32.1 C
İstanbul
12 Haziran 24, Çarşamba
spot_img

İşsizlik ve yoksulluktan kurtuluşun yolu ‘uy-gu-la-ma’

Bugünlerde, ekonominin ne denli zorlandığı, dış borçların ödenemez olduğu, yeni borçlanmaların ne denli pahalı ve zor yapıldığına ilişkin uyarılar farklı platformlarda ve bir ölçüde medyada yer alıyor.

Genel olarak üretimin çok düştüğüne ilişkin yakınmalar, sıradan sokak röportajlarının dahi ana konuları arasına girdi. Yılın son ayına girerken, en çok öne çıkan konulardan biri de, yeni yılın başında asgari ücretin, emekli maaşlarının hangi oranlarda yükseltilebileceği, beklentilerin ne olduğu yolundaki öngörüler, talepler ve kamu tarafından gelen ipuçları oluyor.

Tüm bunların temel kaynaklarından birini de, elbette kamu (TÜİK) ile, bağımsız kaynakların (ENAG, DİSK, Türkiş, Birleşik Metal İş…) hesaplarına dayanan enflasyon verileri arasındaki uçurum oluşturuyor. Buna bir de, fiyatlardaki bunca hızlı tırmanışa karşın, ücretlerin yerinde sayması eklenince, uçurum derinleşiyor, halkın geçinmesi her geçen gün zorlaşıyor.

Her ne kadar, Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek Ekim ayının başlarında, yüksek ücret artışlarının yüksek enflasyona neden olduğunu söylemiş olsa da, derinleşen uçurumun temelinde “yüksek ücret kaynaklı talep” değil, “yükselen döviz kaynaklı maliyet artışlarının” olduğunu görememek de olanaksız. Üretimin büyük ölçüde düştüğü bir ülkede, enflasyonda “talep artışı” değil, “arz daralması” öne çıkıyor. Ancak, enflasyonu bu denli körükleyen etkenlerin başında, yükselen döviz kaynaklı maliyet artışları geliyor; çünkü üretilmeyen her ürün, kıtlaşan ve hızla yükselen döviz ödenerek ithal edilmek zorunda kalınıyor. Bu da, yerli kaynaklarla 10 liraya üretilebilen bir ürünün maliyetini 20, 30, 40 hatta 50 liraya kadar yükseltebiliyor.

Kısacası, Türkiye’nin öncelikle dış borçlanmaya ve üretimini hızla artıracak yeni önlemlere gereksinimi olduğu ortada. Bunun için de, Sayın Şimşek göreve başladığı günlerden itibaren Orta Doğu’da (Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar) ve Avrupa’da birçok ülkenin yatırımcıları ve üst düzey yöneticileriyle görüştü. Daha önce, Eylül ayında ABD’de Goldman Sachs ev sahipliğinde gerçekleşen konferansta ve Ekim ayında Fas’ın Marakeş kentinde gerçekleştirilen Dünya Bankası Grubu ve Uluslararası Para Fonu (IMF) Yıllık Toplantıları’nda ve daha başka ortamlarda ABD’li yatırımcılarla görüşen Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, Ocak ayının ikinci haftasında da ABD’de yatırımcılarla bir araya gelecek.
Hükümetin eli Washington 19. Cadde’deki kapıyı çalmaya uzanamıyor

Özetle, Türkiye ekonomisinin üst düzey yöneticileri, Şimşek ve zaman zaman da Erkan, dünyanın her yanında dış borç aramaya devam ediyor. Oysa IMF, anlaşma yaptığı ülkelere dünyanın en düşük maliyetli borcunu veriyor; ama hükümetin eli bir türlü Washington 19. Cadde’deki kapıyı çalmaya uzanamıyor. Haydi, diyelim ki, orası uzak; onca arabayı uçaklara yükle, o kadar uzun yolu uç; yere indikten sonra koskoca konvoyu uçaklardan indir, havalimanı önünde sıraya sok, sonra da Amerikan polisinin eskortunu bekle vs. bir sürü zaman harcamak gerekecek. O zaman, Çankaya Uğur Mumcu Caddesi No:88’e bir zahmet işin ehli birini yollayıp, görüşmek de mümkün.

