Apaçık Radyo’da pazartesi günleri yayınlanan “Babil’den Sonra” programını hazırlayan Ercüment Gürçay, İskandinav müzikleri eşliğinde gazeteci Cenk Başlamış’la Şavşat gezisini konuştu. Dilerseniz programın kaydını dinleyebilirsiniz.
***
-Herkese merhaba, Apaçık Radyo’da “Babil’den Sonra” programını Bonnie Tyler’ın “It’s a Heartache” parçasıyla açtık. 8 Temmuz’da kaybettiğimiz sanatçı 75 yaşındaydı. Bonnie Tyler’’ı birazdan konuşacağız… Önce stüdyodaki konuğuma dönmek istiyorum. Alışkanlıkla konuk dedim ama yaklaşık üç aylık aranın ardından yine bir canlı yayında internet gazetesi Medya Günlüğü’nün Yöneticisi Cenk Başlamış’la birlikteyiz… Bugün stüdyomuza ilginç konular ve güzel müziklerle geldiğinizi düşünüyorum Cenk Bey. Hoş geldiniz.
-Merhaba Ercüment Bey, hoş bulduk, teşekkürler. Yine bir canlı yayında sizinle ve “Babil’den Sonra” dinleyicileriyle buluşmak çok heyecan verici. Umuyorum konuşacağımız konular ve çalacağımız parçalar dinleyenlerimizin hoşuna gider. Ama peşinen söyleyeyim, bugün progressive rock yok, hatta hiç çalmadığımız müzikler var…
-Cenk Bey, saya saya gidiyoruz… Bu birlikte 17. programımız değil mi?
-Evet Ercüment Bey ben de sayıyorum: Bugün 17. programımızı yapıyoruz. Bu arada size bir sır vereyim. Bugünkü programımızın Doğu Karadeniz’den özel dinleyicileri olacak. Şimdilik bu kadar söylemiş olayım…
-… Bugünkü konumuza gelmeden önce başlangıçta çaldığımız şarkıyla ilgili söyleyecekleriniz var sanırım…
-Evet. Aslında Bonnie Tyler’ın bugünkü programımızın konusu ya da çalacağımız müziklerle pek bir ilgisi yok. Şöyle oldu: Ben bu program için hazırlık yaparken Tyler’in ölüm haberi geldi. Kendisi benim çok sevdiğim bir şarkıcıydı. Gerçekten çok üzüldüm. Tabii benim sevmemden daha önemlisi 1970’ler ve 1980’lere damgasını vurmuş çok saygın bir şarkıcı olması. Bu arada, Bonnie Tlyer’ı dinlemiş olanlar sesindeki boğukluğa mutlaka dikkat etmiştir. Belki bilmeyenler vardır, bunun nedeni gençliğinde ses tellerinden bir operasyon geçirmesi. Doktoru uzun süre konuşmaması gerektiğini söylemiş ama o bu uyarıyı dinlememiş hatta bir seferinde çığlık atmış. Sonuçta ses tellerinde o boğukluk, çatallık, pürüz oluşmuş. Ben bir saygı olarak onunla açmak istedim “Babil’den Sonra”yı. Aslında benim en çok sevdiğim şarkısı “Holding Out For A Hero.” Ajda Pekkan da “O Benim Dünyam” adıyla Türkçe uyarlamasını söylemişti. Normalde ben o şarkıyı çalmak isterdim ama hayatını kaybetmesinin ardından çaldığımız “It’s a Heartache”in daha uygun olacağını düşündüm. Şarkının ilginç bir de öyküsü var. Bu şarkının kaydı 1977 ortalarında yapılıyor İngiltere’de. Tam çıkmak üzereyken Ağustos 1977’de Elvis Presley ölüyor. Bunun üzerine plak şirketi Elvis’in eski parçalarını yeniden yayınlamaya başlıyor ve “It’s a Heartache” rafa kaldırılıyor. Fakat menajerleri şarkıya çok güveniyor ve plak şirketini sözleşmeyi yırtmakla tehdit ediyor. Bunun üzerine plak çıkıyor ve gerçekten de hemen hit oluyor. Bonnie Tyler şarkıda karşılıksız aşkın yarattığı yıkımı hüzünlü bir şekilde anlatıyor. Kendisine değer vermeyen birisinin peşinden koşmayı aptallığa, bir palyaço durumuna düşmeye benzetiyor. Bu şarkının orijinal klibi de çok etkileyici. Tavsiye ederim… Biz de Bonnie Tyler’ı böylece anmış olduk.
