Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Suriye iç savaşının en önemli silahlı aktörlerinden biriydi.
Ancak Türkiye’de çoğunlukla “YPG/PKK” olarak anılan yapı ile SDG arasında teknik olarak bir fark bulunuyor. YPG, SDG’nin omurgasını oluşturuyordu. 25 Ağustos 2026’da SDG’nin bağımsız bir askeri güç olarak varlığına son verdiğini açıklamasıyla bu yapı açısından yeni bir dönem başladı.
Suriye’de 2011’de başlayan iç savaş, ülkenin yalnızca siyasi haritasını değil, askeri dengelerini de değiştirdi. Bu süreçte özellikle ülkenin kuzey ve kuzeydoğusunda Kürtlerin ağırlıkta olduğu yeni bir güç ortaya çıktı.
Bu yapının askeri çekirdeğini YPG (Halk Savunma Birlikleri) oluşturuyordu. Ancak 2015’te YPG’nin de içinde bulunduğu daha geniş bir askeri koalisyon kuruldu: Suriye Demokratik Güçleri, yani SDG.
YPG, esas olarak Suriyeli Kürtlerden oluşan bir silahlı yapılanmaydı.
SDG ise YPG’nin yanı sıra Arap, Süryani, Türkmen ve başka topluluklardan savaşçıları da bünyesine alan daha geniş bir koalisyon olarak kuruldu. Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) de bu askeri yapının önemli unsurlarından biriydi.
Ancak SDG’nin askeri omurgasını ve en güçlü bileşenini YPG oluşturdu. Reuters de YPG’yi SDG’nin “ana bileşeni” olarak tanımlıyor.
Bu nedenle Türkiye’de SDG çoğu zaman “YPG/PKK” şeklinde ifade edildi.
Buradaki tartışmanın temelinde de zaten bu ayrım bulunuyor.
Neden kuruldu?
SDG’nin ortaya çıkışındaki en önemli faktörlerden biri IŞİD’le mücadeleydi.
2014’te IŞİD’in Suriye ve Irak’ta geniş alanları ele geçirmesinin ardından ABD, bölgede kendisine güvenilir yerel ortaklar aramaya başladı.
ABD’nin özellikle YPG ile geliştirdiği askeri işbirliği, IŞİD’e karşı mücadelede önemli sonuçlar verdi.
SDG’nin kurulmasıyla Washington’ın desteği yalnızca Kürtlerden oluşan bir güçle sınırlı kalmayacak, Arap ve diğer toplulukların da dahil olduğu daha geniş bir yapı üzerinden sürdürülecekti.
SDG, ABD öncülüğündeki koalisyonun desteğiyle IŞİD’e karşı savaşarak Rakka’nın ele geçirilmesinde önemli rol oynadı. Daha sonra kuzey ve doğu Suriye’de geniş bir alanı kontrol etti.
Bu süreçte SDG’nin elindeki bölgelerde hapishaneler ve IŞİD mensuplarının tutulduğu kamplar da bulunuyordu.
Türkiye’nin pozisyonu
Ankara, YPG’yi PKK’nın Suriye’deki uzantısı olarak görüyor. Türkiye’nin yaklaşımına göre SDG’nin YPG tarafından yönetilen askeri yapısı nedeniyle SDG de PKK ile bağlantılı bir yapılanma.
Reuters, Türkiye’nin YPG’yi PKK’nın uzantısı olarak gördüğünü ve SDG’yi de bu bağlantı nedeniyle terör örgütü olarak değerlendirdiğini hatırlatıyor.
SDG ise bu tanımlamayı kabul etmedi ve kendisini Suriye’deki farklı etnik ve dini grupları bir araya getiren, Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmak isteyen yerel bir güç olarak tanımladı.
Bu görüş ayrılığı, ABD ile Türkiye arasında da yıllarca ciddi bir sorun oluşturdu.
Washington’ın SDG’ye silah ve askeri destek vermesi Ankara’nın sert tepkisine yol açtı.
Kontrol ettiği alan
SDG, savaşın en güçlü olduğu dönemde Suriye’nin kuzey ve doğusunda geniş bir alanı kontrol etti.
Bu bölgeler arasında Haseke, Rakka ve Deyrizor’un önemli bölümleri bulunuyordu.
Üstelik bölge Suriye’nin önemli petrol ve doğal gaz kaynaklarının bir bölümünü de barındırıyordu.
SDG böylece yalnızca askeri bir güç değil, aynı zamanda kendi yönetim mekanizmaları, güvenlik güçleri ve ekonomik kaynakları bulunan fiili bir siyasi yapının da merkezine dönüştü.
