Cumartesi, 14 Şub 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe Yazıları

Sürekli güvenlik hâli

Metin Duyar
Son güncelleme: 11 Şubat 2026 07:35
Metin Duyar
Paylaş
Paylaş

Modern siyaset uzun süredir çözüm üretme iddiasıyla değil, riskleri yönetme vaadiyle ilerliyor; bu dönüşümün merkezinde ise “güvenlik” kavramı yer alıyor ağırlıklı olarak.

Güvenlik artık belirli bir tehdide karşı geliştirilen geçici bir refleks olmaktan da çıkmış durumda; aksine, siyasetin kendisini meşrulaştırdığı kalıcı bir zemin haline gelmiş durumda. Devletler neyi inşa edeceklerini anlatmaktan çok, neyin yıkılmasını engellediklerini vurguluyor; bu da siyasal tahayyülün geleceğe değil, sürekli ertelenen bir felaket senaryosuna bağlanmasına yol açıyor.

Bu noktada güvenlik ile siyaset arasındaki ilişkinin doğası değişmiş görünüyor. Güvenlik, artık siyasetin araçlarından biri değil; siyasetin kendisi. Krizler çözülmesi gereken istisnai durumlar olarak değil, yönetilmesi gereken süreklilikler olarak ele alınıyor. Terör, göç, savaş, ekonomik dalgalanma ya da toplumsal huzursuzluk gibi başlıklar, geçici alarm durumları olmaktan çıkıp kalıcı yönetim gerekçelerine dönüşüyor. Böyle bir çerçevede siyasal iktidar, başarısını krizleri ortadan kaldırarak değil, onları “kontrol altında tuttuğunu” iddia ederek ölçüyor.

Bu dönüşümün en çarpıcı sonucu, olağanüstü hâlin normalleşmesi. Olağanüstü hâl artık belirli bir anın hukuki istisnası değil; gündelik yönetim pratiğinin görünmez zemini. Hukuk askıya alınmıyor, fakat sürekli esnetiliyor. Demokrasi ortadan kaldırılmıyor, ancak daraltılarak yeniden tanımlanıyor. Haklar iptal edilmiyor, ama güvenlik gerekçesiyle ertelenebilir hale geliyor. Bu durum, istisnanın kural haline geldiği bir siyasal iklim yaratıyor; olağan olanın sınırları belirsizleşiyor, normal olan giderek tanımsızlaşıyor.

Bu süreçte dikkat çekici olan, bu dönüşümün büyük kopuşlarla değil, küçük ve neredeyse fark edilmeyen adımlarla gerçekleşmesi. Toplumlara ani rejim değişiklikleri dayatılmıyor; bunun yerine, geçici olduğu söylenen uygulamalar kalıcılaşıyor. İlk başta “olağanüstü koşullar” için getirilen tedbirler, zamanla olağan koşulların parçası haline geliyor. Böylece siyasal alan daralırken, bu daralmanın kendisi bir kriz olarak algılanmıyor; aksine, istikrarın bedeli olarak kabulleniliyor.

Bu noktada toplumsal rıza meselesi belirleyici hale geliyor. Günümüz siyasetinde rıza artık büyük idealler ya da kolektif umutlar üzerinden üretilmiyor. İnsanlar ikna edilmiyor; yoruluyor. Sürekli kriz söylemi, bireyleri itiraz etmekten çok korunmaya yöneltiyor. Güvenlik vaadi, özgürlükten feragat edilmesini meşrulaştıran bir takas ilişkisi yaratıyor. Bu rıza coşkulu değil; sessiz. Destekten çok kabullenişe dayanıyor.

Sessiz kabul, çağımızın en güçlü siyasal olgularından biri haline gelmiş durumda. Toplumlar baskı altında oldukları için değil, belirsizlikle yaşamak istemedikleri için susuyor. Sürekli tehdit algısı, bireyleri siyasal özne olmaktan çok riskten kaçınan aktörlere dönüştürüyor. Böylece siyaset, katılım alanı olmaktan çıkıp güvenli mesafe alınan bir alana dönüşüyor. İtiraz maliyetli, suskunluk ise konforlu hale geliyor.

