Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Serbest Kürsü

Modern çağın yırtıcıları

Halil Ocaklı
Son güncelleme: 3 Ocak 2026 16:58
Halil Ocaklı
Paylaş
Paylaş

Telefona gelen bildirimleri hemen fark etmemiz, cihazın teknolojisinden çok beynimizin milyonlarca yıldır taşıdığı evrimsel mirasla ilgilidir.

Bu miras özünde “çevreyi sürekli tara, potansiyel tehditleri ayırt et ve hayatta kalmak için gerekeni yap” mantığıyla çalışır. Modern çağın dijital dünyasında ise aynı mekanizma, “hiçbir bildirimi kaçırma, anında değerlendir ve tepki ver” olarak yeniden tetiklenir. Bu refleksin kökeni, atalarımızın çevreyi aralıksız izlemek zorunda olduğu dönemlere uzanır.

Toplayıcı-avcı atalarımız gözleri ve kulaklarıyla her an tetikteydi. Ormanda işitilen en ufak bir hışırtı yaklaşan bir yırtıcıya işaret ediyor olabilirdi, yerdeki bir sarmaşık kıvrımı zehirli bir yılan sanılabilirdi. Benzer biçimde koku alma duyusu da, örneğin bir su kaynağının zehirli olup olmadığını sezmede kritik rol oynuyordu.

Bu koşullarda sinir sistemimiz, çoklu duyusal veriyi hızla sınıflandıracak biçimde gelişti. Risk sinyalleri belirdiğinde “savaş, kaç ya da don” (fight, flight, or freeze) tepkisini devreye alan bir alarm düzeni kurdu. Ne var ki çevreyi sürekli tarayıp tetikte kalmak, beyne yüksek bir enerji maliyeti yüklüyordu.

İnsan beyni bu maliyeti düşürmek için, nörobilimde bugün “öngörücü kodlama” denilen bir stratejiyi geliştirdi. Tehditleri her seferinde baştan hesaplamak yerine, bir öngörü üretip gelen verilerle bu öngörüyü düzeltmeyi öğrendi. Böylece hızlı karar verme kapasitesini korurken enerji tüketimini de azaltabildi.

Bu nedenle beynimiz dış dünyayı bir kamera gibi edilgen biçimde kaydetmez ya da bir ayna gibi birebir yansıtmaz. Duyusal girdiler bellekteki alışkanlıklar, örüntüler ve beklentiler ışığında yorumlanarak işe yarayabilecek veriler seçilir ve bilince taşınır. 

Algı, beynin beklentilerimiz ile dış dünyanın gerçekleri arasındaki farkı azaltma çabasıdır. Bu çaba, en az enerjiyle en hızlı kararı vermek için kurgulanan aktif bir süreç olarak işler. Dolayısıyla bu düzenek, sonsuz veri akışını hayatta kalmaya yetecek kadar süzen, güvenlik odaklı bir filtre gibi çalışır 

Ancak beynin bu “hız ve verimlilik” odaklı çalışma biçimi, bizi bazen yanılsamalara sürükleyebilir. Buradaki temel sorun, kısıtlı izlenimleri sosyal öğrenmenin de etkisiyle “gerçek” sanmak ve bu ön yargılara sıkı sıkıya tutunmaktır. Zihin, durumu tartıp sorgulamak yerine en belirgin ve en sık yinelenen uyaranların “güvenli” olduğu yönünde bir sonuç üretir.

Günümüzde belki orman yırtıcılarıyla karşılaşmıyoruz ancak risk tarama sistemimizin çalışma mantığı değişmedi, yalnızca hedefler dönüştü. Tehlikenin biçimi artık fiziksel bir tehdit değil; ekonomik belirsizlik, işsizlik ya da sosyal dışlanma gibi psikolojik formlarda karşımıza çıkıyor.

Zihnimizdeki bu kadim alarm devreleri, özellikle dijital ortamlarda sürekli dürtülür. Sesli bildirimler, ışıklı uyarılar ve bitmek bilmeyen kısa akışlar, beynin sık gelen sinyallere olan duyarlılığını sömürür. Öyle ki, beklenen “laykların” gelmemesi ya da farklı bir tepki alınması, zihin tarafından çoğu zaman “yakın bir tehdit” varmış gibi kodlanır. 

Sonuç olarak beyin, modern dünyanın sinyallerine karşı hâlâ o ilkel stres tepkilerini devreye sokarak tepki verir; çünkü alarm mekanizması hâlâ aynı kadim refleksle çalışmaktadır 

Dikkat çekme mühendisliği

Sosyal medya platformlarının temel amacı kullanıcıyı “bilgilendirmek” değil, ilgiyi sürekli canlı tutarak kendine gelir üretmektir. Bu iş modeli, kullanıcının fiziksel ya da psikolojik sağlığını umursamaz, ekranda kalma süresini önceleyen metrikleri izler. 

Bu amaç doğrultusunda platformlar, nörobilimden psikolojiye kadar pek çok farklı alandan uzmanla çalışarak algoritmalar geliştiriyor. Bu algoritmalar, beğenilme ve onaylanma beklentimizi canlı tutarken, kendi görüşlerimize yakın “sempatik” içerikleri öne çıkararak bu etkiyi pekiştirir.

