Parti logosu nasıl çizildi?-Barış Pehlivan (Cumhuriyet)
“Yeni Parti’nin siyasi çizgisi ne olacak? Peki, logosu ve amblemi nasıl olacak? Bu soruların asıl yanıtı sonbaharda yapılması planlanan ilk kurultayda netleşecek. Ama evet, elimizde bazı işaretler var. Özgür Özel’in son grup toplantısındaki şu sözleri mesela: “Atatürk’le sorunu olmayan, Misakı Milli sınırlarıyla sorunu olmayan, Cumhuriyetle sorunu olmayan tüm demokratları Türkiye ittifakında kucaklamaya, birlikte iktidara yürümeye davet ediyorum.”
İşte bu “Türkiye ittifakı” sözünü taşıyabilecek bir logo ve amblem üzerinde de halen çalışılıyor. Şimdilik kırmızı ve beyaz renklerin hâkim olacağı biliniyor, gerisi net değil.
Tüm bunları düşünürken aylardır masamda okunmayı bekleyen bir kitabı sonunda açıyorum… “Mahmut Akok’un Anıları: Altı Oku Çizerken” adlı eser Cumhuriyet Kitapları’ndan okurla buluştu. Türkiye’de arkeolojinin ve grafik tasarımın öncülerinden Mahmut Akok, Cumhuriyetin 10. yıl kutlama törenleri öncesinde CHP amblemini çizme görevi verilen isimdi. Bakın kitapta yer alan anılarında o süreci nasıl anlatıyor:
“Cumhuriyetin onuncu yıldönümü kutlaması hazırlıkları içindeyiz. Bana da bir iş düştü bu devrede. Genel Sekreter (umumi kâtip) Recep Peker Bey de beni bir oğlu gibi sever ve bazı işlerde güvenir. Onuncu yılda Halk Partisi merkez teşkilatında birtakım afişler, sergiler, dövizler yaparak bu güne katılmak ister. Onuncu Cumhuriyet yıldönümünde bir varlık olarak Halk Partisi ambleminin yapılmasını düşünmektedirler. Recep Beyefendi beni de buldurarak bu düşünceyi anlattı (Bana ve sanatıma büyük itimadı vardı. Tanrı gani gani rahmet etsin). Parti sembolünün (ambleminin) şekillendirilmesinde, parti propagandalarından Anayasaya (Türk Teşkilatı Esasiye Kanunu) aktarılan altı umdenin ifadelendirilmesini istemekteydi. Ben de bu emri alarak, düşünce ve buluşlarımı hazırlayarak yakın zamanda getirebileceğimi söyledim.”
Mahmut Akok, parti sembolünün tüm memleketi kapsaması gerektiğine dair bakışı ve müzelerde yapılan incelemeyi de anılarında yazıyordu:
“Ben birkaç düşünce arasında Ankara Kalesi arkasından doğmakta olan bir güneşin altı huzmesiyle bir ifade şeklini Recep Bey’in önüne sürdüm. Bir yanda kale bir yanda da çeşitli uzunlukta altı huzme (ışık açılışı). Bu teklifteki kırmızı zemin üzerindeki beyaz renkteki huzmeler Recep Beyefendi’ye bir oklar silsilesinin atılışını hatırlattı. Bana dönerek dedi ki: ‘Yalnız Ankara değil, bütün yurt bu atılımlarla iştiraklidir. Işık ve huzmeler kadar Türkün tarihinden alınacak oklarla bu atılımları ifadeleyebiliriz.’ Bu yolda çalışarak dekoratif bir amblem oluşturmamı ve bu buluşun rozet, bayrak ve arma olabilecek şekilde dekore edilmesini istedi.“
Bir tebrik bir soru-Deniz Zeyrek (Nefes)
“Gazetecilikte fikri takip önemlidir. Bu da bir fikri takip yazısıdır.
NEFES’in 3 Ocak 2025 tarihli nüshasında “Biz teğmenlerle uğraşırken” başlıklı bir yazı yazmıştım.
Yazının konusu Millî Savunma Bakanlığı’nın 25 Aralık 2024 günü yaptığı hazır gıda alım ihalesiydi. İhalede Mehmetçiğin kullanması için 115 çeşit ve 13 milyon 360 bin 520 adet hazır yemek paketi satın alınmıştı.
İhale tutarı 969 milyon lira olmuştu. Ancak sektörde aynı işi yapan ancak ihaleye davet edilmeyen bazı şirketler, bu tutarın 504 milyon 700 bin lira olmasının mümkünlüğüne dikkat çekmişti.
Ben de bu rakamlardan yola çıkarak ihalenin açık yapılması halinde 361 milyon lira tasarruf edilebileceği, ama davet usulü yapıldığı için maliyetin anormal şekilde yükseldiği yorumu yapmıştım.
Yazım yayınlandıktan sonra MSB’nin Tedarik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nden yetkililer beni arayıp görüşmeye davet ettiler.
