24.3 C
İstanbul
13 Temmuz 24, Cumartesi
spot_img

Putin ve Parkinson

İstesem de uzak duramıyorum ama politikaya pek de meraklı değilim, hele politikacılara. Ancak Putin Parkinson hastalığına tutulmuş denince mesleki merakım coştu.

Kanıt diye gösterilen videoyu izledim ve yok canım Parkinson falan değil bu adam, dedim. Sonra biraz kafam karıştı. Başka videosunu da izledim. Bir türlü karar veremeyince Putin’in son 12 yılına ait pek çok videosunu izleyerek günlerimi harcadım. “Niye” diye sormayın, bilmiyorum. Bu merakımın seyrini birlikte izleyelim, belki birlikte tanı koyarız, hem Putin’e hem de benim merakıma.

Parkinson hastalığı, hareket sisteminin ilerleyici şekilde bozulmasıdır. Asıl belirgin bulgusu yavaşlamadır. Çok yaşlı insanları gözünüzün önüne getirin. Yavaş ve küçük adımlarla öne eğik biçimde yürür, kısık sesle konuşurlar ya, ilerlemiş bir Parkinsonlu da tıpatıp öyledir. Baş öne düşmüş, omuzlar gövdeye doğru kapanmış, kollar göğsün önüne gelmiş, dizler bükülmüş, minik adımları dengesizleşmiştir. Yeterince yaşayabilirsek hepimizin alacağı görüntü çok daha önceden başlamıştır. Ancak söz ettiğim nihai tablo aniden gelişmez. Orta veya ileri yaşlarda silik belirtilerle başlayan Parkinson yıllar süresince ilerleyerek bu hale getirir insanı. Eğer tedavi edilmemişse elbette.

Tedavi konusunu ayrıca konuşacağız ama önce başlangıçtaki silik belirtilere bakalım. Çoğunlukla sağ taraf olmak üzere bedenin bir yanında hareketler bozulur. İlk etkilenen eldir. El, iş yapmazken yani istirahat halindeyken sanki bir şey tutuyormuş gibi bilekten içe bükük durur, baş ve orta parmaklar birbirine yanaşır ve hızlı hızlı birbirine doğru hareket eder. Sanki para sayar gibi. Bu tipik görüntü ardından geleceklerin öncüsüdür. Sonra bu minik hareketler bütün bileği sallayacak kadar şiddetlenir. Sonra başka bazı belirtiler eklenir.

Etkilenen beden yarısı diğer yarısından daha yavaş hareket eder. Eklemlerin sertliği değişir, kol ve bacağın duruş şekli değişir. Sonuçta asimetrik bir beden oluşur ki bu da en çok yürüyüşte ortaya çıkar. Normal bir yürüyüşte her iki kol aynı genlikte sallanır. Parkinson’da ise yürürken belirgin bir kol sallama asimetrisi vardır. Tıpkı Putin’de olduğu gibi. Zamanla karşı taraf da hastalıktan etkilenir ve yürürken her iki kol da pek sallanmaz. Bu aşamadan sonra yürüme de zorlaşır.

Putin yürürken sol kolunu savura savura yürüyor ama sağ kolunu neredeyse gövdesine yapışık taşıyor. Ayrıca sağ ayağının hızı da sol ayağının gerisinde kalıyor. O nedenle Parkinson olduğu dedikoduları çıkmış zaten. Sırf dedikodu olsa neyse. 2015 yılında BMJ (British Medical Journal) dergisinde bir yazı çıkmış. Bir grup nörolog Putin’in Parkinson olup olmadığını, sağ kol görüntüsünden hareketle tartışmış ve olmadığına karar vermişler. Ajanlık eğitimindeki sağ elin silaha kolay erişimiyle ilgili bir yorum yapmışlar. Hiç ikna olmadım bu yoruma ama Parkinson olduğuna da ikna olmamıştım. İşte o nedenle pek çok videosunu izledim.