Nitekim pandemi süreciyle hızlanan dijitalleşme, ekranlarla kurduğumuz bu ilişkiyi kalıcı bir alışkanlığa dönüştürdü. Geleneksel kurumlara duyulan güven zayıflarken, özellikle gençler için “fenomenler” yeni referans noktaları haline geldi. Böylece içerik akışı ve sosyal onay dinamikleri, manipülasyona çok daha açık bir zemine taşındı.

Bu manipülasyonun en güçlü aracı ise krizler, trendler ve skandallar üzerinden sunulan aralıksız bildirim akışıdır. Temelde hepsi aynı biyolojik düğmeye basar:

“Bak bir şeyler oluyor, hemen tara, sakın kaçırma!”

Bir zamanlar ormanda hayatta kalmamızı sağlayan “tetikte kalma” düzeneği, şimdi “dijital ormanda” sonsuz uyaran akışına bağlanarak adeta tutsak alınıyor. Bu nedenle ayrımcı, kutuplaştırıcı içeriklerin daha görünür olmasının gelişigüzel olmadığını düşünüyorum. 

Algoritmalar; “kim ne demiş, şu an neler trend, yeni kedi videosu var mı, kimler beni laykladı” gibi merakı sürekli canlı tutan gizli sorular üzerinden kullanıcıyı ekrana bağlar. Beyin reflekslerini güçlü biçimde dürten bu tür uyaranlar, dikkati sık sık bölerek odağı tüketime yönlendiren birer “ekran tuzağı” işlevi görür. Bu sayede zihin sürekli tetikte tutulurken, her etkileşim platformların dikkat mühendisliği için ihtiyaç duyduğu o değerli veriyi sağlar. 

Uzun vadede bu tasarım, denetlenmesi güç bir alışkanlığa ve dolayısıyla “problemli teknoloji kullanımına” evrilir. Gelişim çağındaki gençlerde anksiyete, depresyon ve uyku bozukluklarını tetikleyebilen bu tablo, olumsuz sonuçlara karşın davranışın sürdürülmesiyle kronikleşir. Ancak çözüm noktasında, popüler bir söylem olan “dopamin detoksu” gibi moda yaklaşımlar genellikle yüzeysel kalır. 

Sosyal medyayla ilişkiyi dönüştürmek

Bu noktada asıl gereken, bilinçli kullanım alışkanlığı geliştirmektir. Bildirimleri kapatmak, ekran süresini kısıtlamak yaygın öneriler olsa da, aynı sonucu vermeyebilir. Hatta tersine bazı kişilerde “bir şeyleri kaçırma korkusunu” (FOMO) tetikleyerek içsel gerginliği artırabilir. 

Çözüm “teknolojiden kaçmak” değil, kendimizi daha iyi tanımaya yönelmektir. Öncelikle zihnimizin manipülasyona açık olduğunu ve dijital platformların bunu gayet iyi bildiğini anlamalıyız.

Bu tanıma süreciyle beraber, ilk adım olarak bize değer katmayan, tersine öfke, kaygı ve yetersizlik üreten hesapları sistematik olarak ayıklayabiliriz. Arada bir göz atmak yerine, belirli net bir zaman ayırıp buna sadık kalabiliriz. Okuma, yürüyüş, müzik ve yemek yapmak gibi ekransız rutinlerle denge kurabiliriz.

Platformların gücü teknolojiden çok, evrimsel zayıf noktalarımıza aynı anda basabilmesinden gelir. Bu işleyişi anladığımızda mekanizma yönetilebilir hale gelir. Sosyal medya yalnızca bir araçtır; bu aracın rotasını algoritmalar değil, bizim bilinçli seçimlerimiz belirlemelidir.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanHalil Ocaklı
Takip et:
Bayburt'un Sisne köyünde doğdu (1964). Almanya'da gurbetçi bir çocuk olarak büyüdü ve burada Yunan-Roma tarihi okudu. California Berkeley Üniversitesi'nde Proto-Altayca ve Japonca ilişkileri üzerine çalıştı. Bu süreçte Japonya'da Kyushu Üniversitesi'nde bir sömestr geçirdi. Çalışma alanı: Diyakronik (Artsüremli) Proto-Dil Tipolojisi. Türkiye ve ABD'de profesyonel turist rehberliği ve çevirmenlik yaptı, 50'den fazla ülke gezdi. Rodos'ta otel işletmeciliği yaptı. Hindistan'da çeşitli eğitimler aldı. Rusya'da Tver Devlet Üniversitesi'nde çalışırken Olga ile evlendi. Kadim Vedanta felsefesine derin bir ilgi duyuyor. Aksiyon dolu yılların ardından, şimdi Bergamo (İtalya) ve Antalya'nın sade sakinlerinden biri olmaya çalışıyor.
Önceki Makale Washington’un trajik ölümü
Sonraki Makale Rusya’da Hizb-ut Tahrir operasyonu

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Serbest Kürsü

YDÜ Hastanesi’nde bir garip muamele

Alper Eliçin
27 Ocak 2026
Serbest Kürsü

Ah özgürlük vah özgürlük!

Tijen Zeybek
26 Ocak 2026
Serbest Kürsü

Sınıftaki “Sakıncalı Piyade”

Elif Şahin Hamidi
25 Ocak 2026
Serbest Kürsü

İlkokul anılarım…

Alper Eliçin
25 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?