Genel müdür ve bir albay bana uzun uzun nelere dikkat ettiklerini anlattılar. Mehmetçik için en kalitelisini aldıklarını, ucuza alıp çöpe atmaktansa genel marketlerde satılan kaliteli ürünleri tercih ettiklerini, çok sıkı denetimler yaptıklarını ifade etmişlerdi.
Ancak bu görüşmeden sonra ilginç bir gelişme yaşanmıştı ve bir kalem iptal edilmiş, diğer kalemlerde de indirim yapılmış, maliyet 795 milyon liraya düşmüştü.
Yani devletin cebinde 174 milyon lira kalmıştı.
Benim yazımla ilgisi var mıydı bilmiyorum ama yazımdan sonra devletin kasasında 174 milyon liranın kalması beni ziyadesiyle memnun etmişti.”
Teşekkürler Kemal Bey-Zafer Arapkirli (BirGün)
“Hayırdır Zafer Arapkirli?” dediğinizi duyar gibi oluyorum.
(Sevgili dostum Bilgin Gökberk’ten ödünç aldığım bir tanımlamayla), “Kendisini bir anda Türkiye’nin en nefret edilen İkinci Adamı – (Birinci Adam konumu tartışılamaz)” konumuna yükseltme başarısını gösteren bir siyasetçinin yanında mı saf tutmaya karar verdin?” dediğinizi de…
Tabii ki öyle yapmadım.
Niye yapayım? Zaten, ne CHP’li ne de “Kemalci” oldum hayatımda. Kemal Bey’in genel merkeze astırdığı pankartta yaptığına benzer, ‘olmadım’ diye vahim ve affedilemez bir Türkçe hatası da yapmam, çok şükür.
Zaten gazeteciyim ben. Kemalci olmak da Özgürcü, Ekremci, Tayyipçi vs. olmak da yakışmaz bize.
Üstelik Kemal Bey, 2023’te yüzde 50’ye yakın bir ekseriyetin oylarını aldığı, en başta yakın kurmayları, yoldaşları (bugün en sıkı muarızı olan Özgür Bey de dahil), partisinin kadroları ve yandaşları tarafından omuzlarda taşındığı yıllarda dahi yazılarımda ve ekranlarda (herkes pohpohlarken) eleştirmiş, bir canlı TV mülakatında o güne kadar kimsenin açık açık soramadığı “zor soruları” sorup (arşiv orada) asabını bozmuş olmanın haklı gururunu da taşıyorum.
Sayın Kılıçdaroğlu’na başlıkta sunduğum teşekkürün nedeni başka.
38’nci CHP Kurultayı’ndan sonra uzunca bir süre kamuoyunu ve partisini kandırıp “sanki parti ile ilgili bir hevesi ve niyeti yokmuş gibi” yapıp, sonra 21 Mayıs 2026 günü aniden ortaya çıkıp “Butlan ipine” sıkı sıkı sarılıp, partisini bölüp parçalamak isteyenlerin senaryosunun sahneye koyulma görevine “büyük bir iştahla” talip olduğu, ülkeyi derin bir siyasi kaosun içinde daha da diplere sürükleme ayıbına imza attığı için de değil…
Peki neden teşekkür ediyorum?
Bu vesile ile hem kendi (eski) yol arkadaşlarına, hem bir asırdan daha yaşlı partisinin, hem de o partiye oy ve gönül veren kitlelere “radikal biçimde yeniden düşünme” şansı ve fırsatı verdiği için.
Sadece bunun için de değil…
Türkiye’nin bugün geldiği noktada, AKP – Recep Bey Rejimi’nin ve ceberut saray/parti devletinin zulmüne maruz kalan, inim inim inletilen on milyonlarca insanın, artık “çare nerede?” sorusunu sormalarının “fünyesini ateşlediği” için…
“Rejim Aparatçiki”nin, içine düştükleri derin çaresizlik içinde artık iyice saldırgan biçimde sağa sola saldırmasını, neredeyse uçan kuşu, esen yeli bile gözaltına alıp tutuklayacak kadar gözü dönmüş bir hale gelerek, “kimliğini – tabiatını” iyice faş etmesine vesile olduğu için…”
Kredi büyümesinde arz ve talep koşulları-Prof. Dr. İbrahim Ünalmış (Dünya)
“Bu haftaki yazımızda banka kredileri için arz ve talep koşullarını değerlendireceğiz. Bu konuya geçmeden önce PPK kararı ve geleceğe dönük beklentilerimizi aktaralım.
TCMB ne yapar konusu son haftalarda enine boyuna tartışıldı. Biz iki aydır Orta Doğu’da savaş ortamanının soğuması ile birlikte TCMB’nin kademeli bir normalleşme süreci takip edeceğini ve Ağustos sonuna kadar ağırlıklı ortalama fonlama maliyetini (AOFM) %37’ye düşüreceğini tahmin ediyorduk. Bu tahmini “ateşkesin devam edeceği” varsayımı ile yapıyorduk. Fakat, Orta Doğu’da sular duruluyor derken savaş tekrar alevlendi.