Putin videolarını hareket perspektifinden izlerseniz göreceğiniz ilk şey bu söylediklerim değil de ayaklarının hiç yerinde durmadığı olacaktır. Adam içine kurt kaçmış gibi kıpır kıpır ki bu Parkinson’un tamamen tersine bir durum. Biraz daha dikkat ederseniz ayakları gibi ellerinin de omuzlarının da hatta dudaklarının da pek yerinde duramadığını kıpır kıpır oynaştığını fark ediyorsunuz. Adam kaynayan kazanın fokurdaması gibi, kıpırtısız duramıyor. Dalga geçiyorum sanmayın. Ben de öyleyimdir. Her yeri ayrı oynayan adamı izledikçe kendi gençliğimi görür gibi oldum. Uzun toplantılar boyunca kıpırtısız oturan meslektaşlarıma gıptayla baktığım günleri. Çünkü ben de hiperaktifim, Putin de öyle. Ancak dudak kıpırtıları ayrı mesele.

Hiperaktif, abartılı oranda hareketli demek. Yerinde duramayan, ayaklarını bağlasan kollarıyla koşan yaramaz çocuklar gibi. Ancak ben yaşlandıkça biraz da olsa duruldum, Putin de genç sayılmaz. İleri yaşa uzayan oynaklık, hiperaktif karakterle kolayca açıklanamaz. Parkinson’un yavaşlatmasının tersine hızlandıran başka bazı durum ve hastalıklarla açıklanabilir ama.

Kol ve bacaklarda amaçsızca aşırı hareketlilik varsa ilk akla gelen Kore hastalığıdır. Putin bence Kore hastası değil, o yüzden bu olasılığı tartışmayacağım. İkinci büyük olasılık ise ilaç/kimyasal madde yan etkisidir. Beyni etkileyen bazı ilaçlar, akıl hastalığı ilaçları, sakinleştiriciler ve de Parkinson ilaçları yıllar sonra böyle istemsiz hareketler yaratır. Bu yan etkiler öyle şiddetlenebilir ki gündelik hayatı yaşanmaz kılar. Ağız ve dudak hareketleri hastalıktan çok ilaç yan etkisiyle oluşur. (Hastalık ve ilaç hareketliliğini ayırabilmek için ayakkabısız/çorapsızken hareketleri olduğu gibi görmek ve kasların/eklemlerin gerginliğini anlamak için bizzat muayene etmek gerekir ama uzaktan kumanda tanı koymaya çalışınca bu kadar oluyor)

Parkinson ilaçlarının yan etkisi lafım dikkatinizi çekmiştir. Parkinson hastalığı hareketleri yavaşlatır (birçok başka şey de yapar ama konumuz onlar değil). Parkinson tedavisi için verilen ilaçlar ile de ilk yıllarda durum normale yakın düzelir, yavaşlama göze görünmez hale gelir. Hatta ilaç dozu abartılırsa normalden bile canlı olunur. Ancak ilaç kullanmaya devam edildikçe, yani yıllar sonra, elde edilen bu iyilik hali kaybolmaya başlar. Zaman ilerleyip ilaç dozları da iyi ayarlanamazsa durum cidden bozulur. İleri evre Parkinson’u olan kişi, gün içinde bazen donar kalır kıpırdayamaz, bazen coşar taşar durulamaz. Coşma dediğim el ve ayaklarda ortaya çıkan abartılı ve istemsiz hareketlerdir.

O yüzden “Putin Parkinson tedavisi alıyor olabilir, halkın önünde belirtileri görünmesin diye başlangıçta ilaçlar fazlaca kullanılarak ayar mekanizması ile oynandığı için ileri evrede çıkacak belirtiler önceye çekilmiş olabilir, elleri ayakları o yüzden çırpınıyor olabilir” diye düşünmedim değil. O nedenle başka videolarını da izlemem gerekti. Putin’in her videosu kafamı biraz daha karıştırdı. Gördüklerimi size de anlatayım.