-Cenk Bey, konumuza ve asıl müziklerimize geçmeden önce bir ara verelim mi?
-Tabii verelim. Böylece dinleyicilerimiz de programımızın konusuyla değil ama çalacağımız müziklerle ilgili bir fikir edinmiş olur. Danheim’den dinliyoruz: Stormdans.
-Dainheim’dan dinledik, Stormdans. Evet Cenk Bey konumuza gelelim mi? Ama önce aşina olmayan dinleyicilerimiz için Danheim’ı biraz anlatır mısınız?
-Danheim’la başlayım. Danimarkalı bir müzisyen. Asıl adı Reidar Schæfer Olsen. Ben de yeni tanıştım kendisiyle. Tanıştım derken mecazi anlamda tabii:)) Yaptığı müziğe Nordik ambient, Viking folk ve neo-pagan deniliyor. Bestelerinde İskandinav mitolojisinden ve Viking kültüründen ilham alıyor. Tabii şunu söylemek lazım: Bu müzikler tarihsel olarak bire bir Viking müziği değil. Daha çok arkeolojik bulguları, İskandinav halk müziğini, Eski Nors şiirlerini, pagan ritüellerini ve modern film müziği tekniklerini bir araya getirerek hayali ama bir Viking atmosferi oluşturuyor. Parçalarda sıkça büyük savaş davulları, kemik ve tahta vurmalılar, kurt ulumaları ve lir benzeri çalgılar var. Kısaca böyle. Esas konumuza gelecek olursak… 2-3 hafta önce Şavşat’a gittim. Beni çok etkiledi. Ben de bunun üzerine programımızda Şavşat’ı anlatmak istedim.
-Ne vesileyle gittiniz?
-Şöyle anlatayım… Biliyorsunuz ben uzun süre Moskova’da kaldım…
-Evet Dinleyicilerimiz için hatırlatayım Cenk Bey Moskova’da Milliyet gazetecisinin muhabirliği yaptı. Kaç yıl kalmıştınız?
-21 yıl. Tabii orada dostluklar kuruldu. Bunlar bugün de devam eden dostluklar. İşte orada, 1990’ların başında tanıştığım Selim-Filiz Bilgin çifti beni Şavşat’a davet etti. Sadece beni değil, yine Moskova yıllarından dostumuz Önder Tekeli de Ankara’dan geldi. Hemen Önder için bir parantez açayım, bu programda Bonnie Tyler hariç çaldığımız ve çalacağımız sanatçıları ve grupları onun sayesinde keşfettim ve duyar duymaz “ben bu parçaları mutlaka Babil’den Sonra’da çalmalıyım” diye düşündüm.
-Çalalım o zaman.Hangi parçayla devam ediyoruz?
-Yine Danheim’dan Ivar’s Revenge, Ivar’ın İntikamı. Şarkı, efsanevi Viking komutanı İvar’ın ki lakabı Kemiksiz İvar, kendisine haksızlık edenlerden aldığı intikamı anlatıyor. Evet, Vikingler dizisindeki Kemiksiz İvar’ı anlatıyor şarkı ama dizide çalan bir şarkı değil. Danheim’dan dinliyoruz: Ivar’s Revenge.
-Danheim’dan Ivar’s Revenge’i dinledik. Cenk Bey şarkıdan önce Şavşat gezinizi anlatıyordunuz….
-Evet. Devam edeyim. Önder’le Şavşat’a gittik. Selim ve Filiz’le buluştuk. Orada Selim’in ablası Fatoş Bilgin’le de tanıştık. Sağ olsunlar çok güzel ağırladılar. Gidilmesi gereken her yere götürdüler. Yedirdiler, içirdiler, gezdirdiler, yanıma bir de kendi yaptıkları süzme yoğurtla mısır ekmeğinden verip yolcu ettiler!..
