzun süredir Amerika’nın gölgesinde yaşayan bir ülke, kendi zorluklarına rağmen farklı bir yol çizmeye çalışıyor.

Kanada Başbakanı Mark Carney, geçen hafta Çin ziyaretinde, “Dünyayı olduğu gibi kabul etmek zorundayız, olmasını istediğimiz gibi değil” dedi.

Bu, 2017’den bu yana bir Kanada liderinin Pekin’e yaptığı ilk ziyaretti ve hızla değişen dünyaya dair net bir sinyal verdi.

Trump’ın kuzeydeki komşusunu ilhak etme tehdidi bu hafta yeniden gündeme geldi; sosyal medyada, Kanada ve Grönland dâhil tüm Batı Yarımküre’nin yıldızlı ve çizgili bayrakla kaplandığı bir görsel paylaştı.

Kanadalılar, sıradaki hedefin kendileri olabileceğinin farkında.

Eski bir merkez bankacısı olan Carney, geçen yıl Trump’la başa çıkmaya en hazır isim olduğu inancıyla Kanada’nın en yüksek makamına geldi.

Başından itibaren “dolara dolar” karşılık verdi, misilleme tarifeleri uyguladı ta ki sınırın güneyine ticaretinin yüzde 70’inden fazlasını gönderen çok daha küçük Kanada ekonomisi için bu fazla acı verici hâle gelene kadar.

Carney Salı günü Davos’ta sahneye çıktığında da bu sarsıcı döneme odaklandı.

“Özellikle Amerikan hegemonyası; kamusal faydalar, açık deniz yolları, istikrarlı bir finans sistemi, kolektif güvenlik ve anlaşmazlıkların çözümüne yönelik çerçeveler sağladı” dedi ve açıkça ekledi:
“Bir geçiş değil, bir kopuşun içindeyiz.”

New York Times bu ay kendisine neyin onu durdurabileceğini sorduğunda Trump şu yanıtı verdi:
“Kendi ahlakım. Kendi zihnim. Beni durdurabilecek tek şey bu.”

İşte bu yüzden, bir müttefikler armadası fikrini değiştirmesi için şimdi onu ikna etmeye, pohpohlamaya, zorlamaya çalışıyor .

Bu kez başarılı olup olmayacakları kesin değil.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiJeopolitik
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Bugünkü köşe yazıları
Sonraki Makale Gazeteci Mustafa Küçük hayatını kaybetti

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Grönland, Türkiye ve NATO

Medya Günlüğü
22 Ocak 2026

Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Mehmet Şüküroğlu
22 Ocak 2026
EditörGünlük

Gazeteci Mustafa Küçük hayatını kaybetti

Medya Günlüğü
22 Ocak 2026
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
22 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?