Kahkahalarda boğulmak!-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)
“Deniz Göktaş, göktaşı gibi düştü gündeme!
Mizah böyle bir şeydir.
Mizah, akılda kalır!
Mizah tarzı, en iyi izah tarzıdır! Hele bu siyasi mizahsa, kara mizahsa çivisinden geçilmez. Önüne geleni çiviler!
Türkiye uzun süredir siyasi mizahını kaybetmişti! Kendisine gülebilen, hakkındaki karikatür sergisinin açılışını yapabilen yönetimdeki siyasetçi türü, Hammurabi dönemi kadar eskilerde kaldı!
Deniz Göktaş’ın nesli böyle bir cumhurbaşkanı, bakan tanımadı! Tanımadı ama bu durum, yeni nesillerin kendilerini ifade etmesine engel değil!
Mizah olmasaydı, dünya çok gülünç duruma düşerdi. Mizah dünyayı gülünç olmaktan kurtarır! Muhalefetin büyük baskı altında olduğu ülkelerde en büyük mücadele gücüdür mizah!
Mizah, güldürürken düşündürür!
Anadolu insanının Nasrettin Hoca fıkraları için “güldüşün” derken kastettiği budur!
Mizah uzun lafı sevmez, peşrevi burada keselim…
Cumhur İttifakı sürecinde kara mizahın yerini şu aldı:
Para mizah!
Hoş ve boş olsun…
Siyasetle uzaktan yakından ilgisi olmasın…
İçinde bolca insan vücudunun yumuşak, yuvarlak değişik bölgeleri olsun…
Bolca argo olsun… Yanlış anlaşılmaları, sözcük oyunlarını gülecek durumu getirsin… Bunlarla beraber para getirsin!
Bu kadar yeter!
Deniz Göktaş, bütün bunları yırttı attı! Yazı aramızda biz de zaman ayırıp izledik. O da bize, zaman ayırmamayı önermiş, programının adını “Deniz Göktaş’a ayıracak zamanım yok” demiş. ODTÜ’den geçtiği her halinden belli!”
Özel’e İmamoğlu soruluyor Mansur Yavaş’la cevap veriyor-Aytunç Erkin (Nefes)
“Özgür Özel’in yeni parti çalışmasında Mansur Yavaş’sız bir düşüncesi yok ama Yavaş’ın fikri belli değil.”
Ankara koridorlarında sıkça duyduğumuz cümle bu! Önce Özgür Özel’in 2 Temmuz’da NEFES’teki köşemde yayımlanan röportajına bakalım.
SORU: İmamoğlu’yla aranızda bir ayrılık var mı?
ÖZEL: “Özgür Özel, Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu ayrılamaz. Bu üçlü Türkiye’nin kaderini değiştirecek. Ekrem İmamoğlu’nu bırakmam, Mansur Yavaş olmadan da yol yürümem.”
Ben, İmamoğlu’nu sordum Özel “Mansur Yavaş” üzerinden yanıt verdi.
6 Temmuz’da aynı soruyu bu kez Halk TV’de İsmail Saymaz sordu. “İmamoğlu’nun yeni parti mesajı diye yorumlanan ‘Az kaldı’ paylaşımı ne anlama geliyor? Özel ile İmamoğlu arasında yeni partinin kuruluş tarihi ve ideolojik doğrultusu bakımından farklılıklar ve ayrılıklar var mı?” sorusuna
Özel, şöyle yanıt verdi: “Ekrem Başkan’la tam bir mutabakatımız var. Hukuki mücadelenin sonuna kadar verilmesi, siyasi bir mücadele olarak sürdürülmesi, çare kalmazsa başka adımlar atma konusunda hiçbir farklı fikrimiz yok. Ekrem Başkan da Mansur Başkan’ın da işin içinde olduğu, bizim de Ekrem Başkan’la hep birlikte olduğumuz ve hiç ayrı düşmeyeceğimiz bir yaklaşımın en doğru yaklaşım olduğunu söylüyor.”
Yine İmamoğlu soruldu Özel, “Mansur Yavaş” üzerinden yanıt verdi.
