31.3 C
İstanbul
12 Haziran 24, Çarşamba
spot_img

İngilizcenin dilimiz üzerinde artan etkisi

Dil biliminde Orhon Türkçesi ya da Eski Türkçe olarak adlandırdığımız dönemde çok kısıtlı kullanılan birkaç Çince kökenli söz dışında dilimizde yabancı kökenli sözcük olmadığını görüyoruz.

Türkçeye ilk olarak yabancı sözcük girişi İslamiyet’in kabulünden sonra gerçekleşmiştir. Orta Türkçe olarak adlandırdığımız bu dönemde Farsça ve Farsçalaşmış Arapça sözler yoğun bir şekilde dilin içine girmiştir. Sözlerin ötesinde, cümle ve tamlama kalıpları da dile yerleşerek Osmanlı Türkçesi adını verdiğimiz halk tarafından anlaşılması çok güç bir dile evrilmiştir.

Dilimizin ilk acı deneyimi budur ve ders çıkarılması gerekir.

Anadolu’ya yerleşme ve Akdeniz kültürleriyle tanışmanın ardından Yunanca ve İtalyanca sözler dağarcığımıza eklenmiştir.

Tanzimat döneminde yüzümüzü daha fazla Batı’ya çevirdiğimizde ağırlıklı olarak Fransızcadan ödünç sözler alınmaya başlanmıştır.

Ancak İkinci Dünya Savaşı sonrası değişen dünya düzeninde ABD’nin ekonomik, siyasî, sosyal ve kültürel hegemonyası başlamış ve o günlere kadar geçerli uluslararası dil (lingua franca) olan Fransızca tahtını İngilizceye bırakmak zorunda kalmıştır.

1970’li yıllardan itibaren de baş döndürücü hızla yaşanan teknolojik değişimde ABD’nin lider konumu, dünya dillerine çok daha fazla sayıda İngilizce terim ve sözcük girmesine yol açmıştır. Yabancı sözcük almakta tutucu olarak görülebilecek Japonca bile bundan fazlasıyla payını almıştır.

Biz gelelim son birkaç on yıl içinde dilimizde yaşanan sözcük alımı ve kullanımındaki kaymaya. Kullanımı diyorum çünkü aldığımız orijinal sözcük Fransızca bile olsa bugünkü söyleniş şekli İngilizceye evrilmektedir.

Çarpıcı bir kaç örnek ile açıklayalım:

TDK sözlüğünde virüs olarak yazılan sözcük bugün sağlık uzmanları tarafından çoğunlukla virus olarak söylenmektedir.

Aynı şekilde enjektör, enfeksiyon, emitasyon sözleri artık injektör, infeksiyon, imitasyon şeklinde telaffuz edilmeye ve hatta yazılmaya başlanmıştır. Yakında enflasyon yerine inflasyon denirse şaşırtıcı olmaz.

Yıllardır Eurovision yazıldığı hâlde örovizyon şeklinde teleffuz ettiğimiz söz bugün yaygın olarak yurovizyon olarak kullanılmaya başlanmıştır

UNICEF de artık ünisef değil yunisef, UNESCO artık unesko değil yunesko olarak söylenmektedir. Yakında Uganda’ya yuganda denmesi de şaşırtmayacaktır…

Miting sözü İngilizce kökenli (meeting) olmasına rağmen dilimizde Fransızca telaffuz şekliyle kısa i’lerle söylenir(di). Son yıllarda İngilizcedeki gibi ilk i’nin uzun okunduğu miiting şeklindeki kullanımı yaygınlaşmıştır.

Benzer biçimde eskiden yaygın olarak mönü şeklinde kullanılan sözcük bugün İngilizce menüye evrilmiştir.

Çok daha çarpıcı bir örnek daha var:

BJK’ye (Beşiktaş Jimnastik Kulübü) adını veren jimnastik sözü artık devletin resmî federasyonu tarafından cimnastik olarak yazılmaktadır. Türkiye Cimnastik Federasyonu! Bir devlet kurumu olan TDK doğru sözün jimnastik olduğunu belirttiği halde yine aynı devletin başka bir kurumu olan federasyon nasıl bu şekilde kullanır ve TDK neden bu yanlışı düzeltme gereğini duymaz? Bunlar yanıt bekleyen sorulardır.

Telaffuz kaymasını bir kenara koyarsak İngilizcenin dilimiz üzerindeki diğer etkilerine de bakabiliriz.

