Bu çağa iletişim çağı dediler, bilgi çağı dediler, post-truth/gerçekliğin belirsizleştiği ve asla emin olunamayacak bir uçuculuğa evrildiği zamanlar dediler; obezite çağı da denilebilirdi, estetik cerrahinin şekillendirdiği yeni insan çağı da olabilirdi.
Yalan çağı, içselliği olmayan insanlar çağı, demokrasinin terk edildiği çağ, maskaralık çağı, görsellik çağı, ciddiyetsizlik çağı, cehaletin hüküm sürdüğü yeni çağ vb. Hepsini sıraladıktan sonra dikkatimi çekti ki hepsi olumsuz. Bilgi çağı en masumları kaldı ama öyle bir çağ hiç olmadı ki zaten.
Bilgi. Neyin bilgisi? Bu bilgi yığınıyla ne yapıyoruz? Hangi bilgi değerli? İnsana dair bilgiler bilim aracılığıyla toplanıyor da ne için kullanılıyor? İnsanı daha merhametli, daha adil, daha paylaşımcı, daha az tüketen bir varlık yapmak için mi? Hiç sanmıyorum. Peki bir kısım insan obezite ile boğuşurken milyonları bulan başka bir kısım insanın açlıktan ölüyor olmasını normal karşılamamız hangi bilginin akıllara ince ince işlenmesiyle mümkün oldu. Kapitalist sistemin insanın icat edebileceği yegâne yönetim sistemi olduğuna dair yanlış bilgiye bu derece itimat etmesi insanların insana dair hangi bilginin insana karşı kullanılmasıyla gerçekleşti. Bu yanlış çivi akıllara nasıl, hangi çekiçlerle çakıldı? Okullara bu çekiçler hangi ellerde, hangi ikna olmuş akıllarda girdi?
Gılgamış Destanı’ndan beri süren ve krallarda, imparatorlarda, firavunlarda ortaya çıkan ölümsüzlük arzusunu bugüne kadar kendine miras edinip peşinde koşanlar kimlerdir? Ve bunun mümkün olabileceği yalanını bunca geniş kitleye satan hangi akıldır? Ve satmanın bilgisini ‘’bilgi’’ olarak etiketlendirmek hâlâ doğru mu diye sormamak, bunların sorulmayan sorular olarak kalmasını nasıl açıklayacağız? İnsanın bilgisini insana karşı, hatta en çok da insana karşı kullanan aklı nasıl konumlandıralım tarihimizde. Bunca çeşitli bağımlılık türü nasıl gelişti? Hangi koşullar insanı alkol, uyuşturucu, alışveriş, kumar, seks bağımlısı yapıyor. Bunlar köylerde yok. Bundan 40, 50 yıl önceye kadar yeme bağımlılığı diye bir şey yok. Bugün olan psikolojik rahatsızlıkların, panik bozuklukların hiçbiri yok.
Şimdi, bu kendini yitirmiş insanların yaşadığı koca dünya, çok değil hepi topu beş tuhaf adamın eliyle yapay zekânın aklına teslim ediliyor. Bu beş tuhaf adam beş yapay zekâ şirketinin sahibi olarak devlet dahil her türlü denetim mekanizmasının dışında bu alanda at oynatıyor. Yapay zekâ aslında yapay bile değil. Bu, düpedüz bu beş adamın aklının idaresinde bir mekanizma ancak tüm kullanıcılardan besleniyor. Elimize bu oyuncağı verip, haydi onunla konuşun, onunla dertleşin, onlara aklınıza gelen her soruyu sorun dediler. Yapıyoruz. Ve bu yapay zekâ sayesinde, yapay zekânın benden aldığını sana, senden aldığını bana satmasıyla büyük bir oyun kurdular.
Bu yeni çağ firavunlarının amacı ölümsüz olmak. Kendi bilinçlerini yapay zekâya aktararak var kalmayı arzuluyorlar. Bedenle bunun mümkün olmadığını anlamış görünüyorlar.
Ancak insanları o kadar aptallaştırdılar ki gözümüzün önünde gayet normal olarak yaşlanan, etleri sarkan, derisi kırış kırış olan Ajda Pekkan’ı 80 yaşında bile dipdiri kalınabileceğinin ispatı olarak gösteriyorlar. Pazarlama her şeydir! Söylem her şeydir! Sanal dünya ve ekran her şeydir! Amma ve lakin gerçek değildir.
Ve ne iyi ki hayat hep yolunu bulup akan suyun ta kendisidir ve hep kendine döner. Gene dönecek.
Hakikat budur.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
