Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Serbest Kürsü

“Kwai Köprüsü” ve gerçekler

Alper Eliçin
Son güncelleme: 30 Aralık 2025 19:32
Alper Eliçin
Paylaş
Paylaş

“Kwai Köprüsü” adını ilk duyduğumda 12 yaşındaydım. O yıl, yani 1967’de, 4.Levent’te şimdi Migros’un olduğu yerde faaliyet gösteren Levent Sineması’nda “Kwai Köprüsü” filmi gösterime girmişti. Filmin afişindeki köprü ve önündeki İngiliz askerleri o yaştaki bir erkek çocuk için oldukça cezbediciydi.

Hafta içi bir gün filmi izlemek için 12.30 matinesine bilet aldım. Film gerçekten çok hareketli ve heyecanlıydı. İngilizlerin dünyanın öbür ucundaki kahramanlıklarını ve Japonların gaddarlıklarını ilgiyle izledim ve çok da etkilendim.

Filmde İkinci Dünya Savaşı esnasında Burma (bugünkü Myanmar) ile Tayland arasında Japonlar tarafından inşa edilmeye çalışılan bir demiryolu hattı üzerinde yapılacak önemli bir köprüde, zorla çalıştırılan İngiliz savaş esirleri konu alınmaktaydı. Filmde yine esir alınmış komutanları Albay Nicholson önderliğinde askerler köprü inşaatını başarıyla bitiriyorlardı. Ancak, bu demiryolunun yapımı halinde Burma’daki İngiliz kuvvetleri Japon saldırısı riski altına gireceğinden, İngiliz ordusu bu projenin engellenmesi gerektiği düşüncesindeydi. O nedenle, bir İngiliz komando birliği köprüyü imha etmek için görevlendiriliyordu. Fakat büyük zorluklarla köprüyü inşa etmiş olan Albay Nicholson, köprüye hissi olarak bağlanmış olduğundan, yıkılmasına karşı çıkmaktaydı. Dolayısıyla gelen İngiliz komandolarıyla arasında bir gerilim oluşuyor, hatta köprüyü korumak için Nicholson Japonlarla iş birliğine bile giriyordu. Filmin sonunda Kwai Köprüsü patlayıcılarla havaya uçuruluyordu.

Konusu, değişik sahneleri ve müziği ile beni çok etkileyen bu filmin, zamanla sinema klasikleri arasına girmiş olduğunu, otuzlu yaşlarımda öğrendim. Filmin konusu bir romandan alınmış. Yazarı Pierre Boulle isimli bir Fransız. 1952’de kaleme almış. Romanın orijinal adı ‘Le Pont dela riviere Kwai’. İngilizce tercümesi ise 1952’de yapılmış. Yazarın bir başka önemli yapıtı da Maymunlar Cehennemi.

Boulle bir elektrik mühendisi olarak Hindiçini’de çalışmış ama aynı zamanda De Gaulle taraftarı bir Fransız casusuymuş. Peter John Rule takma adıyla yaptığı casusluk faaliyetleri esnasında, 1943’te Vichy Fransası’na bağlı güçlere esir düşmüş ve iki yıl Saygon’da hapis yatmış. Hindiçini deneyimleri ve esaret hayatı ona Kwai Köprüsü romanını yazmak için ilham vermiş. Ancak, kendisi savaş esnasında gerçekten Japonlar tarafından Kwai Köprüsü’nü inşa etmeye zorlanan İngiliz ve Hollandalı esir askerler arasında bulunmamış.

1957’de romanın filmi çekilmiş ve 7 Oscar ödülü birden kazanmış. Bunlardan biri de filmin müziği için verilmiş. ‘River Kwai March’ adı verilen film müziği de artık klasikler arasında.

Marşın bestecisi Sir Malcom Arnold. Aslında müzik iki farklı melodiden oluşuyormuş. İlk müzik 1914’te Fredrick Joseph Ricketts (takma adıyla Kenneth J. Alford) tarafından bestelenmiş. Filmde Sir Arnold bu müziği kendi bestesi olan River Kwai March ile kontrpuan tekniğiyle birleştirip kullanmış.

Ricketts’in 1914’te bestelediği melodinin adı ise ‘Colonel Bogey’s March’. Onun da ilginç bir hikayesi var; kökeni golf sahalarına kadar dayanıyor. Merak eden araştırabilir. Melodinin ıslıkla çalınan uyarlaması:

Aynı şekilde neden ıslıkla çalındığını da filmi izleyerek öğrenirsiniz düşüncesiyle burada anlatmıyorum.

