Salı, 10 Mar 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Serbest Kürsü

İnsan hakları üzerine

Gürsel Demirok
Son güncelleme: 10 Aralık 2025 23:11
Gürsel Demirok
Paylaş
Paylaş

Birleşmiş Milletler’de 10 Aralık 1948 tarihinde onaylanan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ”insan haklarının anayasası” kabul edilir.

Bildirge, insanın doğuştan sahip olduğu kişisel hak ve özgürlükleri tanımlar. Her insanın yasa önünde eşit olduğunu, işkenceye, kötü muameleye ve onur kırıcı cezalara tabi tutulamayacağını ilan eder. Bildirge, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi yolunda uluslararası toplum tarafından sürdürülen çabalara yol gösterici işlevini bugün de sürdürmekte.  

İnsan hakları; ırk, ulus, etnik köken, dış görünüş, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm insanların yararlanabileceği haklardır. Bu hakları kullanmakta herkes eşittir.

İnsan hakları, tüm insanların hak ve saygınlık açısından eşit ve özgür olarak doğduğu anlayışına dayanır. İnsan hakları, her bir bireye bağımsız seçim yapma ve yeteneklerini geliştirme özgürlüğü sağlar. Bu özgürlükler başkalarının haklarına saygılı olmak ve bu hakları çiğnememe zorunluluğu ile dengelenmekte. Bir başka deyişle, birçok hakkın yanında bir sorumluluk da bulunmakta.

İkinci Dünya Savaşı’nda en az 25 milyon insan öldü. Bu nedenle savaştan sonra kurulan Birleşmiş Milletler’in amaçları arasında insan haklarına ve ana hürriyetlere karşı saygıyı geliştirmek de yer aldı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bu amaca uygun olarak 77 yıl önce 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini kabul etti. 10 Aralık her yıl “Dünya İnsan Hakları Günü” olarak kutlanır.

Bu bildirgenin ardından insan hak ve hürriyetlerini evrensel düzeyde sağlamaya yönelik çeşitli sözleşmeler kabul olundu.

Avrupa Konseyi bünyesinde hazırlanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı bünyesinde kabul olunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bu çerçevede belirtilebilir.

Türkiye, etkili denetim mekanizmaları öngören bütün bu sözleşmelere taraf oldu, Bu sözleşmeleri Türk hukuk sisteminin ayrılmaz bir parçası haline getirdi. Uluslararası alanda bu yükümlülükler üstlenilirken izlenen temel amaç, Türk halkının demokratik ülkelerde mevcut temel hak ve hürriyetlerden yararlanmalarını sağlamaktı.  

Hukuki durum bu olmakla birlikte uygulamada Türkiye’de insan haklarına yeterince saygı gösterilmediği yönünde eleştirilerle karşılaşılmakta. Avrupa Konseyi’nin yanı sıra Avrupa Birliği de Türkiye’ye insan hakları ve özgürlükler konusunda eleştirel yaklaşan kurumların başında gelmekte.

Bu eleştirilerin bir kısmı içtenlikle yapılmakta, bir kısmı da siyasi nedenlerle Türkiye’yi devamlı baskı altına altında tutmak için sürdürülmekte. Diğer bir deyişle, insan hakları siyasi amaçlarla kullanılmakta, siyasete alet edilmekte. Tıpkı dini inançların siyasete alet edilmesi gibi. Dinin inançların siyasete alet edilmesi nasıl yanlışsa, insan haklarının siyasete alet edilmesi de o denli yanlış.

Türkiye’nin insan hakları alanında bazı eksiklikleri olduğu bir gerçek. Bu eksikliklerle ilgili olarak ülke içinde çeşitli baskı gruplarınca  sürekli  iktidarın dikkati çekilmekte. Türkiye dışarıdan gelen yapıcı önerilere de açık. Ancak insan hakları konusunun kimi ülkelerin bölgeye yönelik stratejik hedefleri, amaçları doğrultusunda siyasal amaçlarla Türkiye’ye karşı kullanılmasının kabul edilmesi mümkün değil.  

Öte yandan insan haklarını savunuculuğunu kimselere bırakmayan Batılı ülkelerin çifte standart politikalarına zaman zaman tanık olunmakta. Siyasi amaçları, stratejik hedefleri doğrultusunda insan hakları ilkelerini kimi zaman baskı aracı olarak kullandıkları, kimi zaman da görmezden geldikleri veya umursamadıkları görülmekte.