-Yüzünde hatta ellerinde estetik müdahaleler, dolgular ve botoks var. Üstü çıplak göründüğü videolarındaki sarkık memeleri ile uyumsuz yüzünün genç görünümü demek o yüzdenmiş. (Konumuzla estetik müdahalelerin pek bir ilgisi yok ama kim bilir belki de vardır)

-Belirgin biçimde sol el baskınlığı var. Sağ yüz yarısını kaşımak için bile sol elini kullanıyor. Bunun nedeni sağ elini silaha ayırmak için geliştirilmiş bir ajanlık taktiği olabileceği gibi doğuştan solak oluşu da olabilir. Her şeyde sol elini kullandığı halde yazmak için sağ elini kullanması da “bihemisferik” yani her iki beyin yarısını da iyi kullanan biri olduğunu düşündürüyor. Parkinson hastalığının çoğunlukla sağ el öncelikli başladığını söylemiştim. Çünkü insanların çoğunda sağ el hâkimiyeti var. Putin sol eli baskın biri olduğuna göre hastalık da soldan başlamalıydı. Buna da aleyhte bir bulgu denebilir.

-Putin’in sağ elinde sorun var. Kendisi bu sorunun farkında. Sağ elini otururken ya bacağının altına tıkıştırıyor ya kürsünün gerisine gizliyor ya da masanın/sandalyenin kenarını sıkıca kavrayarak elinin hareketlenmesini engelliyor. Çünkü istemsiz hareketler istirahat halinde gelişir, kullanılırken değil. O yüzden çoğu zaman ya mikrofonu ya da kalemini sımsıkı kavrıyor. Aynı nedenle anıta taşıdığı çiçek demetini de sopa gibi kavrıyor. Kavrayan hep sağ eli.

–Putin’in sağ el sorununu videolarını çekenler de biliyor. Çünkü mümkün olduğunca elini göstermeyecek şekilde çekim yapıyorlar. Sportmenliğini gösterecekleri zaman da ya elinde balık var ya da olta vb. Demek ki el birliği ile sağ el sorunu ört bas edilmeye çalışılıyor. Ancak arada kaçaklar oluyor. Birkaç videosunda yürürken ya da konuşurken sağ el parmaklarında para sayma hareketlerini yakaladım. Demek ki kendi kameramanları çekmemiş o görüntüleri. Elde para sayma hareketinin Parkinson için tipik olduğunu söylemiştim. Putin’in Parkinson olduğunu sanmadığımı da söyledim. Anlayın işte kafam ne kadar karışık.

-Putin Asperger diyenler de olmuş. Asperger nedir diye anlatmayacağım ama en önemli belirtisi iletişim beceriksizliğidir. Putin’i saatlerce izledim. Rusça bilmediğim için söylediklerinden tek kelime anlamadım ama iletişim yeteneğine hayran kaldım. Her şey olabilir ama Putin Asperger olamaz.

-Bu politikacıyı bahaneyle izlediğime çok memnun oldum. St. Petersburg Ekonomi Forumun (2019) açılış konuşmasında izledim. 2 saat konuştu. Eee-lemeden hımmm-lamadan 2 saat boyunca kesintisiz konuştu. Ne sesinin tonu düştü ne konuşma hızı yavaşladı. Yorulmadı adam. Sonra 2021’deki bir basın toplantısını izledim. 4 saat 20 dakika basın toplantısı yaptı. Bir liderin basın toplantıları açısından bu süre bir rekor mudur bilmiyorum ama bu kadar uzun süre gazetecilerin sorularını yanıtladı. Biyonik gibiydi, bezmedi, yorulmadı, durmadı, duraksamadı, yanıtladı. Parkinson’un yaratması gereken yorgunluktan tamamen bağımsız hatta zıttı bir durumda görünüyor yani.

Yazının başında Parkinson hastalığını anlatırken tek elde bu tür hareketler ile başladığını ama sonra başka şeyler eklendiğini söylemiştim. Putin’in 2012 yılındaki videosundan itibaren sağ elinde sözünü ettiğim bulgular hep var. Ancak ayaklarındaki o kıpır kıpırlık da var. Birincisi Parkinson hastalığın erken belirtisi ikincisi ise yıllar sonra Parkinson ilaçları yüzünden oluşabilen geç zaman belirtisi desek, Putin’de ikisi eş zamanlı olarak en azından 13 senedir var. (Sabrım bitti öncesine ait video izlemedim ama kim bilir aslen ne zamandır var) İşte bu olmaz. Yani bu iki belirtinin bunca yıl öncesinde birlikte olması olmaz. Üstelik hastalık on yıldan önce başlamış olsa Putin’in bugünkü enerjisinin eseri olmaz. 2 saat boyunca dimdik ayakta dikilip kesintisiz konuşan, 4 buçuk saat boyunca teklemeden sorgucuları yanıtlayan kişi on seneyi aşkın süredir Parkinsonlu ise, Ruslar bizim bilmediğiniz ilaçlar bulmuş demektir. Daha çok kafa karıştırmak istemiyorum, bence bu teşhisin oluru yok demek istiyorum.

