Bin dokuz yüzlerin ilk yarısında Portekiz diktatörü Salazar, ülkesini FFF ile pek güzel yönettiğini söylemiş. Diktatöre bile yöntem gerekiyor elbette.
FFF, Futbol, Fatima ve Fado kelimelerinin kısaltılmışı. Açık bir el simgesiyle bildiğimiz kutsal Fatima (Fatma/Fadime) bu üçlemede dini (Katolik) temsil ediyor. Ancak sonradan revizyon yapıp Fatima yerine Fiesta kelimesi konmuş, dincilerle başları belaya girmesin diye herhalde.
Fiesta, sokaklara dökülüp çılgınca eğlenmeyi anlatıyor. Çingenenin şenliği, Venediklinin festivali, Brezilya’nın karnavalı filan gibi Portekiz’in de oldukça taşkın bir eğlence biçimi Fiesta. Bizdeki panayır ya da festivaller azıcık benzese de aslında Fiesta’nın tam karşılığı yok bizde. Sapıtmalarımızı açıktan yapmayıp kapalı kapılar ardına ustaca gizlemeyi becerdiğimizden herhalde. Sapıtık yeme içme, alkol uyuşturucu ve seks katmanları yüzünden, “Meyhane-Kerhane” ikilisini buna karşılık saysak panayırdan daha çok uyar bence. Benim jargon demode kaçtıysa yeni zibidilerin diliyle “Partileme” de diyebiliriz buna. Bizim fiestalarımızın adı sizce başka bir şey de olabilir ama sakın ola açıkça yazmaya kalkmayasınız…
Fado ise Portekizlilerin acıklının da acıklısı yani damardan (!) türküleri. Ehh, bunun karşılığına da Müslüm baba ve Tilbe ablanınkiler başta olmak üzere arabesk müziğimizi koyabiliriz. Zaten aslı astarı aynı. Birinci F olan futbol da bizde de tamı tamına aynı şey zaten…
Bu üç F toplumları uyutmanın en etkili yolu diye tanımlanmış. Açıkça “Halkın afyonudur” diyen bu sosyolojik yaklaşım doğrusu bana biyolojik de gelir. Her üçü de hımbıllaştırma garantilidir çünkü.
Hımbıllık deyince, spor denilen şey bedenimiz için tartışmasız en yararlı şeylerden biridir. Ayrıca spor bireysel değil de takım halinde yapıldığında dayanışmayı güçlendiren, iş birliğini geliştiren harika bir yöntemdir. Öyleyse futbol neden halkın afyonu sayılmıştır? Çünkü oynayan bir avuç kişiyi bir yana bırakırsak, aktif katılmak yerine hayatın seyircisi kılar insanları. Koltuğa gömülüp izlersin başkalarının yaptıklarını. Takımla ve oyuncularla özdeşleşir, sanki kendin yapıyormuş gibi hissedersin ama aslında senin kılın bile kıpırdamaz. Seyirci olmak atalettir çünkü. (Demek gol atılınca sen yerinden fırlayıp çığlıklar atıyorsun. Yapma yaaa, bayağı hareket ediyorsun demek. Başaramayanlara küfrederek de rahatlıyorsun demek. Küfret elbette, zaten istenen de tam olarak bu. Yanlış düzenin kişisel hayatından çaldıklarına yönelik biriken öfkeni yanlış yere kusman yani…)
Fiesta öyle pasif bir şey değil ama. Sokaklara dökülüyor, tepiniyor, dans ediyor yani bol bol hareket ediyorsun. Olmadığın kişilerin görüntüsüne büründüğünden seni nasılsa tanımayacaklarını düşünerek normal kimliğinle yapamayacaklarını rahatça yapıyor, çokça yiyor, bolca alkol ve uyuşturucu tüketiyor, denk düşürebilirsen seksi de ekliyor, sonuçta gerçekten rahatlıyorsun. (Tıpkı eşinle yapamadığını bilmem kimlerle yapman, çocuklarının önünde söyleyemediğini maçlarda fora etmen gibi. Gevşeyip rahatlamak mı diyorsun buna da? De tabiii, deee! Zaten amaç tam da bu. Öyle ya da böyle boşal ki asıl patlaman gerekenlere patlayamayasın…)
Fado ya da arabeske ne buyrulur peki? Acıdan kıvrananların hıçkırıkları, en yüksek perdeden yansımasın mı yani duvarlara? Olur mu hiç öyle şey. Aşk acısı başta olmak üzere çektiğin bütün acıları şarkının sözleri ve ezgisiyle sal gitsin. İçin boşalsın da rahatlayasın. (“Gizli sevdamı, başımın belalarını ve kanayan yaralarımı içimde tutacağıma dilimden dökülsün de başımdan gitsin” mi dedin? Sal gitsin dedim ya. Başkasının gözyaşlarının ardına gizlen, kendi duygu ve düşüncelerine sahip çıkıp gerekeni yapmak yerine. Ağla sızla da sonra otur oturduğun yerde. Böylece devam et, aynı çarkı döndürmeye…)
Aktif çözümler peşinde çaba sarf etmek yerine pasif boşalmalar çok önemlidir. Halkın gücü, bireyin değil bir araya gelebilen insanların gücü öylesine büyüktür ki diktatörlerin en çok korktukları şey budur. Diktatörü vitrine koyup arka planda kendi çarklarını ustaca döndürenlerin en büyük korkuları budur. O yüzden en ağır cezaları uygularlar, halkı harekete geçmeye ikna edebilecek kapasitesi olanlara. Herhangi bir şey yapmaları bile gerekmez cezalandırılmaları için, potansiyelleri öylesine korkutucudur çünkü. “Darağacında 3 fidan” güzellemelerinin arka planı budur…
FFF en önemli silahlarıdır, gerçek iktidarı elinde tutanların. Hep işe yaramıştır ve hep işe yarayacaktır, halkın ebedi soyguna diren(e)memesinde. Bakmayın siz salak Salazar’ın bu en derin sırrı ifşa etmesine. Değişik kalıplarda yeni sürümleri piyasaya sürülür ve her seferinde gene işler bu FFF formülü.
Devran hep aynı devran olarak kalacaksa, FFF çok ama çok önemlidir. Aman sakın ha siz de sorgulamayasın. Ancak, olur da sorgular ve peki ama bu üç F yerine hayatımıza ne koyalım derseniz, cevap çok basit aslında. O da üç harfli ama harflerin anlamları bambaşka elbette. O da artık kalsın haftaya…
Not: Ünlü karnavallara göz atmak isterseniz
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
