27.2 C
İstanbul
13 Haziran 24, Perşembe
spot_img

Sibirya adı nereden geliyor?

Belki tartışmalı, belki de çok açık bir konu Sibirya sözcüğü. Hangi dile ait veya daha geniş sorayım, hangi kültüre ait?

Bu konuda 1997 yılına ait bir kitap var kütüphanemde, Simurg Kitapçılık yayımlamış. Daha fazla bilgiyi dipnotta belirttim. Sibirya adı ile ilgili Mesut Şen kısa bir yazı yazmış. Kitaptaki yazılar aslında 1996 yılında yapılan Sibirya başlıklı uluslararası bir toplantıya sunulan bildirilerin yazılı hali. Mesut Şen’in bildirisi-yazısı da kitabın ilk yazısı. Mesut Bey o yılda doktor titri taşıyor ama -sanırım- artık profesör, dil bilimci olsa gerek.

O kadar güzel bir anlatımı var ki yazarın, hiç karışmadan olduğu gibi yayınlasam ne olur diye düşündüm epey uzun süre, sonra vazgeçtim bu düşüncemden. “Senin cümlelerin yok mu onunkilerin üzerine oturacaksın” dedim kendi kendime. Ama bunun tersi de doğruydu, “anladık yazmayı biliyorsun, bırak bu kez de o anlatsın derdini kendi cümleleriyle, ölür müsün” dedi iç sesim. Sonunda kendimi geri çektim. Ama biraz kısalttım yazıyı, Sibirler ve Sibirya adı dışındaki tartışmaları içeren cümleleri yer vermedim.

“Sibirya coğrafi isminin menşei üzerine de birbirinden farklı birkaç görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerden birine göre Sibirya Moğolca’da ‘bataklık yerde sık çalılık, balta girmemiş sık orman’ manasındaki sibir kelimesinden gelmiştir. Diğer bir görüşe göre kelime, Sabir Türklerinin* hatırasını taşımaktadır. Radloff ise Aus Siberian (Sibirya’dan) adlı ünlü eserinde, Sibir Hanlığı’nın başşehri İsker (İski-yar ‘eski sahil) şehrine tatarların Sibir ismini verdiğini ve bu ismin daha sonra Ruslar tarafından bütün Kuzey Asya düzlüğüne takıldığını, ancak kelimenin menşeinin tamamen meçhul olduğunu ifade etmektedir.

Sibir adı ilk defa Cengiz Han sülalesinin mahrem rivayetlerini ve tarihini anlatmak maksadıyla yazılmış olan Yüan-çao pi-şi (Moğolların Gizli Tarihi) adlı eserde geçmektedir. 1228-1264 yılları arasında destansı tarzda kaleme alınan eser, Moğollar hakkında yazılmış önemli birkaç kaynaktan biridir. Eserde Çin karakterleri ile yazılmış olan sibir kelimesi1, Cengiz Han’ın en büyük oğlu Cuçi zamanında, orman kabilelerinin ve Yenisey Kırgızlarının itaat altına alındığı 1207 yılının (tavşan yılı) olaylarını anlatan pasajda yer almaktadır. Gerek bu eserde ve gerekse Cāmiü’t-tevarih’te 12.yüzyıl Moğolları, yaşayış tarzlarına ve iktisadî durumlarına göre  iki kısma ayrılmaktadır. O devirde orman kabileleri (hoi-yin irgen) ve bozkır kabileleri  (ke’erün irgen) olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır. O devirde orman kabileleri Baykal Gölü civarında, Yenisey Irmağı’nın yukarı mecrasında ve İrtiş boylarında yaşamakta ve avcılıkla geçinmekte idiler. Pasajda, orman kabileleri ve onların komşularıyla ilgili olarak Sibir adı yanında Kesdiyin (Eski Türkçede Keşdem), Bayid, Tuķas, Tenlek (<Telenk), Töğeles (Eski Türkçe’de Töles) ve Tas adları da sıralanmıştır…

… ‘Sibirya’ kelimesi coğrafi isim olarak 14.yüzyılda umumiyetle İbir Sibir ya da Sibir İbir şekliyle karşımıza çıkmaktadır. Reşidüddin’in 14.yüzyılın başlarında tamamladığı Cāmiü’t-tevārih adlı ünlü eserinde İbir ü sibir şeklinde geçen coğrafi isim, Nayman boyunun yaşadığı yerlerin adı olarak, Kırgız ülkesinin kuzeydoğusundan Angara Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsamaktadır

… Camiü’t-tevarih’i Fransızcaya çeviren Quatremère Sibir kelimesinin eski Türk kavimlerinden olan Sabir (ceya Sabar) kavminin adlarını karşılaştırmaktadır. Pritsak da İbir Sibir adının Abar/Avar ile Sabir kavim adlarından geldiği görüşündedir. Barthold ise bu kanaati yanlış bulmaktadır

Moğolcada ibir sibir ikilemesi ‘fısıldayarak konuşma’ manasına gelmektedir. Bu ikileme Kırgızcada ıbır şıbır ‘fısıltı, yavaşça konuşma, fısıldaşma’, Kazakça’da ise ıbır sıbır ‘fısıltı, söylenti, dedikodu’ şeklindedir. Yakutça’da da ibir sibir käpsät- fiili ‘fısıldayarak konuşmak’, ibir sibir ayannat- fiili ise ‘duraklamadan yavaşça gelmek’ manasındadır. Yine Moğolcada eş sesli (belki de aynı kelimenin farklı anlamları) üç adet siber/sibir kelimesi göze çarpmaktadır. Yukarıdaki ibir sibir ikilemesi ile bağlantılı olan birinci siber/sibir, Kırgızcada şıbır, Kazakçada sıbır şekillerinde görülmektedir.  İkinci siber kelimesi ‘hafif yağmur’, üçüncü siber kelimesi ise ‘bataklık yerde sık çalılık, dere kenarında fundalık, sık orman’ manalarına gelmektedir.

Kalmukçada şiwr, Yakutçada sıbar şeklinde olan bu son kelime, Räsänen’e göre bugünkü ‘Sibirya’ coğrafî isminin menşeidir. Gerçekten de Sibirya bölgesinin tabii özellikleri dikkate alındığında bu etimolojik izah akla uygun gelmektedir. Hatta daha da ileri giderek Moğolca’da ‘hışırtı, fısıltı’ manalarına gelen sibir ve ibir kelimelerinin de bu kelimeyle ilgili olduğunu düşünebiliriz.

Belirttiğimiz bu görüşten farklı olarak birçok âlim -bilhassa Németh’in etimolojik izahına dayanarak- Sibirya isminin Sabir Türklerinden geldiğini iddia etmektedir.

Sabirler Avarların saldırısı sonucunda, M.S.463 yılında Batı Sibirya adı verilen bölgeye gelir ve Ural-Altay dağları arasındaki düzlüklerde yaşayan Ogur (Türk) boylarını yurtlarından atarak Ural Dağlarının doğusunda bulunan Tobol ve İşim nehirlerinin çevresinde yerleşir. Bu hadiselerden bahsetmek suretiyle Sabir  kavmi hakkında ilk bilgileri veren kişi Bizanslı** tarihçi Priskos olmuştur.

Priskos bu hususta şu bilgileri vermektedir: ‘Bu esnada Saragur, Urog (<Ogur) ve Onogurlar Doğu Romalılara elçiler gönderdi. Bu kavimler Sabirlerle yapılan muharebelerde öz yurtlarından atılmışlardır. Sabirleri Abarlar (Avarlar) püskürtmüşlerdir…’

Sabirler bu bölgede kendilerinden daha iptidaî seviyede bulunan kavimler üzerinde, üstün kültürleriyle, yüzyıllarca süren derin tesirler bırakmışlardır. Sabrei, Sibir gibi yer ve kale adlarının bulunması bu tesirin bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Tobolsk halkı buranın en eski sakinlerini Sıbır-Sıvır diye anmaktadır. Yine bu bölgede, Ay Sabar, Kün Sabar gibi şahıs adlarına da rastlanmaktadır.  Ayrıca Vogul, Ostiyak kahramanlık destanları ile Altaylı Türk oymaklarının destanlarında da Sabir kavminin izleri görülmektedir…

Batı Sibirya bölgesinde yarım asır kalan Sabirler, 515 yılında İtil-Don nehirleri arasında ve Kafkasların kuzeyindeki Kuban ırmağı boyunda yerleşirler. Sabirler 6.yüzyılın başından itibaren Bizans’la yakın temasa geçer. Bu yüzyılın ünlü tarihçilerinden Prokopios, Sabirlerin ne İranlılarda ne de Romalılarda görülen, hiç kimsenin düşünemediği muhasara (kuşatma) makinelerine sahip olduklarını belirtmektedir. Yine bu yüzyılın bir başka Bizanslı tarihçisi olan Malalas, Sabirlerin yüz bin kişilik orduları olduğundan söz etmektedir. Sabirler, Bizans ile İran arasındaki savaşlarda sık sık taraf değiştirmekle birlikte çoğunlukla Bizanslıların tarafını tutmuşlardır. Sabirler, nihayet 558 yılında Avrupa’ya akın eden Avarlar tarafından ağır yenilgiye uğratılarak tarih sahnesinden silinmişlerdir. Nitekim bu tarihten sonra Bizans kaynaklarında Sabir adına rastlanmaz.