-Daha önce gitmiş miydiniz Şavşat’a ya da Artvin’e?
-Hayır gitmemiştim.
-Nasıl buldunuz? İzlenimlerinizi merak ediyorum.
-Valla nasıl söylesem ki… Bana Şavşat’ı üç kelimeyle anlat deseniz yeşil, yemyeşil, yemyemyeşil derim. Tabii öyle bir kelime yok da ben uydurdum! Olağanüstü güzel. Daha önce Mardin’den çok etkilenmiştim. Türkiye’de gördüğüm hiçbir yere benzemiyordu, orası gerçekten çok değişikti. Şimdi Şavşat için rahatlıkla Türkiye’de gördüğüm en güzel yer diyebilirim.
-Bir ara daha verelim mi?
-Tabii verelim. Madem demin Vikingler dizisinden söz ettik, şimdi sırada o dizinin jenerik müziği var. Parçanın adı “If I had a Heart”. Beste Fever Ray. Fever Ray kim ya da ne diye soracak olursanız, İsveçli ünlü müzisyen ve yapımcı Karin Dreijer’in solo elektronik-darkwave müzik projesiymiş. İlginç olan şu: Bu şarkı Vikingler dizisi için yapılmamış. Dizi 2013’te başlamıştı. Şarkı ise 2008’de bestelenmiş. Yapımcılar bu şarkının dizinin ruhunu çok iyi yansıttığına karar vererek jenerik müziği olarak seçmiş.Diziyi izleyenler parçayı hemen hatırlayacaktır: If I Had a Heart.
-Vikingler dizisinin jenerik müziğini dinledik: If I Had a Heart. Parçadan önce Şavşat’ı anlatıyordunuz?.. Nerelere gittiniz?
-Şavşat civarında hemen hemen her yeri gezdik. Karagöl’e gittik. Olağanüstü güzel. Hani klasik bir söz vardır, yeşilin her tonu diye. İşte yeşilin her tonunu ben Şavşat’ta gördüm. Bir yerde Artvinli bir milletvekilinin sözünü okudum. Diyor ki, “Ben İsviçre’yi de Alpler’i gördüm. Artvin’i İsviçre’ye benzetiyorlar. Hayır, İsviçre Artvin’e benziyor.” Abartmış mı, bence hayır. Uçsuz bucaksız yeşilliğe ya da benim deyimimle orman denizine bakarken Heidi sanki bir köşeden kuzularıyla çıkacakmış gibi.
-Bu arada siz nasıl gittiniz? Ulaşım kolay mı?
-İstanbul’dan uçakla gitmek isteyenler için iki seçenek var. Ya Kars’a ya da Rize-Artvin Havalaanı’na gidecekseniz. Doğrusu ulaşım için kolay diyemem ama iyi ki kolay değil. Belki ne kadar az kişi giderse o kadar korunur o güzel yerler. Tabii şaka yapıyorum. Böyle söylediğime bakmayın. Ben ilk fırsatta yeniden gideceğim.
-Yine bir soluklanalım mı? Sırada ne var?
-Sırada bu sefer Norveçli bir grup var. Wardruna. Yine Vikingler dizisinde çalan bir parça. Önce şarkıyı dinleyelim, grubu sonra anlatacağım. Helvegen.
-Sizden Şavşat’ı dinlemeye devam edeceğiz ama az önce çalan grubu anlatacaktınız.
-Evet. İki parçasını çaldığımız Danheim’ın tarzı kısaca “Viking temalı sinematik müzik” olarak tanımlanıyor yani biraz daha popüler bir tarz. Wardruna içinse bu türün tarihsel ve kültürel açıdan en saygın temsilcilerinden biri deniliyor. Wardruna, sadece müzik yapan bir grup değil; Eski Nors kültürünü, İskandinav mitolojisini ve geleneksel çalgıları araştırarak bunları modern müziğe taşıyan bir proje. Bu grup da geleneksel çalgıları tercih ediyor. Neler yok ki. Antik lir var. Keçi boynuzu var., bronz boynuzlar, kemik düdükler var. Doğa seslerini, mesela akan suyun sesini bile kullanıyorlar.
