Eski Yeşilçam filmlerinden hatırlayanlarınız olacak. Hani haşarı oğlan takıldığı kıza ayna tutar. Kız önce kızarır bozarır, kızar ya da kızmış gibi yapar ama filmin sonunda oğlana razı olur ya, sanırım aynısı başımıza geliyor. Hayatımızın orta yerine ayna tutuluyor.
Önce ayna tutmak nedir hatırlayalım. Aynanın tek marifeti var, yansıtmak. Yansıttığı da ne, ışık. Eğer aynayı eğerek doğru açıyı yakalayabilirseniz bir yandaki ışığı yakalayıp başka bir yana gönderebilirsiniz. Üstelik ayna yüzeyinin eğimiyle orantılı olarak genişçe bir ışık demetini dar bir demete dönüştürerek, aldığınız ışığın daha da parlak biçimde yansısını oluşturabilirsiniz.
Dünyamız güneşten aldığı ışık sayesinde var. Dünyanın dönüyor olması yüzünden de bu ışık gündüz var ama gece yok. Zaten o yüzden de güneş ışığı değil gün ışığı demişiz adına. Ancak şimdi birileri niyeti bozmuş, gecelere de gün ışığı sağlayacakmış, ayna yardımıyla.
“Time” dergisinde (7.9.2026) yeni okudum. Amerika’nın bu konudaki yetkili kurumu FCC (Federal Communications Commission) “Reflect Orbital” isimli bir şirketin çok özel bir uydusuna izin vermiş. Bu uydu, 18 metre çapında bir ayna ve işi güneş ışığını yakalayıp dünyaya yansıtmak. Plan çok basit ama sonuçları inanılmaz.
Bu aynayı yörüngeye yerleştiren şirketin amacı elbette ticaret ve henüz pazarlamakla meşguller. Parayı kim öderse, konumunu bildireceği arazisini gece vakti uzaydan yansıtacakları gün ışığı ile aydınlatacaklarmış. Bu sene iş tutarsa gelecek sene için niyetleri 36 uydu yerleştirmek. 2030 olmadan da 5 bin uyduya erişeceklerini düşünüyorlarmış. 2035 için hedefleri ise 35.000 uydu.
Şirket, vizyonlarını anlayarak ruhsat veren FCC kurumuna minnet duyuyor. “Bu aynalar yapılacak araştırmalara katkı sağlayabilir, kurtarma operasyonlarına yardımcı olabilir, solar istasyonlarını daha kolay şarj edebilir, tarımı artırabilir” vs. diye anlatıyor da anlatıyor.
Bu projeyi eleştirenler ise insan ve hayvanların gündüz gece döngüsünü (sirkadiyen ritmi) bozacağını düşününler. Elektriğin keşfi zaten uykunun içine etti, bir de bu gerçekleşirse hepten ayvayı yeriz, diyorlar. Uykunun bozulması beden ve akıl sağlığının da bozulmasına neden olduğundan. Ayrıca tarımı artırmak bir yana, bitkilerin döngüsü de bozulacağı için kolayca ölürler, diye de ekliyorlar. Eee bitki yoksa hayvan yok, her ikisi yoksa insan da yok elbette.
Dünyanın başındaki belalardan biri de çok da dillendirilmeyen ışık kirliliği zaten. Elektrik sayesinde yaptığımız bina ve yol aydınlatmaları, hele hele büyük şehirlerdekiler, bitkilerin de hayvanların da dolayısıyla bizim de çanımıza ot tıkıyor. Buna bir de gece vaktinin gün ışığı eklenirse…
Şirketin yöneticileri “Elan Musk’ın şirketi SpaceX’in 10.000 uydusu zaten yörüngede flaş yakıp duruyor. Bizimki onunkinin elli de biri bile değil” diye savunuyor. “Ayrıca kimse endişelenmesin, biz ışığı nereye yansıtacağımızı kesin biçimde hesaplayacağız” diyorlar.
Bu ilk uydu aynanın adı “Earendil” eski İngilizcede sabah yıldızı demekmiş. Bu aynanın kapasitesi 6 bin dönümü aydınlatmaya yetiyormuş ki bu dolunayın sağladığı ışığa denkse de aslında ayın güneşe ayna oluşunun başarısına denk değil çünkü 5 dakikalık ömrü varmış. Bunu okuyunca “Aman sen de, beş dakikalık dolunaydan ne olacak?” diye düşündümse de şirket “Bunlar mesele değil, ilk denemenin gücü bu kadar ama sonrası gelecek, rakamlar çok değişecek” diyor. Örneğin gelecek sene 36 uydu ile 2.5 saat aydınlatma yapabileceklermiş, 2030 planı gerçekleştiğinde ise bütün dünyanın sokak lambalarını aydınlatacak kadar ışık verebileceklermiş. Elektrik olmadan aydınlanabilecekmişiz yani. HES’ler fesler tümden güm yani.
Astronomlar bu gidişe fena halde karşılar. “Bu yapay ışık demeti birimizin gözüne denk gelse kör olduk gitti” diyorlar. “Amerikan dolarlarını böyle zırvalıklarla ziyan etmeye kimsenin hakkı yok” diyorlar.
Onayı çoktan alıp ilk aynayı yörüngeye yerleştirmiş olan şirketse kararlı. “Biz ışığı sadece ve kesinlikle isteyenlere yansıtacağız. İstemeyeni ışıldatacak değiliz” diyerek şimdilik noktayı koyuyorlar.
İyi ya da kötü sonuçlansa da bir kere bu yola çıkılmış durumda. Sonuçta bizler Yeşilçam’daki kız gibiyiz. Kızsak da istemesek de sonuç belli; hayatımızın göbeğine ayna tutuluyor. “Bekle ve gör” dışında elimizde ne var ki?
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
