Cuma, 14 Ağu 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Köşe yazılarından seçmeler

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 14 Temmuz 2026 19:35
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Ahbap soruşturması: Haluk Levent’e sorular-Murat Ağırel (Cumhuriyet)

“Türkiye’nin hafızasında bazı tarihler vardır.

6 Şubat da onlardan biri.

O gece yalnızca şehirler yıkılmadı. İnsanların devlete, kurumlara ve sisteme duyduğu güven de enkaz altında kaldı.

Nasıl olmasın ki? Depremin ertesi günü yıkılmış sokaklarda yürüdüm. Yüreğim hâlâ acıyor.

O çaresizlik ortamında, sisteme olan güven yıkılmışken tam da o saatlerde milyonlarca insan başka bir adrese yöneldi.

Ahbap ve Haluk Levent’ten bahsedeceğim.

O dönemde yapılan yardımları herkes hatırlıyor.

Kimisi bir günlük yevmiyesini gönderdi. Kimisi çocuğunun kumbarasını açtı. Kimisi yılların birikimini. Kimisi şirket kasasını. Çünkü insanlar yalnızca para göndermedi. İnandıkları bir isme emanet bıraktılar.

Haluk Levent’e…

Geçen ay, yani haziran ayında aradım Haluk Levent’i.

Onlar TV yayınına katılıp katılmayacağını sordum. Katılabileceğini ancak öncesinde bir albüm çalışması olduğunu ve BM (Birleşmiş Milletler) toplantısında konuşması olduğunu belirtti ve sonraki haftalarda çıkabileceğini belirtti.

Tam da kamuoyunun cevabını beklediği soruları sormak istemiştik.

Yapamadık.

Bugün geldiğimiz noktada Haluk Levent ve Ahbap Derneği ile bağlantılı isimlerin gözaltına alındığını öğrendik.

Ahbap Derneği hakkında yürütülen soruşturma, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatıldı. Soruşturma “Dernekler Kanunu’na muhalefet”, “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” ve “örgüt üyeliği” suçlarından yürütülüyor.

Levent Bursa’da yakalandı. Levent’in asistanı Yeliz Kaya daha önce tutuklanmıştı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri de Ahbap’ta arama yaptı, dijital verilere ve evraklara el koydu.

Soruşturma kapsamında 2024 tarihinde resmi yazışmalar başlamış. Ulaşıp inceleyebildiğim belgelere göre soruşturmanın üç ayağı bulunuyor. Bir ayağı Haluk Levent’in kardeşi Berkant Acil’e dayanıyor. Acil soyadı Haluk Levent’in gerçek soyadı.

Kardeş Berkant Acil’e Şile Belediyesi ile bağlantılı konser organizasyonları kapsamında rüşvet, usulsüzlükler ve yolsuzluklar yaptığı, maliyetleri yüksek gösteren sahte faturalar kullandığı iddiası ile operasyon yapılmıştı.

Yeliz Kaya, Haluk Levent’in asistanı olarak biliniyor ve hesaplarında yüksek miktarlı para transferleri olduğu tespit edildi. Yeliz Kaya ifadesinde bu hesabın Haluk Levent tarafından kullanıldığını iddia etti.

İkinci ayak ise iş insanı Hüseyin Başaran’ın suç duyurusuna dayanıyor.

Başaran, Haluk Levent kimsesiz kız çocuklarına yurt yaptırmak amacıyla Başaran’a ait gayrimenkulleri dernek adına satın aldığını, paranın ise ödenmediğini belirtti. Kızının vefatı sonrasında duygusal bir boşluk yaşayan Başaran, yurtdışından gelecek yardım fonlarının alınabilmesi amacı ile Haluk Levent’in isteği doğrultusunda teklifi kabul etmiş ve evleri de teslim etmiş. 21 tapu Kaya’nın üzerine geçirilmiş. Yeliz Kaya tapu devri sonrasında 24 saat içerisinde tapuları Esin Önder Çağlayan’a devretmiş.

Savcılığın üzerinde durduğu üçüncü ayak ise dernek çevresindeki bazı isimlerin hesaplarının fiilen başkaları tarafından kullanıldığı yönünde. Bir başka başlık ise bu hesaplar arasında gerçekleştiği belirtilen yoğun para transferleri.

Transfer açıklamalarında yer aldığı belirtilen “borç”, “borç iadesi”, “Ahbap faaliyetleri”, “Haluk için” gibi ifadeler ise soruşturmanın dikkat çektiği ayrıntılar arasında.

Dosyanın en fazla tartışılan başlıklarından biri de yurtdışından geldiği belirtilen yüksek tutarlı para transferleri.

Savcılık bu paraların kaynağının açıklığa kavuşturulması gerektiğini söylüyor. Uluslararası konser gelirleri mi, telif gelirleri mi, yoksa Ahbap adına gelen yardım paraları mı?