Şavşat’a dönelim isterseniz… En çok beğendiğim yer Bazgiret oldu. Bu aslında Gürcüce bir isim. Burası bir köy. Türkçeleştirerek Maden köyü adını vermişler ama herkes Bazgiret’i kullanıyor. Burası yaklaşık 2000 metre yükseklikte. Oradakiler hani neredeyse bulutlarla birlikte yaşıyorlar. İki yüz metre daha çıkınca, yani 2200 metreye olağanüstü güzellikle Bazgiret Şelalesi var… Ercüment Bey, Bazgiret’le ilgili söylemek istediğim, hatta aslında söylemem zorunlu başka şeyler de var. Onun yüzden bir soluklanalım mı?
-Tabii soluklanalım. Sanıyorum yine Wardruna’dan bir parça var sırada…
-Evet. Şarkının adı, umarım doğru telaffuz ediyorumdur, Lyfjaber. Norveç mitolojisinde iyileştiren, tedavi eden dağ anlamına geliyormuş.
-Şarkıdan önce Bazgiret’le ilgili söylemek istediklerim var demiştiniz.
-Evet ve maalesef bu işin biraz tatsız tarafı. Belki tahmin ettiniz hemen konuyu. Maden ocakları meselesi. Bazgiret’le ilgili çok sayıda maden projesi var.
-Hangi madenleri çıkarmak istiyorlar?
-Bakır, çinko, kurşun, pirit ve projelerde resmen geçmese de büyük olasılıkla altın. Ayrıca, HES (Hidroelektrik Santrali) ve RES (Rüzgâr Enerji Santrali) projeleri de gündemdeymiş. Fakat iyi haber şu ki, Şavşat’ta çevre bilinci son derece yüksek. Sadece Bazgiretliler değil, Dereiçi ve Çukur’daki köylüler de bu projelere karşı. Tabii onlara doğaseverler de destek veriyor. Beni en çok etkileyen şeylerden biri, Bazgiret’e girer girmez bir evin üstünde gördüğüm büyük bir pankart oldu. Üzerinde, “Dağ, dere, orman bizim” yazıyordu.
Tabii çevre konusu açılınca programın başında söylediğim Fatoş Bilgin’den, namıdiğer Fatoş abladan söz etmemek olmaz. Sadece ben böyle hitap etmiyorum, o Şavşatlıların Fatoş ablası. Çevre mücadelesinin öne çıkan isimlerinden biri. Programdan önce kendisine bu konuda söylemek istedikleri olup olmadığını sordum. Sadece maden ocaklarına değil, HES’lere ve RES’lere de karşı olduklarını anlattı. Yaylacılık yapılan mera alanlarına RES kurulması planlarına protesto etmek için geçen cumartesi günü Yavuzköy’de bir protesto düzenlemişler. Ayrıca, bir de ÇED meselesi var. ÇED, “Çevresel Etki Değerlendirmesi”nin kısaltması. Fatoş abla bu konuda diyor ki,
“ÇED’in asıl amacı yapılacak proje ile ilgili bölgede yaşayan insanlarla sulh olmaktır. Birinci önceliği budur çünkü yüzyıllar içerisinde oluşmuş kültürel yaşamı erezyona uğratmamak sosyolojik olarak hayati bir konudur. Bir diğer önemli amacı da çevreye zarar vermeden, doğanın dengesini bozmadan kanun ve kurallar çerçevesinde projeyi yapabilmektir. Maalesef özel şirketler ülke genelinde ÇED için uygulanan kanun kurallarını yerine getirmekte zorlandıkları için dolaylı yollardan her türlü hukuksuzluğa başvuruyor. İşte biz halk olarak buna karşıyız. Eğer proje ÇED kurallarına uymuyorsa o proje yapılamaz. Ancak firmalar bu kurallara uymak istemiyorlar. Bürokrasiden ÇED gerekli değildir yazısı alıp işlerini yürütüyorlar veya projeye başlıyorlar mahkemeden yürütmeyi durdurma alınıyor ama firma işine devam ediyor.”