Durumun çapraşıklığından benim çıkardığım sonuç şu: Putin’in sağ el ve ayağındaki sorun Parkinson gibi ilerleyici bir hastalığa bağlı değil çünkü uzun yıllar içinde görünen bir ilerleme yok. Tersine, her ne nedenle olmuşsa olmuş ama eskiden olmuş, bedenin sağ tarafını kumanda eden beyin merkezinde olmuş küçük bir hasarın kalıntısı bu bence. Oluşan hasar eskiye ait ve kalıcı ama ilerleyici değil. Belki de gençken inme vb. geçirdiği için sağ tarafını bir süre iyi kullanamadı ve o yüzden de sol elini geliştirdi. Her ne olduysa olmuş ama benim 13 yıllık videolarından gördüğüme göre durumu ilerlemiyor. Sağ vücut yarısında izlenenler tıbbi ifadeyle “sekel”, gündelik dille söylersem “kalıntı” bulgular. (Uzaktan kumanda teşhisteki yanılma payımı saklı tutun elbette)

Adamın kıpır kıpır oluşuna gelince… Ayaklarının devamlı trampet çalması ve dudaklarının sürekli yalanıp durması ilaç/kimyasal madde yan etkisini düşündürüyor. Gençliğinde kullandığı bazı ilaçların yan etkilerini yaşıyor olabilir. Özelikle dudak hareketliliği bunu telkin ediyor. Eskiden kullandığı ilaçlar varsayımından daha büyük ihtimal ise halen ve sürekli olarak beyin için uyarıcı bazı maddeleri tüketiyor olması. Beyin uyarıcılarının başında kafein gelir. Enerji içeceklerinin reklamında dediği gibi aşırı kafein adamı uçurur (negatif anlamda kullanıyorum elbette). Başka pek çok uyarıcı kimyasal da söz konusu olabilir. Onca enerjik oluşunun nedeni de her ne uyarıcı kullanıyorsa odur.

Dopamin etkisi

Putin videolarında gördüklerim bana dopamini tepe yapmış bir insan profili çizdi. Bunca ataklık, bunca uyanıklık, bunca dayanıklılık aşırı dopamin sonucudur.

Beynin kendi fabrikasının bir ürünü olan dopamin, özünde motivasyon kimyasıdır. Hareketliği artırır, işe başlama enerjisi ve sürdürme tatmini sağlar. Dopamin sayesinde ne istiyorsan onu yapar, yaptığını daha çok yapmak ister ve yaptıklarının da tatminini yaşarsın. Doğası gereği dopamini yüksek olan kişiler yaramaz, enerjileri taşkın, aşırı hareketli kişilerdir. Her ne yapıyorlarsa daha da çoğunu yapmaya eğilimlidirler (Hiperaktif kişilik).

Tersine, doğası gereği dopamini düşük olan kişiler efendi, itiraz etmeyen, isteksiz, eylemsiz, her hangi bir şey yapmama konusunda marifetli kişilerdir. Enerjileri de motivasyonları da yetersiz olduğundan yapmadıkça daha da yapmaz olurlar (Hipoaktif kişilik).

Parkinson hastalığında temel sorun beynin yeterince dopamin üretemeyişidir. Başlangıçta dopamini her ne düzeyde olursa olsun Parkinson’a yakalanan kişinin beynindeki Dopamin üretimi giderek azalır. Eğer Putin’in vücuduna ilaçlarla dışarıdan tıka basa dopamin doldurmadılarsa adamın beyni dopamin üretme şampiyonu. Öyle yapmış olsalardı da bunca yıl sonra o ilaçların ters tepeceğini daha önce söyledim. Olası değil yani.