Savcılık, soruşturma kapsamında bazı hesaplardan yüksek tutarlı yasal bahis işlemleri gerçekleştirildiğini öne sürüyor. Raporlarda da bu tespit edilmiş durumda. Gözaltına alınan Alper Çelik hakkında da MASAK’ın tespitleri var.”

“Kurtuluş” tartışması-Soner Yalçın (Nefes)

“Milli Eğitim Bakanı’nın “Kurtuluş Savaşı deniyor; kimden kurtulduk” sorusu, kişisel bilgisizlik meselesi olarak görülemez. Bu soru, Türkiye’deki derin tarih bilinci aşınmasına işaret ediyor…

“Kurtuluş” kavramı, Soğuk Savaş yıllarında bilinçli biçimde kötü algılatıldı. Anti-emperyalizm, ulusal bağımsızlık, sömürgecilik karşıtlığı ve üçüncü dünya halklarının özgürlük mücadeleleri “sol jargon”, “Sovyet etkisi” ya da “ideolojik sapma” gibi gösterildi!

Böylece insanlık tarihinin en meşru kavramlarından “kurtuluş”, kuşkulu hale getirildi…

Oysa:

“Kurtuluş”, sadece bir işgal ordusunun ülkeden çıkarılması değildir. Bir milletin kendi geleceğini yeniden kendi ellerine almasıdır. Başkalarının çizdiği siyasal haritayı reddederek kendi devletini ve kendi egemenliğini yeniden inşa etmesidir…

Bu nedenle “Kurtuluş Savaşı” adı, Türkiye’yi dünya tarihindeki büyük bağımsızlık mücadeleleri ile aynı çizgiye yerleştirir:

Amerikan Bağımsızlık Savaşı nasıl yalnız İngiliz askerine karşı verilmediyse…

Cezayir, Vietnam, Irak ya da Hindistan örneklerinde “kurtuluş” nasıl yalnız askeri çatışmayı anlatmıyorsa…

Türkiye’de de Kurtuluş Savaşı yalnız cephelerden ibaret değildir…

Bakan’ın yanıldığı yer burasıdır:

Kurtuluş Savaşı, yalnız kime karşı kazanıldığını değil, dayatılan hangi düzenin yıkıldığını anlatır…”

15 Temmuz… Ya başarılı olsaydı?-L. Doğan Kılıç (BirGün)

“Temel Reis, Kırmızı Başlıklı Kız, Garfield, Cinderella, Bugs Bunny, Alaaddin ve Sihirli Lambası … Bunlar İlhan Cihaner’in Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanıp yargılandığı davada deliller arasında dosyaya giren, kızı Sıla’ya ait 50 kadar çizgi film CD’sinden bazıları. Onlar arasında Sıla’nın ödevlerini kopyaladıkları CD’ler de vardı.

Eşi Muhteber Cihaner’e ait yemek tarifi CD’leriyle birlikte dinledikleri Mozart, Sezen Aksu, Mahsun Kırmızıgül, Mor ve Ötesi, Zülfü Livaneli, Ahmet Kaya, Neşet Ertaş, Zeki Müren ve Funda Arar CD’leri de iddianamenin ek klasörleri içindeydi.

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olarak, dokunanın elinin yandığı JİTEM’e ve cemaatlere dokunan, Gülen’le ilgili ilk bütünlüklü soruşturmayı başlatan Cihaner hiç kuşkusuz Fethullahçıların hedef tahtasında 12’nin olduğu noktadaydı.

Nitekim hakkında 26 yıl isteyen ve cezaevine gönderen savcı Osman Şanal da 15 Temmuz’un ardından FETÖ üyeliğinden 11 yıl 3 ay hapis cezası aldı.

Buradan bakınca, 15 Temmuz’u “lütuf” sayacakların başında Cihaner’in olması gerek!

Ancak, “lütuf” tanımlaması ilk önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan geldi. 15 Temmuz gecesi İstanbul Atatürk Havalimanı’nda yaptığı açıklamada, “Şu anda bu çıkış, bu hareket Allah’ın büyük bir lütfu. Bu tertemiz olması gereken TSK’nın temizlenmesine vesile olacak bir harekettir” dedi.

Darbe girişiminin ikinci yılında Sabah ve Hürriyet için yazdığı makalede de “Darbecilerin, sokağa çıkmayacağını, silah görünce sineceğini, pusacağını, hatta çil yavrusu gibi dağılacağını varsaydığı” milletin ilk kez direnerek darbeyi püskürttüğünü vurguladı. Artık “27 Mayıs darbesi sonrasında Başbakan ve bakanlarının, 12 Eylül sonrasında evlatlarının uyduruk bahanelerle darağacına gönderilmesini çaresizce, içi kan ağlayarak izleyen” millet gitmiş, darbecileri dağıtan ve “tüm dünyada demokrasinin şeref ve haysiyetini kurtaran” bir millet gelmişti!