Soru şu: Peki Mansur Yavaş ne yapacak?
Bu soruya yanıt henüz yok! Bu soruya Yavaş’ın da bir yanıtı yok. Sadece “CHP bölünmesin” üzerinden “izleme” stratejisi uyguluyor. Haklı olarak da “seçimlere daha uzun bir zaman var” çizgisinde. Ama “yeni parti” için günler kaldı ve herkesin sorduğu soru: Bu nereye kadar devam edecek? Sonuçta; Özgür Özel “Türkiye’nin kaderini değiştirecek üçlü” cümlesini kuruyor.”
Savaş Türk halkını ‘defansif’ tüketime itti-Naki Bakır (Dünya)
“Küresel gerilim ve jeopolitik şokların damga vurduğu ilk altı ayda Türk halkı iyimser harcamaları bıraktı, tamamen cüzdanı korumaya odaklandı. Vatandaş kriz anında can suyu olan nakit parasını elinde tutmak için devlete olan zorunlu vergi ve prim ödemelerini bile kredi kartı limitlerine pasladı.
Bölgesel ve küresel jeopolitik risklerin tavan yaptığı, küresel ve ulusal ekonomide sıkıntılar ve ileriye yönelik belirsizliklerin damga vurduğu yılın ilk yarısında Türk halkı, özgüvenli ve rahat harcama pozisyonunu terk ederek cüzdanı korumaya odaklı “defansif tüketim” moduna geçti.
Merkez Bankası verileri, gerilim sürecinde geleceğe güvenin azalması ile tüketici davranışlarının belirgin biçimde değiştiğini, Türk halkının banka ve kredi kartı kullanımında, daha çok kalesini savunmaya geçtiğini ortaya koydu. Vatandaşlar parayı uzun süre kilitleyecek ve kriz anında nakde çevrilemeyecek ev almak, sıfırdan inşaata girmek gibi büyük harcamaları askıya aldı. Benzer şekilde, moral ve motivasyonun düştüğü bu şok döneminde dışarıda sosyalleşme, eğlence, lüks giyim ve seyahat gibi keyfi harcamalar bıçak gibi kesildi.
Ocak-haziran döneminde banka ve kredi kartları ile yapılan ödeme işlemi sayısı geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 10,8 artarak 10 milyar 277 milyon 621 bin 643 adet olurken, toplam ödeme tutarı yüzde 45,1 artışla 15 trilyon 61,4 milyar liraya ulaştı. Bu gelişmeye bağlı olarak; geçen yıl ilk altı ayda 1.118,97 TL olan işlem başına ortalama harcama tutarı, bu yıl aynı dönemde 1.465,45 liraya yükseldi. Geçen yıla göre harcama tutarındaki artışın işlem sayısındakine göre çok daha yüksek olması, mal ve hizmet fiyatlarındaki artışı, başka deyişle hayat pahalılığı olgusunu ortaya koyuyor.
İşlem sayısındaki artıştan arındırıldığında harcamalardaki yıllık yüzde 31 dolayındaki değişim oranı baz alınan mal ve hizmet sepetindeki yıllık artışı, başka deyişle “kasadaki enflasyonu” gösteriyor.”