Bu tablo, devletin rolünü de yeniden tanımlıyor. Devlet artık çözüm üreten bir yapı olarak değil, hasarı sınırlayan bir yönetici olarak konumlanıyor. Krizi ortadan kaldırma iddiası yerini, krizin etkilerini yönetme vaadine bırakıyor. Bu yaklaşım kısa vadede istikrar hissi yaratabiliyor; fakat uzun vadede siyasal meşruiyeti aşındırıyor. Çünkü sürekli olağanüstülük hâli, toplumu korumak yerine onu sürekli teyakkuzda tutuyor.

Belki de en kritik mesele tam burada düğümleniyor: Güvenlik dili, sorunları çözmediği halde onları konuşulamaz hale getiriyor. Olağanüstü hâlin kalıcılığı, siyaseti daraltırken toplumu da edilgenleştiriyor. Devletler ayakta kalıyor; fakat siyasal anlam üretme kapasiteleri zayıflıyor. Bu durum ani bir çöküşe işaret etmiyor; fakat uzun süreli bir yorgunluğa işaret ediyor.

Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, klasik anlamda bir otoriterleşme anlatısından daha karmaşık. Ne açık bir diktatörlük ne de işleyen bir demokrasi var. Bunun yerine, güvenlik gerekçeleriyle sınırlandırılmış, olağanüstülüğü içselleştirmiş bir yönetim biçimi ortaya çıkıyor. Bu biçim, kendisini krizle besliyor ve krizi yöneterek meşrulaştırıyor.

Sonuç olarak mesele, devletlerin güvenliği öncelemesi değil; güvenliği siyasetle ikame etmesi. Sürekli olağanüstü hâl, istikrar üretmiyor; yalnızca istikrarsızlığın yönetilebilir olduğu yanılgısını sürdürüyor. Bu yanılgı bozulmadığı sürece, siyaset çözüm üretmek yerine risk hesaplamaya, toplum ise itiraz etmek yerine uyum sağlamaya devam edecek. Bugünün en belirgin eşik hali de tam olarak burada duruyor: Hiçbir şey hemen çökmüyor, fakat hiçbir şey de gerçekten iyileşmiyor.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanMetin Duyar
Takip et:
Orta Doğu siyaseti, insan hakları ve ekonomi-politik alanlarında çalışan akademik bir yazar olarak, toplumsal eşitsizliklerin yapısal nedenlerini irdeleyen metinler kaleme almaktadır. Yazılarında yalnızca güncel gelişmeleri değil, bu gelişmelerin tarihsel ve kuramsal arka planını da analiz eder. Devlet, yurttaşlık ve adalet kavramlarını ele alırken; baskı rejimlerinin ideolojik işleyişini ve insan haklarının nasıl ihlal edildiğini sorgulayan eleştirel bir bakış açısı sunar. Medya Günlüğü’ndeki yazılarında, okuyucuyu gündemin ötesine taşıyan bir düşünsel derinlik ve tutarlı bir perspektif hedeflenmektedir.
Önceki Makale İstanbul’un fethinde donanma
Sonraki Makale D. Akdeniz’de Chevron hamlesi ve Türkiye’yi bekleyen riskler

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Köşe YazılarıManşet

Emilie ve Helen’e kucak açan İran

Dr. Nevin Sütlaş
14 Şubat 2026
EditörKöşe Yazıları

ABD’nin Kafkasya’da yeni oyun planı

Aydın Sezer
14 Şubat 2026
Köşe Yazıları

Japonya-Türkiye karşılaştırması

İnan Özbek
13 Şubat 2026
Köşe Yazıları

Güç dengesi nüfusla mı yazılıyor?

Metin Duyar
13 Şubat 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?