İngilizcenin etkisi yaşamın teknoloji dışındaki alanlarında da gözlenmektedir. ABD, sadece teknoloji terimlerini değil aynı zamanda gelişen kitle iletişim araçlarının sayesinde Amerikan yaşam biçimini de ihraç etmektedir.

Yüz yıldan fazla süredir bildiğimiz plajlar artık beach olmuştur. Beach ve gardenpartileri sosyal yaşamın içine girmiştir. Çok gerekli bir söz olan gardenparti TDK sözlüğümüze bile girmeyi başarmıştır.

Kapalı havalarda beş yıldızlı otellerde alınabilecek brunch ise henüz bu başarıyı gösterememiştir!

Fast food yemek alışkanlığımıza çoktan giren ketçaplı mayonezli hamburgerlerimize hotdog da eklenmiş, pankek ve muffinle birlikte sözlüğe girme sırasını beklemektedir.

Free shoplardan sonra pet shoplarımız olmuştur. Evcil hayvan yerini pet sözüne teslim etmiş durumdadır.

Bazılarının adlarında mall veya center sözleri olan AVM’lerimiz bizi outletlerle tanıştırmıştır.

Manikür salonları artık nail studio, berber dükkanları barber shop olarak yeniden tanımlanmıştır.

Vintage ürünlerin satıldığı antikacı dükkanlarımız vardır artık. Onların da yakında pawn shoplara evrilmesi bizi şaşırtmayacaktır. Çünkü bu sözler daha şimdiden belgesel kanallarında kullanılmaktadır.

Müzik kanallarında yeni soundlar dinliyor, soundtrackler arasında yolculuk yapıyoruz. Uygulamayı indirip podcastleri dinliyoruz. Birçok kanalda kullanılan bu moda sözlerin sözlüklerde yer almamasını yadırgıyoruz.

Tuttuğumuz takımın oyuncusu hat trick yapınca coşuyoruz. TDK sözlüğünün sözcüğü olduğu gibi aldığını ve üçleme sözünü karşılık olarak verdiğini görüyoruz. Ancak spor yorumcularının hiçbirinin üçleme dediğine tanık olmuyoruz.

Jimnastik salonlarımız önce fitness centera, sonra da wellness centera evrilmişlerdir. Kendine sağlıklı yaşam merkezi demekte direnen az sayıda salona rastlanabilir.

Asırlık kaplıcalarımızın spaya dönüşmeleriyse ağzımızı açık bırakmaktadır!

Sevan Nişanyan’a göre badigard, TDK’ye göre bodyguard sözü korumanın yerine göz dikmiş durumdadır.

Yürütme Kurulu Başkanı yerine yerleşen İngilizce Chief Executive Officer kısaltması olan CEO sözü, kimileri Baş Yönetici şeklinde kullansa da, dile yerleşme yolunda mesafe kat etmiştir. CFO, COO, CTO ve diğerleri de sıraya girmişlerdir.

Marketlerimiz sütten peynire, koladan sigaraya kadar light ürünlerle doludur. TDK sözlüğü light sözü için “bkz yeğni” dese de bu sözün tutma şansı çoktan ortadan kalkmıştır.

TDK, sözcüğün yazımını yıllarca vidyo olarak gösterdiyse de sonunda video olarak değiştirmiştir.

Baybay sözü çocuklar ve gençler arasında yıllardır kullanılır ama sözlüğe bir türlü girememiştir.

Chat sözü TDK sözlüğüne girdi bile! Sanal sohbet olarak açıklanıyor. Sanal ortamda dilin nasıl katledildiğine burada hiç girmeyeceğim!

Gördüğünüz üzere verilen örneklerin hiçbiri teknolojik, bilimsel ya da meslek gruplarına özel sözcük ve terimler değildir. Tamamı günlük yaşamın ve dolayısıyla konuşma dilinin içine giren sözlerdir.

Bir dilde yeni bir kavramın karşılığı yoksa ve TDK gibi dilin gelişiminden sorumlu bir kurumunuz varsa, bu kurum dilin kuralları çerçevesinde bir söz üretir ve halkın kullanımına sunar.

Bazı durumlarda TDK yabancı sözcük için bir karşılık önerir ancak yabancı sözcük dile çoktan yerleşmiştir ve kolay kolay değişmez. Baypas sözü buna örnektir. Köprüleme ameliyatı diye bir şey duysanız anlam bile veremeyebilirsiniz.

Ancak kullanılmaya başlanılan yabancı sözlerin dilimizde zaten bir karşılığı varsa o zaman bu yabancı sözlerin kullanımı anlamsızdır.