Ama, o zaman önüne koyulacak dosyaların en tepesine; 2002 yılının Ocak ayında IMF’nin bastırmasıyla, dönemin hükümeti tarafından yasalaştırılan, ancak yeni hükümetin kurulduğu aynı yılın Kasım ayından bu yana (2021 itibarıyla) 191 kez değiştirilen Kamu İhale Yasası’nın, orijinal haliyle yeniden koyulacağını da çok iyi biliyor. O zaman, onca beş şeritli köprü, beş gidiş / beş gelişli otoyol, güney otoban, kuzey tünel, beşli duble yol, beşli otoban, beş pistli havalimanı, beş kıtayı birbirine bağlayan cüzdan, beş kubbeli saray gibi büyük zenginliklere nasıl kavuşurduk?

Aman, düşman başına!..

Kendileri ile önceden olduğu gibi alacak-verecek işlerine girmediğimiz için, Kamu İhale Yasası’ndaki değişiklikler ile ilgili de IMF’den herhangi bir uyarı gelmedi. Onların işi, arada bir, dördüncü madde kapsamında görüşmeler yapacak bir heyet yollamaktan öteye pek geçmiyor.

Türkiye’nin kamu ihalelerini uyumlaştırmadaki başarısızlığı önemli engel

Ancak, Kamu İhale Yasası, uzun bekleyişten sonra Bülent Ecevit hükümeti döneminde tam üyelik adaylığına kabul edildikten sonra başlayan Avrupa Birliği (AB) uyum yasaları, düzenlemeler ve buna ilişkin uygulamaların analiz edildiği “ilerleme raporları”nda pek çok kez konu edildi.

Örneğin, 6 Ekim 2004 tarihli, “Türkiye’nin Katılım Yönünde İlerlemesi Hakkında 2004 Yılı Düzenli Raporu”nda, şöyle denildi:

“Gümrük Birliği’nin genişletilmesi ve derinleştirilmesine ilişkin eylem planı üzerinde anlaşmaya varılamamıştır. Hizmetler ve kamu ihaleleri konusunda uzlaşma amacıyla yapılan görüşmeler yavaş da olsa 2003 ve 2004’de de devam etmiştir. Türkiye’nin kamu ihalelerini uyumlaştırmadaki başarısızlığı bu görüşmeler için önemli bir engel oluşturmaktadır. Rekabet kurallarının uygulanmasına ilişkin Ortaklık Konseyi Kararı Türkiye Devlet Yardımları İzleme Kurulu oluşturulmadığı için imzalanamamıştır.”

“Türkiye’de hâlâ kapsayıcı bir kamu mali yönetimi reform programı yok”

Ardından, 9 Kasım 2005 tarihli “Türkiye 2005 İlerleme Raporu”ndaki, “Kamu ihaleleriyle ilgili müktesebat şeffaflık, eşit muamele, serbest rekabet ve ayrımcılık yapılmamasına ilişkin genel ilkeleri” kapsayan ilgili bölümde şöyle denildi:

“Son İlerleme Raporu’ndan bu yana, Türk mevzuatının kamu ihaleleriyle ilgili müktesebata uyumlaştırılmasında yeni bir gelişme kaydedilmemiştir. Aksine, bazı yasal adımlar uyum düzeyini dahi azaltmıştır. Kayda değer bir ilerleme meydana gelmemiştir. Aksine, Kamu İhale Kanunu’nda bir dizi istisna mevcuttur ve ihale kanununa yapılan ilavelerle Türk ihale mevzuatı müktesebattan daha da uzaklaşmıştır. Türkiye müktesebatla çelişen yeni istisnalar kabul etmekten kaçınmalıdır. Şeffaf olmayan ve ayrımcı kamu ihale uygulamalarına son verilmesi ve Kamu İhale Kanunu’nun müktesebata uyumlaştırılması için harekete geçilmesi gerekmektedir.”

Geçenlerde yitirdiğimiz gazeteci Metin Münir de, 2008’deki bir yazısında şöyle diyor:

“Değişikliklerden 14’ü doğrudan Kamu İhale Yasası üzerinde yapıldı. Üçü Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’na monte edildi. Diğerleri Kamu İhale Yasası’na başka yasalarla getirilen istisnalardır. Örneğin, Petrol Piyasası Kanunu ile petrol ve doğal gazla ilgili projelerin Kamu İhale Yasası’na uyma zorunluğu ortadan kaldırıldı. Boru hattı, rafineri, vs… projelerin ihale yapılmadan iktidara yakın şirketlere verilmesinin yolu açıldı.”