… 7-10.yüzyıllarda teşkilat yapısı ve canlı ticari hayatı ile Kafkaslar ve Karadeniz’in düzlüklerinde kuvvetli bir devlet kuran Hazarların da Sabirler ile bağlantılı oldukları iddia edilmiştir. Hatta 10.yüzyıl Arap tarihçilerinden olan Mes’udî, ‘İranlıların Hazar dedikleri topluluk Türkler tarafından Sabir diye anılır’ demekle bu iddiayı teyit etmektedir. Mes’udî’nin Hazar kelimesinin Farsça olduğu görüşü bir tarafa bırakılırsa, Nèmeth tarafından Hazar ve Sabir kelimelerinin anlam bakımından birbirine yakın Türkçe etimolojik izahları yapılabilmektedir: hazar < kaz-ar ‘başı boş dolaşan, serseri’, kaz– ‘başı boş dolaşmak’, fiil kökü, -ar geniş zaman sıfat fiili; aynı şekilde sabır ~ sabar <sapır, sap-ar ‘sapan, başı boş dolaşan, yoldan sapan, yolunu kaybeden’, sap- ‘sapmak, yol değiştirmek, yoldan çıkmak’. Bu izah, Kaçar, Bulgar, Kabar, Yazar gibi örneklerde de görüldüğü üzere Türklerdeki ad verme usulüne uygun düşmektedir.

Sibirya isminin Sabirlerden kalma bir yadigâr olduğu tezi ile Moğolca’daki ‘sık orman’ manasındaki sibir kelimesinden geldiğini belirten görüş, bir noktada birleşmektedir. ‘Sibirya’ kelimesi bugünkü manadaki coğrafî ismini, 16.yüzyıl Tatar Devleti Sibir Hanlığı’nın kurulmasından sonra almıştır. Nitekim 1627 yılında neşredilen Kniga Bol ⇓omu Çertecu adlı eserde, ‘Sibirya’ toprağı hakkında verilen coğrafî tanım, bugünkü mefhumdan farklı değildir. Yani bu gün Sibirya ismiyle kastedilen coğrafî bölge, batıda Ural Dağları ile doğuda Büyük Okyanus arasında kalan, kuzeyde Kuzey Buz Denizinden güneyde Moğolistan ve Çin sınırına kadar uzaman bütün Kuzey Asya’yı kapsamaktadır.”

Sibirler hakkında

Sibirler, Sabirler vb. adlarla anılan bir kavim var geçmişimizde gördüğünüz gibi. Orta Asya’da yaşarken tüm boylar gibi onlar da başka boyların zorlamasıyla batıya doğru göç etmiş. Kafkasya’nın kuzey batısında konumlanmışlar.

Acaba Mesut Şen’in yazısından başka Wikipedia veya başka kaynaklardan bir şeyler daha bulabilir miyim diye internette başka bilimsel kaynakları da gözden geçirmek istedim. Ancak bu konuda “birçok” kaynağın olmadığını gördüm. Bilimsel kaynaklar bir iki taneydi desem belki inanmazsınız ki onlar da bu kadar bilgiyi içermiyordu. Bu satırları şunun için yazıyorum. Türk boylarının tarihine son yirmi, otuz yıldır ilgi gösteriliyor, TTK haricinde yayınevleri artan ilgiye koşut olarak kitaplar çevirtiyor veya yerli uzmanların yapıtlarını basıyor. Ancak hâlâ gidilecek çok yol olduğu da açık.

Geçmişimizi bilmezsek geleceğimizi nasıl programlayacağız? En muhteşeminden en aşağılığına/kirlisine tüm tarihimizi bilmek zorundayız, nesnel bir gözle bakmalıyız üstelik bu geçmişe, kendimizi kayırır pozisyonda değil. Bunu becerebilirsek, şu anda kendimizden duyduğumuz memnuniyetsizliği de aşabilir, geçmişimizin ağırlığı altında ezilmekten kurtuluruz diye düşünüyorum.

metinglb@yahoo.com.tr

 

Not: Bu yazı 1997 yılında yayımlanan Sibirya Araştırmaları adlı yapıtın 17 ile 22.sayfaları arasında yer alan “Sibirya” İsminin Menşei Üzerine başlıklıdır ve Dr. Mesut Şen’e aittir. Yapıt Simurg yayınlarından çıkmıştır.

