5.9 C
İstanbul
28 Ocak 23, Cumartesi
spot_img

Şiir defterimden…

Aşıp dağlarını gürültünün ve uçurumlarını kalabalığın geldi.

Yalnızlık.

Yalnız olmak en önemli lüksüdür insanın çünkü insan toplumsal bir yaratık olmayı

önemsemektedir.

Yalnızlık paylaşılmaz

Paylaşılırsa

Yalnızlık olmaz

… der Özdemir Asaf.

Yalnızlığı gelince insanın, onu içeri almalı, hoş geldin sefalar getirdin diye kucaklamalı, hasret dolu duygularla baş köşeye buyur etmeli altına minderler sermeli güneşle demlemeli çayını, kahvesini sindire sindire az ateşte sade pişirmeli köpüklü ikram etmeli de, sonra ille de ceviz macunu vermeli üstünden ve yüreğin derin kuyusundan çekilen suyla devam etmeli.

Yalnızlığına sormalı insan kendini yalnızlığında sormalı.

Oturup yalnızlığı ile baş başa sorgulamalı kendini dünü ve günü. Denizin renksiz olmadığını ille de mavi olduğunu o zaman anlayabilir belki ve kendisinin aslında memur değil insan olduğunu belki anlayabilir iki kere ikinin her zaman dört etmediğini anlayabilmenin yolu da yalnızlığından geçer insanın.

Bağlanmaktır en kalın halatlarla zincirlerle betonla çelikle tutsak edilmektir insanın toplumsallaşması.

Ustalar

İşte size

Torbalar dolusu

Çimento kum

Bağımsızlığımızı sağlam oturtun

… diye bir şiiri var Yaşar Altay’ın.1968 ya da 69 yılında yayınlanmış.

O yıllar MÜCAHİTLİK yıllarıydı insanların yalnızlıklarını kuşanıp kalıplarına karşı toplumsal hayvan sayılmanın başkaldırdıkları yıllardı. Sonra İstanbul, Sirkeci Yurdu, Gülhane Parkı ve Dev-Genç yıllarıydı ve DEV–GENÇ, DEV-GENÇ’ti hani.

Avuçlarında taşıyordu insanlar hayatlarını ve duvara yazdıkları duvar yazısı değil alın yazılarıydı gecenin karanlığında ışıl ışıldı sesleri sözleri öfkeleri ve yalnızlıkları o kadar yalnızdılar ki milyonlarla sayılamazlardı.

Sonra devlet yaktı idare lâmbalarını da sıcacık bir gül açtı her bir yalnızın yüreğinde kırmızı.
“trafik ışıkları yeşilden kırmızıya geçti” ve kaldı yalnızlığı insanın geçmişte modern sürülüğe talim eder olduk yeniden de sürü başını seçenleri onaylamak diye bir kumpasın içinde kestik kara saçlarımızı.

Söyle

ben saçlarımı kesersem ne olur

bir başkaldırı

ancak saçlarından tutulur

… demişti şair, kestiler saçlarını yalnızlığın. Kimsesiz kaldık

Önceki İçerikNükleer ‘geyik avı’
Sonraki İçerikRobotlar şef olursa…
Cumhur Deliceırmak
1951 Lefkoşa doğumlu Çeşitli Kıbrıs gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Radyo ve TV programları var. Resim, heykel sanatçısı, şair. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde okudu.1968-71 yılları arasında Kıbrıs Türk direniş hareketinde mücahitlik yaptı. Evli, iki çocuk babası.

İlginizi Çekebilir

4,757BeğenenlerBeğen
666TakipçilerTakip Et
11,142TakipçilerTakip Et

Popüler İçerikler