Bu durum Şam yönetimi açısından da büyük bir sorun oluşturdu.
Esad’dan sonra
Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesi, SDG’nin geleceğini daha da belirsiz hale getirdi.
Yeni Şam yönetiminin başındaki Ahmed Şara, Suriye’nin parçalanmasını istemediğini ve ülkenin tek bir merkezi devlet altında birleşmesi gerektiğini savundu.
SDG ise elde ettiği siyasi ve kültürel kazanımların korunmasını istedi.
10 Mart 2025’te Şam ile SDG arasında önemli bir anlaşma imzalandı. Anlaşmaya göre SDG’nin kontrolündeki askeri ve sivil kurumların Suriye devletine entegre edilmesi, sınır kapıları ile petrol ve doğal gaz sahalarının Şam yönetimine devredilmesi öngörüldü.
Ancak anlaşmanın uygulanması uzun süre ciddi sorunlarla karşılaştı.
Dengeler değişti
2026’nın başında Şam yönetimi ile SDG arasındaki gerilim yeniden çatışmaya dönüştü.
Suriye hükümet güçlerinin kuzeydoğuda düzenlediği operasyonlar sonucunda SDG önemli miktarda toprak kaybetti. Ocak ayında ABD’nin arabuluculuğuyla ateşkes ve entegrasyon konusunda yeni bir anlaşmaya varıldı.
Bu anlaşma SDG’nin bağımsız askeri yapısının sona erdirilmesini ve savaşçıların Suriye devletinin güvenlik ve askeri kurumlarına dahil edilmesini öngörüyordu.
Şubat ayında Türkiye de bu gelişmeden memnuniyet duyduğunu açıkladı ve entegrasyon sürecini yakından izlediğini bildirdi.
Sürecin en önemli aşaması 25 Ağustos’ta geldi.
SDG’nin başkomutanı Mazlum Abdi, yaptığı açıklamada Suriye Demokratik Güçleri’nin bağımsız askeri güç olarak misyonunun sona erdiğini ve örgütün feshedildiğini duyurdu.
Reuters’a göre YPG zaten daha önce Suriye devletinin güvenlik yapısına entegre edilmişti. YPG komutanlarından Sipan Hemo da mart ayında doğu bölgelerinden sorumlu savunma bakan yardımcılığına atanmıştı.
AP de SDG’nin Suriye ordusuyla birleşmesinin tamamlanmasının ardından bağımsız bir güç olarak varlığının sona erdiğini bildirdi.
Böylece yaklaşık on yıl boyunca Suriye’nin kuzey ve doğusunda önemli bir askeri ve siyasi aktör olan SDG’nin ayrı bir silahlı güç olarak dönemi kapandı.
YPG ne oldu?
SDG’nin feshedilmesi, YPG adının tarihsel olarak hiç var olması anlamına gelmiyor.
YPG, SDG’nin kuruluşundan önce ortaya çıkan ve SDG’nin en güçlü askeri bileşeni olan yapıydı. Fakat 2026’daki entegrasyon süreciyle birlikte YPG’nin de bağımsız silahlı güç olarak Suriye devletinin dışında faaliyet göstermesi sona erdi.
Dolayısıyla bugün “SDG kendisini feshetti” derken kastedilen şey, SDG’nin ayrı ve bağımsız bir askeri yapı olarak sona ermesi ve unsurlarının Suriye devletinin güvenlik yapısına katılmasıdır.
ABD’nin rolü
SDG’nin hikâyesinin önemli bir bölümü ABD ile ilişkisi üzerinden okunabilir.
Washington, yıllarca SDG’yi IŞİD’e karşı mücadelede en önemli yerel ortağı olarak gördü.
Bu iş birliği sayesinde SDG askeri kapasitesini ciddi biçimde artırdı.
Ancak aynı ilişki Türkiye ile ABD arasında da uzun süreli bir anlaşmazlık yarattı. Ankara, sınırının hemen ötesinde PKK ile bağlantılı gördüğü güçlü bir silahlı yapının oluşmasını ulusal güvenlik tehdidi olarak değerlendirdi.
Son yıllarda ise ABD’nin Suriye politikasındaki değişim ve Şam yönetiminin güçlenmesi SDG’nin elini zayıflattı.
2026’daki gelişmeler sonucunda Washington’ın uzun yıllar desteklediği SDG, sonunda Suriye devletinin askeri yapısına dahil olmayı kabul etti.
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