Mevcut ortamda Temmuz toplantısında politika faizi ve diğer faizlerde değişiklik beklemiyorduk ve TCMB’de bu yönde karar aldı. Savaşın gidişatına göre AOFM’yi önümüzdeki dönemde kademeli olarak düşürme imkanı hala olacak. Bu süreçte enflasyonun gidişatı da önemli.
Temmuz ayı enflasyonu büyük ihtimalle %1.8-%2 aralığında ve geçtiğimiz yılın %2.05’lik artışından daha düşük gerçekleşecek. Enerji fiyatlarının yüksek seyretmesi Ağustos enflasyonunu da yukarı yönlü etkileyecektir. Dolayısıyla, enflasyon tarafında TCMB’nin eli çok rahat değil. Bu nedenle TCMB’nin önümüzdeki dönemde attığı adımlarda temkinli davranacağını değerlendiriyoruz.
Bu hafta değerlendirmek istediğimiz asıl konu ise kredilerde arz-talep meselesi. Kredi büyüme oranlarına baktığımızda TL ticari kredilerin 13 haftalık, yıllıklandırılmış büyümesi %35 seviyesinde. Döviz kredilerinin büyüme oranı ise %7 civarında.
Bireysel kredi kartlarında 13 haftalık, yıllıklandırılmış büyüme oranı %36. Geçtiğimiz yıl bu oran %60 seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin büyüme oranı %31. Geçtiğimiz yıl %39 civarındaydı. Verileri birleştirdiğimizde kredi büyümesinde ana kalemlerde geçtiğimiz seneye göre küçülme olduğu anlaşılıyor. İktisadi tartışmalarda “kredi büyümesi düşüyor” cümlesi kuruldığında hemen acaba arz kaynaklı mı? Yoksa talep kaynaklı mı sorusu sorulur? Bu yazımızda bu sorunun cevabını arayacağız.
Bu sorunun cevabını verebilmek için TCMB tarafından hazırlanan “Banka Kredileri Eğilim Anketi” verilerini kullanacağız. Anket sonuçlarına göre bankalar 2026 yılının ikinci çeyreğinde işletme kredileri standartlarında kayda değer miktarda sıkılaşmaya gitmişler. Bu cümleden şunu anlıyoruz, bankalar şirketlere kredi kullandırma konusunda daha gönülsüz davranmışlar. Konut ve taşıt kredilerinde sıkılaşma gözlenmezken bireysel kredi koşullarında güçlü sıkılaşma olduğu anlaşılıyor.”
Bu faiz kolay kolay düşmez-Alaattin Aktaş (ekonomim.com)
“Merkez Bankası Para Politikası Kurulu temmuz ayı toplantısında da faizi değiştirmedi. Haftalık repo ihale faiz oranı yüzde 37’de, gecelik vadede borç verme faiz oranı yüzde 40’ta, gecelik vadede borç alma faiz oranı ise yüzde 35,5’te sabit tutuldu. Merkez Bankası’ndan zaten bir faiz indirimi kararı gelmesi de beklenmiyordu.
Bu faiz oranları, olumlu ya da olumsuz belirgin gelişmeler yaşanmadığı takdirde bir sonraki toplantının yapılacağı 10 Eylül’e kadar uygulanacak. Dolayısıyla mart ayından beri fiilen yüzde 40 olan politika faizi altı ayı aşkın süre bu düzeyde kalmış olacak.
PPK toplantısından sonra yapılan açıklamada enflasyonun ana eğiliminin haziran ayında sınırlı bir miktarda gerilediği, ancak öncü verilerin ana eğilimin temmuzda geçici bir yükselişe işaret ettiği vurgulandı.
Aslında Merkez Bankası enflasyonda yalnızca bir aylık değerlendirme yapıyor gibi görünüyor ama ay zikredilmeden örtülü biçimde gelecek dönemdeki beklentinin ne yönde olduğu da ifade ediliyor.
Örneğin ne deniliyor:
“Jeopolitik gelişmeler eşliğinde artan belirsizlikler neticesinde enerji fiyatları yeniden yükselme eğilimine girmiştir.”
Daha şunun şurasında bu ayın ilk haftasında 71-72 dolara kadar gerileyen petrol fiyatlarının, savaşın harlanan ateş gibi adeta yeniden başlamasıyla 100 doları zorlaması karşısında Merkez Bankası daha ne desin…
Ya da enflasyonun temmuz ayında yeniden yükselme eğilimine girdiğini gören Merkez Bankası faizi sabit tutmaktan başka ne yapsın…
Gerçi zaten faizde bir indirim beklentisi hemen hemen hiç yoktu da acaba bir karar almayı gerektirmeksizin atılacak bir adımla fonlama gecelik kanaldan haftalık repo kanalına kaydırılır ve böylece fiili faiz yüzde 40’tan yüzde 37’ye çekilebilir mi, düşüncesi vardı; ama o da uzun süre olmayacak.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