Engel sözü varken handikap, anlık veya kendiliğinden diyebilecekken spontane, küresel olduğu halde global, yasa dışı demek çok kolayken dilimizin yapısına hiç uymayan illegal, veri varken data, anlayış ve tasarım gibi anlamlı sözlerin yerine mantalite ve dizayn sözlerinin dile katılmış olmaları  herhangi bir gereksinimi karşılamadıkları gibi dilde kirliliğe yol açmaktadırlar.

İngilizceden Türkçeye gereksiz yere giren sözcüklerin tamamını elbette burada gösterme olanağımız bulunmuyor.

Bitirmeden önce belirtilmesi gereken bir başka nokta da İngilizcenin dilimiz üzerindeki bozucu etkisini Türkçe sözlerde de üzülerek görüyor olmamız:

Türkçede ayrı yazılması gereken hoş geldiniz bitişik yazılan İngilizce welcome sözü gibi son yıllarda hoşgeldiniz şeklinde bitişik yazılmaya başlanmıştır. Diğer tüm Türk dil ve lehçelerinde ayrı yazılır.

Doğum günü ve yaş günü sözleri de benzer biçimde İngilizce birthday sözünün etkisi altında doğumgünü ve yaşgünü olarak yazılmaktadır.

İş adamı sözünün işadamı şeklinde yanlış yazılması da akla businessman sözünü getirmiyor değil.

İşin üzücü yanı insanların yanlış yazdıklarının farkında bile olmamaları ya da umursamamalarıdır.

Aslında tüm bu olumsuz gelişmelerin temelinde eğitimimizin kalitesindeki dramatik düşüşün sonucu olarak insanların analitik düşünmeden uzaklaşmış olmaları ve doğrusunu aramadan kulaktan duyma bilgileri kabul etmeleri yatmaktadır.

Dildeki bu kendine yabancılaşma sürecinin önüne geçmek için hiçbir önem alınmadığı ve hiçbir çaba harcanmadığı durumda, geçmişte olduğu gibi gelecekte de dilimizin ağır yaralar alması kaçınılmaz olacaktır.

Dilimizin yarını için üzerinde en çok düşünülmesi gereken konu budur.

Ömer Yalçınkaya

ODTÜ Ekonomi Bölümü’nden 1985 yılında mezun oldu. IBM, DEİK, Siemens ve Koç Grubu’nda çalıştı. ABD, Polonya, Rusya, Özbekistan, Kazakistan, Ukrayna ve Çin’de toplam 18 yıl yaşadı. 80 ülkede bulunmuş bir dünya gezgini. Bir Türkçe sevdalısı. Türkçe ve Türk Dilleri üzerine 35 yıldır çalışmalar yapıyor. Dünya kağıt paraları uzmanı ve koleksiyoncusu. International Bank Note Society’nin (IBNS) Başkan Yardımcısı ve 10 yıldır Yönetim Kurulu Üyesi. Kazakistan’ın Banknotları üzerine İngilizce, Rusça ve Kazakça kitaplar yazdı. İngilizce, Rusça, Ukraynaca, Fransızca ve biraz da Çince dışında birçok Türk Dilini biliyor. İleri düzeyde hayvansever. Fotoğraf ve belgesel tutkunu. Fenerbahçeli. Hepsinden önemlisi bir Türkiye ve Atatürk aşığı.

Ömer Yalçınkaya
ODTÜ Ekonomi Bölümü’nden 1985 yılında mezun oldu. IBM, DEİK, Siemens ve Koç Grubu’nda çalıştı. ABD, Polonya, Rusya, Özbekistan, Kazakistan, Ukrayna ve Çin’de toplam 18 yıl yaşadı. 80 ülkede bulunmuş bir dünya gezgini. Bir Türkçe sevdalısı. Türkçe ve Türk Dilleri üzerine 35 yıldır çalışmalar yapıyor. Dünya kağıt paraları uzmanı ve koleksiyoncusu. International Bank Note Society’nin (IBNS) Başkan Yardımcısı ve 10 yıldır Yönetim Kurulu Üyesi. Kazakistan’ın Banknotları üzerine İngilizce, Rusça ve Kazakça kitaplar yazdı. İngilizce, Rusça, Ukraynaca, Fransızca ve biraz da Çince dışında birçok Türk Dilini biliyor. İleri düzeyde hayvansever. Fotoğraf ve belgesel tutkunu. Fenerbahçeli. Hepsinden önemlisi bir Türkiye ve Atatürk aşığı.

İlginizi Çekebilir

4,757BeğenenlerBeğen
678TakipçilerTakip Et
11,500TakipçilerTakip Et

Popüler İçerikler