“Türkiye’de önemli kamu yatırım programları şeffaflıktan yoksundur”

Kısacası, kamu ihale düzenlemelerine ilişkin gelişmeler, AB’nin her yıl yayınladığı Türkiye raporlarında yer alıyor; tıpkı, 12 Ekim 2022 tarihli son raporda olduğu gibi:

“Türkiye’de hâlâ kapsayıcı bir kamu mali yönetimi reform programı mevcut değildir. Yıllık bütçe, orta vadeli bütçenin bir parçası olarak hazırlanmaktadır. Kamu ihale mevzuatı, AB müktesebatı ile uyumlu değildir. Kamu İhale Kanunu’na eklenen çok sayıda muafiyet, kamu harcamalarında şeffaflığı ve hesap verebilirliği sekteye uğratmaktadır (bkz. Fasıl 5). Harcama sonrası yeterli izleme mevcut olmadığından, önemli kamu yatırım programları şeffaflıktan yoksundur.”

Türkiye’nin AB’ye giriş heveslerinin en yüksek olduğu dönemlerde, sıkça karşılıklı ziyaretler de yapılır; eksiklerin giderilmesine ilişkin çalışmalar aralıksız sürerdi. Bu ziyaretlerin önemli bir kolu da, Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyelerinin ziyaretleriydi. Bu AB görevlileri, genellikle önce Ankara’ya gelir kamunun ilgili yetkilileriyle, sonra da, İstanbul’a geçer özel sektör kuruluşlarının temsilcileriyle görüşürdü. Bu görüşmeler sürerken, konukların en çok dile getirdikleri bir konu da, büyük çabalarla Türkiye’nin mevzuatına eklenen AB’ye uyum yasaları ve ilgili düzenlemelerin, gerçekte neredeyse hiç uygulanmadığına ilişkin yakınmalarıydı.

Hükümetin yasada değişiklik girişimlerine iş dünyası da sesini yükseltti

Kamu İhale Kanunu’nda yapılan değişikliklere, AB’nin yanı sıra iş dünyasının önde gelen işveren örgütleri de zaman zaman seslerini yükseltti. Örneğin, İstanbul Sanayi Odası (İSO), Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) ve Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) 30 Temmuz 2003 tarihinde yaptıkları ortak açıklama ile, AKP iktidarının ilk yılı içinde, 15 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Başkanlığı’na sunulan “Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu”nda değişiklikler öngören, “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı”na itiraz ettiler.

İSO, TÜSİAD ve YASED’in ortak açıklamasında, şöyle denildi:

“Kanun’un ihalelere katılma yeterliliğini düzenleyen maddesi değiştirilmesi öngörülmektedir. Buna göre, Kanunda sözleşme bedelinin yüzde 70’i oranında benzer işleri gerçekleştirme, denetleme veya yönetme şartı aranırken, Tasarı ile yüzde 70 oranında gerçekleştirme veya yüzde 50 oranında ise denetleme veya yönetme şartı getirilmektedir. Kamu İhale Kanunu, isteklilerde aranacak mesleki nitelikler konusunda titiz davranmış, daha önce aynı konuda ‘fiilen iş yapmış olmayı’ ağırlıklı bir unsur olarak değerlendirmiştir. Tasarı’da öngörülen değişiklikle işi bizzat yapanla denetleyen aynı biçimde değerlendirilmektedir. Bu yaklaşım, 2886 sayılı Kanun döneminde yaşanan, gerçekte hiçbir deneyimi olmayanların iş yapmasına sebep olan ‘müteahhitlik karnesi’ uygulamasının ülkemizde sebep olduğu olumsuz sonuçlardan kaynaklanmıştır. Kanunun isteklilerde aranacak deneyim belgelerine ilişkin hükümleri yerindedir ve herhangi bir değişikliğe gidilmemelidir.”