Bir de HES’ler için şunu söylüyor:
“HES’lerin ekonomiye katkısı toplam üretilen enerjinin yıllık yağışlara göre oranı sadece yüzde beşlerde. Hükumet kaçak kullanılan elektriğin önüne geçse bu yüzde beşi çok kolay yakalar. Bu kadar basit bir çözüm için akarsuların, meraların, dağların, bayırların feda edilmesi çok üzücü bir durum.”
Hazır HES’ler konusu açılmışken şunu da ekleyeyim: Şavşat ormanlarla olduğu kadar nehirlerle de kaplı; ilçe Çoruh Nehri’ni besleyen bir ana çay ve buna bağlı 13 büyük dere ile oldukça zengin bir akarsu ağına sahip. Nereye baksanız sadece ormanları değil, dereleri de görüyorsunuz.
Bir de dikkatimi çeken sadece çevre bilinci değil, eğitime de büyük önem veriliyor. Bize anlatılana göre, her köyden en azından bir öğretmen çıkıyor. Bu arada Şavşat’ta çok sayıda ODTÜ mezunu olduğunu duyduk. Bu arada, bir de Efkar Tepesi’ne çıkıp Şavşat’a kuş bakışı baktık. Fakir Baykurt’un da aynı adla, yani Efkar Tepesi adında bir romanı var. Efkâr Tepesi’ndeki kafede Şavşat Belediyesi’nin ilçenin güzelliklerini tanıtmak için hazırladığı bir film gördüm Filmin son cümlesi şöyleydi: “Yaşarken cenneti görmek istiyorsanız Şavşat’a gelin…”
-Cenk Bey, yavaş yavaş programımızın sonuna geliyoruz. Sırada hangi parça var diye soracağım ama bekliyorum bekliyorum hiç Genesis çıkmıyor!
-Evet, zamanında çok çaldığımız için biraz özleyelim istedim! Ama ben ileriki programlarda mutlaka araya sıkıştırırım. Tabii bir de Genesis’in bugün çaldığımız şarkıların tarzıyla gerçekten hiçbir ortak yönü yok. Bonnie Tyler’i onu anmak amacıyla çaldık. Bir de bizi dinleyenlerin aklına şu soru gelebilir: Tamam Şavşat’ı anlatıyorsunuz da neden İskandinav müzikleri çalıyorsunuz? Şu cevabı verebilirim: Çaldığımız bütün şarkıların videolarında hep İskandinav doğası görüntüleri var. E Şavşat’ın da oralardan fazlası olduğuna göre bana uyumlu geldi. Evet, sırada Wardrunda’dan Solringen var. Şarkının diğer adı Beyaz Kuzgun’un İlk Uçuşu.
-Programımızın sonuna geldik…. Son olarak hangi parçayı çalıyoruz Cenk Bey?
-Sürprizi sona sakladım. Aslında sürpriz sayılmaz. Şavşat’tan, Artvin’den bu kadar söz edip de Kazım Koyuncu çalmamak olmaz… Ben de finali onunla yapalım istedim. Ama önce iki duyurum var. Birincisi, programımızın sınırlı süresi içinde kısaca anlatmaya çalıştığım Şavşat’la ilgili Medya Günlüğü’nde uzun bir yazı yazdım. Başlığı: Bulutlarla beraber yaşayanlar. Bir de benim ve Önder Tekeli’nin çektiği fotoğraflar var. medyagunlugu.com adresinde site içinde Şavşat araması yaparlarsa yazıya ve fotoğraflara ulaşabilirler. İkincisi artık klasikleşen duyurum. Programımız pazartesileri yayınlanıyor. İlk cumartesi yani 25 Temmuz’da akşam altı civarı programda çalan müziklere ve diyaloglar Medya Günlüğü’nde yayında olacak.
Geldik aslında sürpriz olmayan sürprize. Programımızı Kazım Koyuncu ile kapatalım istedim. Şavşat’ta yaşanan sevda öyküsüye dayanan türkü: Çift Jandarma.
Şavşat fotoğrafları:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