Filmi izlememin üzerinden 41 yıl geçtikten sonra 2008 Temmuz’unda Bangkok’a yaptığım bir seyahatte otel lobisinde Kwai Köprüsü’ne günübirlik tur düzenlendiğini görünce hemen başvurdum. Bu sayede unutamadığım filmin çekildiği yeri görebilecek, olayları yerinde hayal edebilecektim.

Ertesi sabah bir midibüsle Myanmar sınırına doğru hareket ettik. Sınırdaki Kanchanaburi’ye gidecektik. Bir buçuk saat kadar sonra bir şehitlik önünde durduk. Girişte Britanya-Hollanda ortak şehitliği olduğu yazıyordu ve kapıdan girildiğinde ana yolun sağ tarafında Britanya adına, diğer tarafta ise Hollanda adına şehit düşenlerin mezarları vardı. Bu sayede bu çatışmalarda Hollanda ordusuna bağlı kuvvetlerin de önemli rol oynadığı ve esir düştüğünü öğrenmiş oldum. Filmde ise Hollandalılardan hiç bahis yoktu.

Mezarlıkta 7000 civarında mezar bulunuyormuş ve bunların 3568’ı İngiliz Hindistan güçlerine, 1362’si Avustralyalılara, 1896’sı Hollanda adına savaşan askerlere aitmiş. Daha sonra yolumuza devam ettik ve kısa bir süre sonra Kwai Köprüsü’ne ulaştık.

Ortalık turistler nedeniyle ana baba günüydü. Tabii bunlara hediyelik eşya satmak isteyen yerel halkı da katmak lazım. Beton ayaklar üzerine çelik konstrüksiyon olarak inşa edilmiş olan köprünün üzerinde sadece tek hat bir demiryolu vardı. Rayların arası ise metal plakalarla kapatılmış ve yayaların geçişi için dar bir yol oluşturulmuştu.

Kwai Köprüsü’nün üzerinde

Yürüyerek nehrin diğer kıyısına geçip fotoğraf çektim, sonra da geriye dönmek için tekrar köprünün üzerine çıktım. Tam o sırada arkamdan bir trenin düdüğü duyuldu. Bir tren köprüye girmiş ve makinist yayaların kenara çekilmesi için uyarıda bulunuyordu.

Herkes gibi ben de köprünün iki ucuna yerleştirilmiş platformlardan birine çıkıp trenin geçişini izledim. O akşam Bangkok’a, günübirlik bu geziden filmde izlediğim yerleri görmüş bir kişi duygusuyla geri döndüm.

Tayland seyahatimin üzerinden 17 yıl geçti. Geçenlerde Kamboçya-Tayland arasındaki çatışmalar ve Myanmar’daki iç savaş üzerine bazı yazılar okurken aklıma bu gezi geldi ve konuyu biraz daha araştırmaya karar verdim. Ancak karşıma çıkan hikâye filmde anlatılandan epey farklıydı.

Öğrendiğime göre köprü gerçekten de 1942-43 yılları arasında Japonların Burma harekâtı nedeniyle inşa edilen bir demiryolunun parçası. Japonların o dönemde verdiği isimle Tayland-Burma Bağlantısı Demiryolu (Tai–Men Rensetsu Tetsudō). Demiryolu 415 kilometre uzunluğunda. Balta girmez ormanlar, nehirler ve dağlar aşılarak inşa edilmiş. İnşaat esnasında 250 bin civarında Güneydoğu Asya kökenli işçi bu projede zorla çalıştırılmış, bunlardan 90 bini açlık, yorgunluk, iş kazaları ve hastalıklar nedeniyle ölmüş. Japonların müttefik kuvvetlerden esir aldığı 12 bin asker de inşaat esnasında ve sonrasında yerleştirildikleri toplama kamplarında yaşamını yitirmiş. Ölümler savaş sonrasında 1947’ye kadar bakımsızlık ve hastalık nedeniyle devam etmiş. Bu nedenlerle bu demiryolu hattına “Ölüm Demiryolu” adı da verilmiş.

Japonlar tarafından büyük zorluklarla 12 ay gibi inanılmaz derecede kısa bir süre içerisinde bitirilen ve Bangkok ile Burma’nın başkenti Rangun’u birbirine bağlayan bu demiryolu, savaştan sonra İngilizler tarafından Burma’nın güvenliği açısından riskli bulunup sökülmüş. Şu anda sadece Tayland tarafındaki kısmı operasyonel.