Bu ülkelerin çifte standart politikalarına pekçok örnek gösterilebilir. Almanya’da  Başkonsolos olarak görev yaptığım tarihlerde (1993-1997) bu ülkede insan hakları ile bağdaşmayan İslam ve yabancı düşmanlığının ulaştığı ciddi boyutu tüm çıplaklığı ile gözleme imkânı bulmuştum. Yabancı düşmanlığı salt Türklere ait iş yerlerinin, derneklerinin ve evlerinin kundaklanmasıyla sınırlı kalmıyordu.

Kimi ahvalde insanlarımıza “ötekisi” muamelesi yapılıyordu. Okullarda kimi öğretmenlerin sınıfta Türkiye’yi, Türkleri ve Müslümanları küçük düşürücü ifadelerde bulunduğuna ilişkin yakınmalar insanlarımızca dile getiriliyordu. Televizyonlarda, Türkleri aşağılayıcı programlar yayınlanmaktan çekinilmiyordu. Bir vatandaşımızca suç işlendiğinde bu konudaki haber gazetelerde vatandaşımızın Türk kimliği öne çıkarılarak yansıtılıyordu.

Aradan geçen zaman içinde Avrupa’da ırkçılık daha arttı. Son yıllarda Müslümanlara ve diğer yabancılara karşı Avrupa kamuoylarındaki ön yargılar giderek güçlendi. Kimi Avrupa ülkelerinde düzenlenen seçimler, ırkçılık ve yabancı düşmanlığının ciddi boyutlarını bütün çıplaklığıyla ortaya koymakta.

Başka ülkelerdeki insan hakları sorunlarıyla yakından ilgili Batı dünyası, ülkelerindeki ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve ayrımcılığa karşı yeterli duyarlılığı göstermiyor. Keza İsrail gibi kendileri açısından stratejik öneme haiz ülkelerin, insan hakları ile bağdaşmayan tutumlarına karşı da kayıtsız, tepkisiz.

Son yıllardaki  baş ağrıları Asya-Afrika kökenli talihsiz göçmenlere karşı Avrupa ülkelerinin takındıkları tutum da insan hakları açısından değerlendirilmeli. Bir vakitler doğal kaynaklarını sömürdükleri, zengin madenlerini götürüp dinlerini empoze ettikleri Asya ve Afrika ülkelerinin insanlarını göçmen olarak Avrupa’da görmek istemiyorlar. Ülkelerine sığınanları geri göndermek için türlü baskı yollarına başvuruyorlar. Sadece yararlanabilecekleri göçmenleri (bilim insanı, doktor, mühendis, sporcu vb.) içlerine alıyorlar. Oysa bu talihsiz göçmenlere ilişkin politikalar ulusal mevzuattan ziyade, uluslararası sözleşmelerin esaslarına göre ele alınmalı.   

Avrupa ülkelerinin ırkçılığa, Müslüman ve yabancı düşmanlığına  karşı mücadelede atacakları adımlar, insan haklarını üçüncü ülkelere karşı salt siyasi amaçlarla kullanmadıklarını gösterecek. İnsan hakları değerlerini gerçekten benimsedikleri, özümsedikleri hususunda önemli bir gösterge olacak.

Çifte standart politikalar, Batılıların insan haklarına ne denli değer verdikleri hususunda kuşkular uyandırıyor. Batı ülkelerinin bu tutumu ayrıca, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kabul edilen BM insan Hakları Evrensel Bildirgesi ve İnsan Hakları Sözleşmelerinin güvenirliğini, saygınlığını zedeliyor. Bu amaçla oluşturulan kurumların itibarını, saygınlığını zedeliyor, denetim mekanizmalarını zaafa uğratıyor. Bugünün küreselleşmiş dünyası ne yazık ki 77 yıl önceki dünyadan, Evrensel Bildirgenin kabul edildiği yıllardan, daha az insan haklarına saygılı, daha az eşitlikçi, daha az özgür, daha az barışçıl bir dünya.