Lütuf ya da şer gibi görünen ama hayır olan şey de “7 Ağustos’ta Yenikapı Meydanı’nda ete kemiğe bürünen o diriliş sürecinin sonunda, 16 Nisan Halkoylaması ve 24 Haziran seçimleriyle” Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçmekti.

Yarın 15 Temmuz’un 10’uncu yılında 81 ildeki törenlerde bunu kutlayacağız.

Ancak, FETÖ’nün ülke için ne büyük tehlike ve tehdit olduğunu ilk saptayan ve onun gazabına uğrayan biri olmasına karşın, dün 15 Temmuz değerlendirmesini aldığım Cihaner pek de o kutlama havasında değil.”

Cari dengede toparlanma güçleşiyor-Naki Bakır (Dünya)

“ABD/İsrail ile İran arasın­da mart ayındaki savaşın yansıması ile sıçrama ya­şayan, ateşkese rağmen gerilimin sürdüğü nisanda ise yerini geri çe­kilmeye bırakan Türkiye’nin cari işlemler açığı bu eğilimi mayısta da sürdürdü. Ancak açık mayıs­ta 1,5 milyar dolarla beklentilerin üstünde geldi.

İlk beş ay itibarıy­la 30 milyar doları aşan cari açıkta yıllık hedef tümden şaştı. Merkez Bankası verilerine göre aylık cari işlemler açığı mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 32 artışla 1 milyar 459 milyon dolar oldu. Sı­cak savaşın damgasını vurduğu, özellikle petrol fiyatlarındaki ani hızlı yükselişle küresel ekonomi­de tüm dengelerin alt üst olduğu mart ayında Türkiye, revize veri­lere göre aylık bazda 9 milyar 565 milyon dolarla son üç yılın en yük­sek aylık cari açığını vermişti. Ca­ri işlemler açığı nisanda ise 5 mil­yar 616 milyon dolara çekilmiş­ti. Mayıs ayında Türkiye cari açık vermeye devam ederken, altın ve enerji hariç cari işlemler denge­sinin ise 3 milyar 626 milyon fazla verildiği belirlendi.

Ocak-mayıs döneminde verilen kümülatif cari açık 30 milyar 679 milyon dolarla geçen yılın aynı dö­nemindekinin yüzde 29,3 üzerin­de oluştu. 2026-2028 dönemi Orta Vadeli Program’da (OVP) bu yılın tümü için cari işlemler açığı 22,3 milyar dolar olarak öngörülmüştü.

Buna göre yılın daha ilk beş ayın­da 2026 cari açık hedefi yüzde 38 aşıldı. Yaz aylarında turizm gelir­lerinin pozitif katkısının devam et­mesi beklenmekle birlikte, yıllık hedefin tutabilmesi için yılın kalan 7 ayında toplamda 8,4 milyar dolar fazla verilmesi gerekiyor. Mart so­nu itibarıyla 39 milyar 762 milyon dolarla son iki yılın zirvesine ula­şan yıllıklandırılmış cari açık nisan sonu itibarıyla 36 milyar 933 mil­yon dolara inmişti. Yıllık cari açık mayıs sonu itibarıyla 37 milyar 287 milyon dolara yükseldi. Yıllık cari açık Mayıs 2025’ten bu yana yüzde 75 oranında yaklaşık 16 milyar do­lar büyümüş bulunuyor.

Cari açığı büyüten ana faktör olan dış ticaret açığı mayıs ayla­rına göre küçüldü. Ödemeler den­gesi tanımlı dış ticaret verilerine göre aylık ihracat 21 milyar 918 milyon dolarla geçen yılın aynı ayındakinin yüzde 9,8 ve ithalat 26 milyar 258 milyon dolarla yüzde 9,7 altında gerçekleşti, dış ticaret açığı yüzde 9,2 küçülerek 4 milyar 340 milyon dolar oldu.

Uluslara­rası taşımacılık, turizm, dış müte­ahhitlik gibi faaliyetleri kapsayan ve dış ticaretteki açığı dengeleyen başlıca kalem olarak “hizmetler” alanında kaydedilen aylık net 5 milyar 207 milyon dolarlık giriş ise geçen yılın aynı ayındakinin yüzde 6,1 altında kaldı. Bu kalem altında­ki gelirlerin net 3,8 milyarlık bölü­mü seyahat kaleminden geldi. Kar­şılıklı yatırımlardaki gelir-giderler ile faiz gelir-giderini kapsayan “bi­rincil gelir dengesi” aylık net 2 mil­yar 165 milyon, karşılıksız trans­ferlerle ilgili ikincil gelir dengesi de 161 milyon dolar açık verdi.”