Japonların bu demiryolunu zamanla yarışarak inşa etmesinin temel nedeni Haziran 1942’de ABD ile yapılan Midway deniz muharebelerinde donanmalarının önemli bir bölümünü kaybetmeleri. Bu nedenle, Burma’daki Japon kuvvetlerini denizden desteklemek çok riskli hale geldiğinden, çözümü Burma’ya karadan ulaşmakta bulmuşlar. Filmdeki köprünün havaya uçurulması tarihi gerçeklerle uyuşmuyor. Havadan defalarca bombalanmış, ama Japonlar hızla tamir ederek düzenli bağlantının devamını sağlamışlar. Yine filmdeki anlatının önemli bir bölümünü oluşturan komando harekâtı da gerçekte olmamış. Ayrıca film de Tayland’da değil Sri Lanka’da çekilmiş. Dolayısıyla film icabı havaya uçurulan köprü de Sri Lanka’daymış.

Ben ise gerçek köprüyü görmüşüm. Romandaki, dolayısıyla filmdeki ana karakter Albay Nicholson. Gerçek olaydaki Albay Phillip Toosey’den esinlenilerek yaratılmış. Ancak filmde esirleri köprü üzerinde çalıştırmaya takıntılı, bu nedenle Japonlarla iş birliği bile yapan Nicholson ile pek benzerliği de yokmuş. Toosey esirlerin yaşamlarını korumak için elinden geleni yapan askerleri tarafından sevilen bir komutanmış.

Sonuçta 17 yıl sonra gerçek olayı öğrenmiş olmakla birlikte yıllarca bir romandaki anlatıya gerçek tarih gibi inanmış olmak, o bilgilerle Kwai’ye gidip gerçekdışı tarih bilgisiyle köprüyü ziyaret etmek de epey canımı sıktı. Hatta, bu yazıyı kaleme almakla bir aldatılmışlık duygusuna kapıldığımı da söylemeliyim.

Manşet fotoğrafı: moviesanywhere.com

Not: Bu yazım ilk olarak noktakibris.com sitesinde yayınlanmıştır.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanAlper Eliçin
Takip et:
1974 yılında Alman Lisesi’nden mezun oldu. Öğrenimine Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nde devam etti. İngiltere’de Sussex Üniversitesi’nde Yöneylem Araştırması ve ABD’de Clemson Üniversitesi’nde İşletme alanlarında yüksek lisans yaptı Dünya Bankası'na değişik projelerde danışmanlık yaptı, Çukurova Metropolitan Bölgesi Kentsel Gelişim Projesi'nde ise proje direktör yardımcılığı görevini üstlendi. Gayrimenkul geliştirme projelerindeki deneyimini zaman içerisinde turizm yatırımlarına yönlendirmiştir. İş yaşamına 1990 yılından itibaren Pegasus Havayolları'nda kurucu ortak olarak devam etti, şirkette genel müdür yardımcısı ve yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. İstanbul Havayolları'nda genel müdür yardımcılığı, Kavrakoğlu Management Institute’da başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu. Havayolu yönetimi, yeniden yapılandırılması, şirket birleştirme, ayırma ve satın almaları ve gayrimenkul yönetimi konuları uzmanlık alanlarından. Merkezi Paris'te olan Milletlerarası Ticaret Odası Havacılık Komitesi'nde uzun yıllar Türkiye'yi temsil etti, Türkiye Havacılık Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Türkiye Özel Sektör Havacılık İşletmeleri Derneği Başkan Yardımcılığı görevlerinde de bulundu. 2008 yılında BCD Eğitim ve Danışmanlık Ltd’nin kurucu ortağı oldu. Halen serbest danışman ve eğitmen olarak çalışmaktadır. Bugüne kadar Türkiye, KKTC, Rusya, Gürcistan, Azerbaycan, Romanya, Mısır, Belçika, İsviçre ve Avusturya’da eğitimler vermiş, danışmanlık yapmıştır. Ayrıca, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde dijital yayın organlarında köşe yazarlığı yapmaktadır. Çok iyi düzeyde Almanca ve İngilizce biliyor. Dağ tırmanışları ve doğa yürüyüşlerine ilgi duyuyor, Ağrı ve Musa dağları tırmandığı dağlar arasındadır. Okumak ve seyahat etmekten büyük zevk alıyor.
Önceki Makale Eski çağlarda tıp
Sonraki Makale “Kötü turiste” para cezası

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

ManşetSerbest Kürsü

Devşirme kızlara niçin Arap adları verilmiş?

Metin Gülbay
30 Ocak 2026
ManşetSerbest Kürsü

Türkçe ve Japonca akraba mı?

Halil Ocaklı
30 Ocak 2026
Serbest Kürsü

YDÜ Hastanesi’nde bir garip muamele

Alper Eliçin
27 Ocak 2026
Serbest Kürsü

Ah özgürlük vah özgürlük!

Tijen Zeybek
26 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?