Viktor Orban, iktidarı kaybetme ihtimaline karşı önlem aldığını düşünüyordu. Macaristan devleti ve idaresindeki çok sayıda üst düzey kilit makam, hükümeti tarafından yıllar sonrasına kadar sadık isimlerle doldurulmuştu.
Bu kişilerin görevden alınması ise parlamentoda üçte iki çoğunlukla alınacak karara bağlanmıştı. Orban (fotoğrafta sağda) bazı kurumları da bu yolla adeta kalıcı hale getirmek istemişti. Bunun ardındaki hesap şuydu: Başka her hükümetin çalışması mümkün olduğunca sabote edilecekti. Orban da perde arkasından, başbakan olmasa bile belirleyici olmaya devam edecekti.
Ancak 12 Nisan’da iktidardan seçimle uzaklaştırılan otokratın hesaba katmadığı şey, partisi Fidesz’in (Genç Demokratlar Birliği) ağır seçim yenilgisi ve muhalefet partisi Tisza’nın (Saygı ve Özgürlük) tarihî düzeyde yüksek sayılabilecek üçte iki çoğunluk elde etmesiydi. Macaristan’ın yeni Başbakanı Peter Magyar (fotoğrafta solda) ve parlamento grubu şimdi bu çoğunluğu bolca kullanıyor ve Orban sistemini hızla tasfiye ediyor. Magyar buna “Araf Operasyonu” adını veriyor.
Bu operasyonun en önemli bölümü de Peter Magyar’ın geçen hafta Ankara’da katıldığı NATO Zirvesi ve ardından Türkiye’de yaptığı tatil sonrası hayata geçirildi: Macaristan Parlamentosu, Magyar ve hükümetinin Haziran sonunda önerdiği kapsamlı anayasa değişikliklerini kabul etti.
Değişikliklerle bir yandan Orban sisteminin önemli görevlileri makamlarını bırakmak zorunda bırakılıyor. Bunlar arasında Cumhurbaşkanı Tamas Sulyok ve dört Anayasa Mahkemesi yargıcı da var. Peter Magyar, Sulyok’u ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Peter Polt gibi başka isimleri defalarca “Orban’ın kuklaları” diye nitelemiş ve seçim kampanyası sırasında onların görevden alınmasını sağlayacağını açıklamıştı.
Diğer yandan anayasa değişiklikleri, hukuk devletini hedef alan Orban’ın ağır kısıtlamalarını iptal ediyor. Örneğin Anayasa Mahkemesi, eski yetkilerine yeniden kavuşuyor ve yargının bağımsızlığı genel olarak güçlendiriliyor. Yalnızca üçte iki çoğunlukla değiştirilebilecek yasaların sayısı azaltılıyor. Ayrıca yasa dışı yollarla elde edilen varlıkların geri alınması için bir kurum kuruluyor. Son olarak milletvekillerinin en fazla üç dönem görev yapabilmesi öngörülüyor.
Popülist ve otokratik rejim sistemlerinin bertaraf edilip yerlerine demokrasinin yeniden kurulup kurulamayacağı sorusu, AB’de en geç Orban’ın 2010’dan itibaren yükselişe geçmesinden bu yana yoğun biçimde tartışılıyor. Bu tartışma, haksızlıkları gidermek için ne kadar ileri gidilebileceği ya da gidilmesi gerektiği sorusunu da içeriyor.
Peter Magyar hükümeti için iki ayın ardından şu söylenebilir: Hiç de çekingen davranmıyor. Donald Tusk hükümetinin Polonya’da sahip olmadığı gerekli çoğunluğa sahip olduğu için, bunun nasıl yapılabileceğini yüksek hızda gösteriyor. Aynı zamanda Tisza partisinde ve Macarların önemli bir bölümünde, Orban rejimiyle radikal biçimde hesaplaşma yönünde siyasi irade bulunuyor.
Hava, Orta ve Güneydoğu Avrupa’nın bazı ülkelerinde 1989 dönüşüm yılında yaşanan atmosfere benziyor. Macaristan’da pek çok kişi “sistem değişiminden” söz ediyor. Bu anlaşılır bir durum. Çünkü Orban ve çevresindeki dar güç çevresi, 16 yıl boyunca birçok Macar’ın sonunda giderek daha katlanılmaz bulduğu bir kendini beğenmişlik ve keyfilikle hüküm sürdü. Bu koşullar altında Orban devletinin radikal biçimde geri dönüştürülmesii de olağan şartlardakinden farklı bir ışık altında görünüyor.
Peter Magyar, anayasa değişikliklerine yönelik bütün itirazları reddetti. Magyar’a göre mevcut Temel Yasa’ya dokunmamak “Macar ulusuna ihanet” olurdu. Çünkü bu metin, Orban’ın partisi Fidesz ile ona bağlı küçük Hristiyan Demokrat Halk Partisi’nin (KDNP) kurduğu mafya sisteminin, yani “Cosa Nostra’nın temel belgesi” idi. Gerçekten de Orban, son 15 yılda anayasayı kendi ihtiyaçlarına göre biçimlendirmişti. Üstelik bunu, birçok anayasa hukukçusuna göre bir anayasada yeri olmayan ayrıntılara kadar yapmıştı.
Orban’ın partisi Fidesz ile KDNP’nin parlamento grupları, Pazartesi günkü oturumu boykot etti ve oylamaya katılmadı. Orban ve başka Fidesz siyasetçileri günlerdir anayasa değişiklikleriyle birlikte “Macaristan’da demokrasinin ve hukuk devletinin sonunun” geleceğini söylüyordu.
Fidesz’in Budapeşte’de protesto mitingi çağrısına ise geçen hafta yalnızca birkaç bin kişi katıldı. Bu, daha önce Fidesz mitinglerine gelen on binlerce, hatta yüz binlerce kişiyle keskin bir tezat oluşturuyordu. O mitinglere katılım çoğu zaman Orban’ın devlet gücü tarafından dayatılıyordu.
Ancak Orban cephesindeki çözülme bununla da sınırlı değil ve hızla devam ediyor. Pazartesi günkü oylamadan kısa süre önce, bir dönem Orban’ın iktidar hiyerarşisinde üçüncü isim olan Fidesz Grup Başkanı Gergely Gulyas istifasını açıkladı. Gulyas, artık grubu yönetebilecek durumda olmadığını söyledi. Ağır seçim yenilgisinin ardından milletvekilliği görevinden vazgeçen, ancak birkaç hafta önce yeniden Fidesz Genel Başkanı seçilen Viktor Orban ise bu sırada ABD’deki Futbol Dünya Kupası’na gitmek üzere yoldaydı.
Bu nedenle çok sayıda gözlemci, eski başbakanın partisini ve destekçilerini yüzüstü bıraktığını söyledi. Telex haber sitesi, “Viktor Orban kendisini şu anda siyasi oyunun dışına itiyor” yorumunu yaptı.
Siyaset bilimci Gabor Török ise Facebook’ta, “Orban, Macaristan’da demokrasinin sona erdiğini düşünüyorsa Dünya Kupası’na gitmemeli” diye yazdı. Török’e göre gerçekte sona eren şey daha çok Orban siyasi mitiydi.
Gerçekten de Macaristan’da bağımsız gözlemcilerin neredeyse hiçbiri, en azından şu anda, Peter Magyar hükümetiyle ikinci bir otokrasinin başlayacağı görüşünde değil. Ancak bazı Macar hukukçular ve sivil haklar örgütleri, anayasa değişikliklerinin bir bölümüne ve bunların hayata geçirilme hızına itiraz ediyor.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