Hükümetin önünde çözmesi gereken birçok “uy-gu-la-ma” duruyor

Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn de, o dönemde Türkiye kamuoyunun en çok tanıdığı isimler arasındaydı. Türkiye’ye her gelişi öncelikli haberler arasında olurdu. Bu ziyaretlerinden birinde (2005) kendisine, “Sayın Rehn, AB mevzuatına ilişkin bu kadar çok düzenlemenin yapılmasına karşın, Türkiye’nin bir türlü tam üyeliğe yakınlaştırılmaması kamuoyunda tepkiye neden oluyor. Ne dersiniz?” diye sorduğumuzda, hece hece söylerek verdiği tek kelimelik yanıtı şu oldu:

“Imp-le-men-ta-tion (Uy-gu-la-ma)…”

Kısacası şunu demek istedi:

“Bizim için, Türkiye’nin AB’ye tam üye olarak katılmasında önemli olan, AB’nin kağıtlara, dosyalara, mevzuata değil, yaşamın içine yerleşmesidir…”

Kapısında beklerken dahi, AB’den oldukça yararlandığımız alanların başında elbette 1996 yılında katıldığımız Gümrük Birliği geliyor. Bu yararların bir bölümünü, Avrupa Birliği ve Küresel Araştırmalar Derneği (ABKAD) Başkan Yardımcısı Dr. Can Baydarol, şöyle açıklıyor:

“Türkiye’nin otomotiv ihracatı 1995’e kadar yaklaşık 2.0 milyar dolardı. Bunun 1.8 milyar doları yan sanayi, sadece 200 milyon doları ana sanayinin ihracatıydı. Bugün geldiğimiz noktada 30 küsur milyar dolarları aşan bir otomotiv ihracatına vardık. Neden? Herkes stratejisini ve mantığını yeni koşullara göre uyarladı; ve Türkiye şu anda çok ciddi bir ihracat üssü haline dönüştü. Yani bunda Gümrük Birliği’nin mevcudiyetini yadsıyamayız.”

En azından bu aşamada, hükümetin AB’yi çoktan gündemin gerilerine doğru ötelediğini söylemek mümkün. Bir başka deyişle, uzun zamandır olduğu gibi, bugünlerde de hükümetin önünde çözmesi gereken birçok “uy-gu-la-ma” duruyor: Ekonomi/hayat pahalılığı, işsizlik, eğitim, adalet, sağlık…

Bir başka deyişle, Türkiye’nin özellikle ekonomi temelli sorunları çözmesi gerekiyor; ancak, eğitim ve adaleti elden bırakmadan. Yıllarca önce verilen AB üyeliğini hedefleyen karardan sapmanın maliyetini aşağı-yukarı görebiliyoruz. Dolayısıyla, refaha açılan kapının, önceden olduğu gibi, şimdi de AB’den geçtiğini kabul edip, hızlıca “uy-gu-la-ma-lara” başlamamız gerektiği de ortada.

osman@senkul.com

Osman Şenkul

Gazetecilik yaşamına 1983 yılında Dünya gazetesinde başladı ve sırasıyla Milliyet, Yeni Asır İstanbul ve Cumhuriyet gazetelerinde çalıştı. Muhabir olarak 1993 yılında göreve başladığı Reuters Haber Ajansı Türkiye Bürosu'nda Haber Müdürlüğü ve Yazıişleri Müdürlüğü yapan Şenkul, Doğan Haber Ajansı'nda (DHA) Ekonomi ve Dış Haberler servislerini kurup yönetti. Halen Scala Yayıncılık'ta Editörlük görevini yürüten Şenkul'un Ölümün Efendileri, Dava Themis'e Havale, Parahistoria, Parahistoria Faiz ve Ajans Haberciliği, Hermes News And News Agency Journalism kitapları bulunuyor. “Bir kimsenin düşüncelerini konuşamaması esarettir.” Euripidis (M.Ö. 485-406)

Osman Şenkulhttp://medyagunlugu.com
Gazetecilik yaşamına 1983 yılında Dünya gazetesinde başladı ve sırasıyla Milliyet, Yeni Asır İstanbul ve Cumhuriyet gazetelerinde çalıştı. Muhabir olarak 1993 yılında göreve başladığı Reuters Haber Ajansı Türkiye Bürosu'nda Haber Müdürlüğü ve Yazıişleri Müdürlüğü yapan Şenkul, Doğan Haber Ajansı'nda (DHA) Ekonomi ve Dış Haberler servislerini kurup yönetti. Halen Scala Yayıncılık'ta Editörlük görevini yürüten Şenkul'un Ölümün Efendileri, Dava Themis'e Havale, Parahistoria, Parahistoria Faiz ve Ajans Haberciliği, Hermes News And News Agency Journalism kitapları bulunuyor. “Bir kimsenin düşüncelerini konuşamaması esarettir.” Euripidis (M.Ö. 485-406)

İlginizi Çekebilir

4,757BeğenenlerBeğen
678TakipçilerTakip Et
11,500TakipçilerTakip Et

Popüler İçerikler