Şunu da göz ardı etmemek gerekir: Avrupa, salt ırkçılığın boy gösterdiği, Nazi artıklarının, karanlık yüzlü insanların yaşadığı bir kıta değil. Aynı zamanda, dünyanın evrensel değerleri olan insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü gibi kavramların doğduğu, geliştiği  bir kıta. Bu ülkelerde, insanlığın bu değerlerini sahiplenen, savunan  insanlar, siyasi partiler, düşünce kuruluşları, sivil toplum kuruluşları da var.

İslam ve yabancı düşmanlığına karşı da, Gazze’de yaşanan trajediye karşı da yönetimlerini uyaranlar da bu çevreler. Önümüzdeki süreçte bu insanları, partileri, kuruluşları önemli görev ve sorumluluklar bekliyor. Irkçılığa, İslam ve yabancı düşmanlığına ülkelerinde meydan vermemeliler.

Yönetimlerini, insan haklarını siyasi amaçlarına, stratejik çıkarlarına alet etmemelileri hususunda uyarmalılar…

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanGürsel Demirok
Takip et:
Emekli diplomat. 1945 yılında doğdu. Darüşşafaka Lisesi'ni 1964 yılında bitirdi. 1968 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. 1969'da Dışişleri Bakanlığı'na girdi. Türkiye Daimi Temsilciliğinde görevli olduğu yıllarda (1974-1977) BM Genel Kurulu 4, Komite (Decolonisation Committee) Raportörlüğüne seçildi. Kuveyt”in, Irak tarafından işgal edildiği tarihlerde, Kuveyt Büyükelçiliğimiz Müsteşarı idi. 1993-1997 yılları arasında Mainz Başkonsolosu olarak görev yaptı. Bu görevde iken girişimlerde bulunarak Mustafa Kemal Atatürk’ün 1917’de Veliaht Vahdettin ile birlikte Almanya’ya yaptığı ziyaret anısına Türk heyetinin kaldığı görev bölgesindeki Bad Kreuznach Park Hotel‘de 23 Nisan 1997 de Atatürk Salonu açılmasını ve ziyaret anısına otelin girişine bir yazıt konulmasını sağladı. Açılış görkemli bir törenle gerçekleştirildi. Otel bugün Türklerin etkinlikler düzenledikleri bir mekâna dönüştü. 1997 yılında Dışişleri Bakanlığı müşaviri olarak atandı. Bakanlık müşaviri iken, Başbakanlık İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu Sekreterya Başkanı oldu. 57. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti döneminde hazırladığı ilerici insan hakları raporu AB Kopenhag Kriterlerinin karşılanmasına yönelik çalışmalarda referans belgesi olarak kullanıldı ve “Demirok Raporu “olarak anıldı. 2000-2004 yılları arasında Zürih Başkonsolosu olarak görev yaptı. Zürih Başkonsolosluğu binasında Park Hotel’deki Atatürk Salonuna benzer bir Atatürk Salonu açtı. Salonda Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarına ilişkin belge ve fotoğraflar yer almakta. Bu salonda da Türkleri buluşturan etkinlikler düzenlenmekte. Mainz ve Zürih‘te Başkonsolos iken vatandaşlarımızla birlikte olmaya, derneklerinin düzenledikleri etkinliklere katılmaya, çocuklarımızı okullarında ziyaret etmeğe, gençlerin sportif müsabakalarına katılmaya büyük önem verdi. 2004 yılında Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Yiğit Alpogan'ın başdanışmanı oldu, 2005 yılında MGK Araştırma ve Değerlendirme Dairesi Başkanı olarak atandı ve bu görevindeyken 2010 yılında yaş haddinden emekliye ayrıldı. MGK Araştırma ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı'na atanmış ilk sivil görevlidir. Atatürk’ün Almanya gezisi ve Avrupa’daki Türkler üzerine kitapları var. Emekli olduktan sonra medyada köşe yazıları kaleme almaya başladı .
Önceki Makale Bugünkü köşe yazıları
Sonraki Makale Mehmet Akif Ersoy’a gözaltı

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörSerbest Kürsü

Ercan’da nasıl ölmek istersiniz?

Alper Eliçin
10 Mart 2026
Serbest Kürsü

Avrupa’daki emekçi Türk kadınları

Gürsel Demirok
8 Mart 2026
Serbest Kürsü

‘Olgunlaşamamış büyükler kreşi’

Tijen Zeybek
8 Mart 2026
Serbest Kürsü

Yapay zekâ yeteneğin sonu mu?

Adil Gürkan
7 Mart 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?