“Yeni Parti” iktidar alternatifi olur mu?-Mete Belovacıklı (ekonomim.com)

“Siyasetçiler gelecekteki kendi pozisyonlarına uygun tavır almaya çalıştıkları için yeni parti kararı “pat” diye alınamıyor. Tabii bir de CHP’den ayrılmayı meşru kılacak gerekçelere de ihtiyaçları var. Sorun sadece burada da değil, kurulacak yeni partinin nereye konumlanacağı da bir başka tartışma konusu.

CHP’ye ilişkin mutlak butlan kararının ardından ortaya çıkan tartışmalar hız kesmeden sürüyor.

Bu tartışmaları sadece CHP tarafından görüp, okumak nasıl yanıltıcı olacaksa, “halk bıktı, kuralım bir yeni parti; iktidar olalım. En az yüzde 60 oyumuz var” yaklaşımı da o kadar yanıltıcı görünüyor.

Açalım…

“Yeni Parti” ki adı bu olacak sanırım, öncelikle parti ayırımı gözetmeksizin muhalif çevrelerin ısrarla gündemde tuttukları bir konu. Taban ya da seçmen baskısı yeni parti kurma düşüncesi içindeki siyasetçileri harekete geçmeye zorluyor. Ancak iş gelip CHP’den ayrılıma kararı vermeye dayanınca türlü çeşitli yorumlar ortaya çıkıyor. Siyasetçiler gelecekteki kendi pozisyonlarına uygun tavır almaya çalıştıkları için yeni parti kararı “pat” diye alınamıyor. Tabii bir de CHP’den ayrılmayı meşru kılacak gerekçelere de ihtiyaçları var… Sorun sadece burada da değil, kurulacak yeni partinin nereye konumlanacağı da bir başka tartışma konusu…

Misal Ekrem İmamoğlu ve çevresinin Türkiye’nin doğusunu, batısını, kırsalını ve kentini kapsayan, dört eğilimi birleştiren geniş tabanlı bir merkez parti modeli arzuladığı söyleniyor. Yine bu çevre yeni partinin bir an önce kurulmasını istiyor.

CHP Grup Başkanı Özgür Özel’in ise İmamoğlu’nun istediği bu ANAP modeline mesafeli olduğu ve daha çok sosyal demokrat sembollerin ve Atatürkçü çizgilerin ağır bastığı bir parti modelini savunduğu ileri sürülüyor. Önümüzdeki günlerde Özel’i destekleyen kimi milletvekilleri ve belediye başkanlarına yönelik adli kararlar da alınacak kararları büyük oranda etkileyecek gibi görünüyor.

Öte yandan muhalif kesimin “İmamoğlu olmazsa Yavaş aday olur” diye baktığı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı biraz daha farklı düşünüyor.

Mansur Yavaş geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada şöyle dedi:

Maalesef evrensel hukuk kuralları devre dışı bırakıldı.

“Masumiyet karinesi yok sayıldı.

Yargıtay ve Sayıştay kararları yok sayıldı.

Bize gelen müfettişler 2019 sonrasına bakalım öncesini boş verin diyor. Neden 2019 öncesi yani AKP devrini araştırmıyor sunuz? dediğimiz de talimat öyle diyorlar!

Bu ülke bu şartlarla yönetilemez. Atatürk’te birleşmek zorundayız.

Bütün Atatürkçülerin bir çatı altında toplanması zarurettir. Yapılacak tek şey kaldı: CHP, Zafer, İyi Parti birleşmeli, ülkeyi federalizme sürükleyip parçalamak isteyen AKpkk ittifakından kurtulmalıyız.”

Bu açıklama İmamoğlu ve Özel çevrelerine yapılmış bir öneri mi yoksa Yavaş’ın kendisi için oluşturduğu bir yol haritası mı henüz net değil. Ancak her halükarda bu önerinin ne İmamoğlu’nun bir tür yeni ANAP kurulması yaklaşımına ne de Özel’in sosyal demokrat ağırlıklı parti yaklaşımına benzemediği aşikar.

Unutmadan, yeni parti tartışmaları içinde aktif bir rol almaya çalışan Muharrem İnce’nin de kendi adaylığı da dahil olmak üzere her türlü pazarlık içine girmeye çalıştığını ekleyelim.

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Ferrarilerle verilen mesajın devamı nerede?
Sonraki Makale İsrail Parlamentosu “çark etti”

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Türksat 3A emekli oluyor

Medya Günlüğü
14 Ağustos 2026
GünlükManşet

Serdar Akinan’ın vasiyeti

Medya Günlüğü
14 Ağustos 2026
EditörGünlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
14 Ağustos 2026
GünlükManşet

“Türkiye Osmanlı gibi tehdit!”

Medya Günlüğü
14 Ağustos 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?