*Sabir Türkleri, Kırgız Türkleri, Kazak Türkleri gibi tanımlamaların yanlış olduğunu düşünüyorum. Onlar kendilerini böyle tanımlamıyor biz Türk adı taşıyanlar onlarla bağ kurmayı böyle onları kendimize tābi kılarak yapmaya çalışıyoruz. Sabirler Sabirler’dir, Kırgızlar da Kırgızlar. Herkesin kendi özgün adı var. Bu kullanımlar onları küçümsemek de oluyor ayrıca. Evet herkes kökeninde Türkçe konuşan boylarız ama saygısızlık etmenin de gereği yok değil mi?

** Yazarın kullandığı Bizanslı tanımına yazı boyunca müdahale etmedim. Ancak yanlış bir kullanım olduğunu da belirtmeliyim. Roma İmparatorluğu’nun son dönemlerinden bahsetmek üzere “Bizans” sözcüğünün ilk kullanımı, 1557’de Alman tarihçi Hieronymus Wolf’un tarih kaynakları koleksiyonu Corpus Historiæ Byzantinæ’ye dayanır. Daha önce kullanılmamıştır. Yazıda da Priskos “Saragur ve Onogurlar Doğu Romalılara elçiler gönderdi” diyor. Kendilerine Bizans değil Doğu Romalı diyor. M.S. 395 yılında ikiye bölünen Roma İmparatorluğu’nda Batı Roma 476’da Vizigotlar tarafından yıkıldıktan sonra Doğu Roma İmparatorluğu 1453’te Türkler’in İstanbul’u almasına kadar tarih sahnesinde yer aldı.

1 Moğolca uzmanı Hitoshi Kuribayashi’ye göre, “kavim, boy” anlamına gelen sibir kelimesinin Çince olması mümkün değildir. Çünkü Çince yazıda “çocuk” anlamına gelen üçüncü karakterin sol alt köşesinde “dil” anlamına gelen küçük bir dördüncü karakter daha vardır. Bu küçük karakterden genel olarak kelime sonunun r sesi ile bittiğini gösteren bir tür fonetik işarettir. Eğer kelime Çince olsaydı, böyle bir fonetik işareti kelimeye eklemeye lüzum kalmazdı. dipnot 4.

Metin Gülbay

İlk haberi 1982'de staj yaptığı Nokta İnsanlar dergisinde yayınlandı. Özgür Gündem, Evrensel, Radikal gazeteleriyle, CNNtürk ve Skytürk televizyonlarının kuruluş ekibinde yer aldı. Kırk yılda birçok yayında çalıştı. Gazeteci meslektaşlarıyla birlikte hazırladıkları üç kitap çalışması bulunuyor, dördüncüyü kendi başına yaptı. 2003 sonu ile 2012 başı arasında Dünya Yayın Grubu'nda Ajans Dünya'nın genel yönetmenliğini yürüttü. 2014'te meslektaşı Adnan Genç ile Ortakhaber.com haber sitesinin yayınına başladı. 2,5 yıl süren yayını açılan davalar nedeniyle bitirmek zorunda kaldılar. Çeşitli internet sitelerine tarih ve bilim yazıları yazarak emeklilik hayatını sürdürüyor.

Önceki İçerikTanrıların gıdası
Sonraki İçerikSan Francisco sokakları
Metin Gülbay
İlk haberi 1982'de staj yaptığı Nokta İnsanlar dergisinde yayınlandı. Özgür Gündem, Evrensel, Radikal gazeteleriyle, CNNtürk ve Skytürk televizyonlarının kuruluş ekibinde yer aldı. Kırk yılda birçok yayında çalıştı. Gazeteci meslektaşlarıyla birlikte hazırladıkları üç kitap çalışması bulunuyor, dördüncüyü kendi başına yaptı. 2003 sonu ile 2012 başı arasında Dünya Yayın Grubu'nda Ajans Dünya'nın genel yönetmenliğini yürüttü. 2014'te meslektaşı Adnan Genç ile Ortakhaber.com haber sitesinin yayınına başladı. 2,5 yıl süren yayını açılan davalar nedeniyle bitirmek zorunda kaldılar. Çeşitli internet sitelerine tarih ve bilim yazıları yazarak emeklilik hayatını sürdürüyor.

İlginizi Çekebilir

4,757BeğenenlerBeğen
678TakipçilerTakip Et
11,500TakipçilerTakip Et

Popüler İçerikler