Putin için kan kanseri de denmiş, cüzzam da denmiş. 20 yıl cüzzam hastanesinin lojmanında yaşadım, yüzlerce cüzzamlı gördüm. Eşim cüzzam uzmanı ben de cüzzam hastanesinin gayrı resmi konsültanı olduğumdan bu konuda yeterince bilgim de tecrübem de var. Bence Putin cüzzam değil. Zaten olsa da bir şey değişmez, eskiden çok korkulan bu hastalığın artık antibiyotiklerle tedavisi var. Yani cüzzam konu da değil dert de değil.

Dedikodulara konu olduğu gibi kan kanseri var mı, bazı dönemlerde yüzündeki aşırı şişmeler kortizon vb. tedavilerinin yan etkileri mi, karşıdan bakarak elbette bilemem. Ancak söz ettiğim saatler süren toplantılardaki abartılı enerjik haline bakarak ona da ihtimal vermem.

Bu filmin bir başka versiyonunu biz de yakinen izlediğimiz için iyi biliyoruz ki istenmeyen liderlerin ağır hasta olduğu ve yakında öleceği söylentileri çokça çıkar. Herkes hasta olabilir elbette. Ancak beyin öyle garip bir makinedir ki alarm durumlarında kolay kolay önemli bir hastalığa tutulmaz, hem kendisini hem de sorumlusu olduğu bedeni korumaya alır. Ancak alarm durumu sonlandıktan sonra kendini salar. O yüzden iktidardaki diktatörlerin hiçbiri ölümcül hastalıklara yakalanmaz, ancak ellerindeki o muazzam gücü kaybettiklerinde hastalıklara yenik düşerler. Putin’in de bunun istisnası olmadığı kanısındayım.

Özetle ben, Putin hasta diye heveslenenlerin hevesleri kursaklarında kalacak diye düşünüyorum. Hepimize bol dopaminli günler diliyorum.

Dr. Nevin Sütlaş

1959 yılında Adapazarı’nda doğdu, İstanbul Üniversitesinde Tıp doktoru, Bakırköy Akıl Hastanesinde Nöroloji Uzmanı oldu ve aynı hastanede 30 yıl eğitim görevlisi hekim olarak çalıştı. Beynin damar ve enfeksiyon hastalıkları, yoğun bakım, hasta beslenmesi, açlık grevi/ ölüm orucu ve Multıpl Skleroz konularında çalıştı. Sağlık sisteminin özelleştirilmesi sürecinde uğradığı mobing yüzünden 2016 yılında aktif meslek yaşamını sonlandırdı. Beyin ile ilgili bilimsel bilgiler temelinde topluma yönelik kitaplar yazmayı sürdürüyor. Florida'da yaşıyor. Web sayfası: http://www.nevinsutlas.net/index.html Elektronik posta: calisal01@yahoo.com

Önceki İçerikHayallerle ideolojiler
Sonraki İçerikKesinlikle gülmeyen adam
Dr. Nevin Sütlaş
1959 yılında Adapazarı’nda doğdu, İstanbul Üniversitesinde Tıp doktoru, Bakırköy Akıl Hastanesinde Nöroloji Uzmanı oldu ve aynı hastanede 30 yıl eğitim görevlisi hekim olarak çalıştı. Beynin damar ve enfeksiyon hastalıkları, yoğun bakım, hasta beslenmesi, açlık grevi/ ölüm orucu ve Multıpl Skleroz konularında çalıştı. Sağlık sisteminin özelleştirilmesi sürecinde uğradığı mobing yüzünden 2016 yılında aktif meslek yaşamını sonlandırdı. Beyin ile ilgili bilimsel bilgiler temelinde topluma yönelik kitaplar yazmayı sürdürüyor. Florida'da yaşıyor. Web sayfası: http://www.nevinsutlas.net/index.html Elektronik posta: calisal01@yahoo.com

İlginizi Çekebilir

4,757BeğenenlerBeğen
678TakipçilerTakip Et
11,600TakipçilerTakip Et

Popüler İçerikler