NATO: Güvenlik kalkanı mı, kapitalizmin bekçisi mi?-Fikri Sağlar (BirGün)
“Bugünden itibaren Ankara, iktidara göre çok kritik (!) bir NATO toplantısına ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor…
Siyasal yönetim ise, 12 Eylül hukukuna geri döndüğünü gösteren bir davranış sergiliyor…
Binlerce yurttaş “sakıncalı” diyerek suçu olmadan gözaltına alınıyor…
Mizahtan korkan yöneticiler Deniz Göktaş’ı ters kelepçeyle tutukluyorlar…
Çevre illerden getirilen 56 bin polis Ankara’yı kuşatıyor…
Bir yandan da “Sokaklar temizleniyor, duvarlar boyanıyor…”
Diğer yandan milletin araçları koyacak yer gösterilmeden, evlerin önünden, otoparklardan alınıp sürgüne gönderiliyor…
Yani egemenlere caka (!) satmak için müthiş masraf yapılıyor, adı zikredilmeyen sıkıyönetim ilan ediliyor, Meclis ve devlet daireleri kapatılıyor…
Ve Türkiye’de bir hafta normal yaşam durduruluyor…
Neymiş, NATO Ankara’da toplanma lütfunda bulunmuş…
Oysa; “SSCB’nin dağılmasıyla” birlikte kuruluş gerekçesini kaybeden savunma paktı NATO, bugün artık üye ülkelerin güvenliğini sağlamaktan ziyade, küresel emperyalizmin ve kapitalist sistemin çıkarlarını koruyan bir kalkana dönüşmüş durumda…
Bugün sormamız gereken temel soru şudur: NATO’nun asıl hedefi, dünya liderliğine soyunan ABD’nin hegemonyasına hizmet etmek mi, yoksa kapitalist sistemi, sömürülen ve demokrasisi yok edilmiş yoksul ülkelerin öfkesinden korumak mı?
Yanıt açık:
NATO artık sadece askeri bir ittifak değil; küresel ekonomik sömürünün sürekliliğini garanti altına alan bir “sermaye bekçisi” rolünü üstlenmiştir.
Peki, bu karanlık tabloda Türkiye’ye biçilen rol ne?
Ne yazık ki mevcut iktidar eliyle Türkiye, bu küresel sömürü mekanizmasının ileri karakolu haline getirilmek isteniyor.
Yani; “Emperyalizmin taşeronluğuna” soyunmak!
Bu durum, “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini şiar edinmiş, tam bağımsızlığı savunan Atatürk Türkiye’sinin ilkeleriyle kökten çelişmektedir…”
Memur ve emeklinin enflasyon karşısında hiç şansı yok-Alaattin Aktaş (ekonomim.com)
“Öncelikle şu gerçeği kabul etmek gerekir. Görünür enflasyonun yüzde 30’larda gezindiği ve gelir dağılımının çok bozuk olduğu, bağlı olarak harcama kalıbının çok farklı oluştuğu bir ülkede toplumun bütün kesimlerinin doğru kabul edebileceği bir enflasyon hesaplamak mümkün değildir. Böyle bir ülkede, konumuz Türkiye olduğuna göre Türkiye’de enflasyon her kesime göre değişir. Tek oran açıklanır ama bu oran kimileri için çok eksiktir, yanlıştır; kimileri için doğruya yakındır.
Ama diyelim enflasyon tam olarak ölçülüyor; eksiksiz, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ve toplumun tümü de bu oranı kabul ediyor, benimsiyor. Hayal bu ya, diyelim böyle. Memur ve memur emeklileri ile işçi emeklileri de bu enflasyona göre fark alıyor. Şu durumda “Memur ve emekliler enflasyon oranında fark aldıklarına göre enflasyona yenik düşmeleri söz konusu değil” diyebilir miyiz? Kesinlikle hayır, diyemeyiz.
Son üç yılı kapsayan bir grafiğimiz var. Grafikte memur ve memur emeklileri ile işçi emeklilerine 2024, 2025 ve 2026 yıllarının altışar aylık dönemlerinde verilen enflasyon farklarının, enflasyonun nasıl altında kaldığını somut olarak görebilirsiniz. Bu veri setini geçmişe de uzatmak mümkün ama güncel olması bakımından son üç yılı aldım.
Bir kez daha vurguluyorum, enflasyonun eksiksiz ve tam hesaplandığını, Türkiye’deki harcama kalıbını tam yansıttığını ve vatandaşın bu hesaplamaya güveninin tam olduğunu varsayıyorum.
İşte durum ortada! Kesin doğru olduğunu varsaydığımız enflasyon bile memuru da, memur emeklisini de, işçi emeklisini de eziyor. Ne kadar aksi söylenirse söylensin, gerçek bu.
Zaten uygulama öylesine yalın bir sonuç ortaya koyuyor ki aksi nasıl söyleniyor, çalışanların ve emeklilerin enflasyona ezdirilmediği nasıl dile getiriliyor, insan hayretler içinde kalıyor.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
